Asıl incelik, görüntüyü paylaşan kişinin “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan 2 yıl hapis cezası almasıyla başlıyor.
Evet, yanlış anlamadınız.
Köpek öldü, ama özel hayat kurtarıldı.
Demek ki kaldırımda uyuyan bir canın ezilmesi kamu meselesi değil; ama bunu kayda almak, işte o çok mahrem. Kimin mahremiyeti mi? Taksinin. Lastiğin. Belki de asfalttaki izlerin.
Burada hukuk adeta bir Zen ustası gibi çalışıyor:
“Olaya değil, olayı gösterene bak.”
Şiddeti ifşa etmek suç, şiddetin kendisi ise çoğu zaman “talihsiz bir olay”. Görüntüyü paylaşmasaydınız, köpek belki yine ölecekti ama en azından kimse rahatsız olmayacaktı. Toplum huzuru bozulmazdı. Ne güzel düzen.
Bu kararla birlikte yeni bir hukuk prensibi de doğmuş oluyor:
“Görmezsek olmamıştır.”
Artık vatandaşlar daha dikkatli olmalı.
Bir kaza mı gördünüz? Bakmayın.
Bir haksızlık mı yaşandı? Duymayın.
Bir hayvan mı öldürüldü? Telefonu çıkarırsanız asıl suçlu siz olursunuz.
Adalet terazisi burada çok hassas çalışıyor:
Bir kefeye ölen bir can,
Diğer kefeye WhatsApp paylaşımı.
Ve sonuç: Paylaşım daha ağır.
Elazığ Cezaevi’ne teslim olan Melek Akarmut, aslında bize şunu öğretiyor:
Bu ülkede vicdan göstermek risklidir.
Şahitlik etmek tehlikelidir.
Ama susmak… son derece güvenlidir.
Belki de bundan sonra tabelalar asılmalı:
“Bu ülkede adalet vardır.
Ama kamerayı kapatınız.”
Prof.Dr.Fahrettin DEMİR
Yorumlar
Kalan Karakter: