TÜRKİYE DE HAYVANCILIĞI BİLEREK ÇÖKERTTİLER
Reklam
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

TÜRKİYE DE HAYVANCILIĞI BİLEREK ÇÖKERTTİLER

25 Mart 2024 - 01:33



Necdet Topçuoğlu

Türkiye’nin ekonomi politikasına bir bütün olarak bakmak gerekir. Ekonomi uzmanları bunu Makro Ekonomik Politikalar olarak tanımlamaktadırlar. Tarım ve hayvancılık politikalarını da ekonominin genel dengeleri içinde değerlendirmek zorunludur. Bir ülkenin genel ekonomik durumu bozuk ise, tarım ve hayvancılık politikalarının sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle sorunların çözümüne bir bütün olarak bakmak gereklidir. Tarım denilince, alt sektörler olarak bitkisel üretim, hayvancılık ve su ürünleri 
akla gelmektedir. Bitkisel üretimde bütün tedbirler alınsa bile tohumluk sorunu çözülmedikçe üretimin artırılması mümkün değildir. Hayvancılık da damızlık sorunu çözülmedikçe üretim artırılamaz. Su ürünlerinde ise kirlenme ve 
trol önlenmedikçe üretimin artırılması söz konusu değildir. Maalesef Türk tarımında bu sorunlar halen çözülememiştir. 

Türkiye’nin hayvan varlığında dengeler 1990’lı yıllarda bozulmaya başlamıştır. Büyükbaş hayvancılıkta damızlık ihtiyacının karşılanması, yerli üretimden vaz geçilerek, yurt dışından ithal edilen gebe düvelerle yapılmaya başlanmıştır. Bu uygulama kısa zamanda amacından sapmış, damızlık hayvan yerine, canlı hayvan ithalatına dönüşmüştür. Başka ülkelerdeki kasaplık sürülerden ithal edilen dişi düveler, damızlık fiyatından Türk çiftçisine satılmıştır. Bu durum zamanla adeta yolsuzluğa dönüşmüştür. Diğer yandan Doğu Anadolu Bölgesinde mera ve yayla hayvancılığı şeklinde yapılan küçükbaş hayvancılık terör sebebiyle yapılamayacak hale gelmiştir. Çobanlar kendi köylerinde korucu olmayı tercih etmişlerdir. Kaynak Kullanımını Destekleme Fonundan faydalanarak kurulan tavukçuluk işletmeleri birer birer iflas etmişlerdir. Bu sebeplerle, hayvancılığın alt bölümleri arasındaki dengeler bozulmuştur.

Hayvancılık üretimini bilimsel kurallara göre planlayan gelişmiş ülkelerde, sığır etini destekleyen et domuz etidir. Türkiye de ise sığır etine, küçükbaş hayvan ve kanatlılar eti destek olmaktadır. Küçükbaş hayvan ve tavuk etinde meydana gelen azalmalar sebebiyle, sığır eti aşırı talep baskısı altında kalmıştır. Bu durum Türkiye büyükbaş hayvan varlığının hızla azalmasına sebep olmuştur. Yanlış politikalar sebebiyle bozulan dengeler bir türlü kurulamamıştır. Et hayvancılığı, süt hayvancılığının sonucudur. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıkta süt, ana demektir. Ana olmadan yavru olması mümkün değildir. Doğan yavruların doğal olarak yarısı erkek yarısı dişi olmaktadır. Dişiler damızlık, erkeler ise kasaplık olarak kullanılmaktadır. Dişi hayvan kesilmesi yasaklanmalıdır. Süt hayvancılığı artırılmadan et sorununun çözülmesi mümkün değildir.

Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu ve Yem Sanayisi Genel müdürlüğü ilk özelleştirilen kurumlar arasında yer almışlardır. Bu satışlar Türkiye hayvancılığına indirilen ilk büyük darbeler olmuştur. 1999 yılında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığında göreve gediğimizde ekip olarak, ilk yaptığımız iş hayvan ithalatını yasaklamak olmuştur. Sonra Türkiye Hayvancılığını Geliştirme Projesi hazırlanarak hızla uygulamaya konulmuştur. Projenin yürütülmesi benim sorumluluğuma verilmişti. Bir yandan proje uygulamaları devam ederken, Et ve Balık Kurumunun yeniden kurulmasını sağlamıştık. Süt Kurumu ve Yem Sanayisinin tekrar kurulması gerekiyordu, ancak güçlü lobiler engel olmuşlardır. Halen faaliyette bulunan Et ve Süt Kurumunda, sütün sadece adı bulunmaktadır. Kurumun süt ile ilgili en küçük bir faaliyeti bulunmamaktadır.

Et ve Süt Kurumu, Türkiye et piyasasının %4,5’ini kontrol edebilmektedir. Fiyat düzenlemeleri için bu oran yeterli değildir. Etkili bir fiyat düzenlemesi için Kurumun et piyasasının %20’sini kontrol etmesi zorunlu görülmektedir. Ancak hayvan ithalatından büyük vurgunlar vuran ithalat lobisi buna izin vermemektedir. Tarım Bakanlığı’nda yılda ne kadar damızlığa ihtiyaç duyulduğu bilinmemektedir. Amaç üretmek olmadığı için bunu doğal karşılamak gerekir. Canlı hayvan ve et piyasası tamamen ithalat lobisinin elinde bulunmaktadır. Piyasa ithalata dayalı olduğundan, döviz kurlarındaki artışlara bağlı olarak et fiyatları hızla yükselmektedir. Fiyat düzenlemesinden sorumlu olan Et ve Süt Kurumu yetkililerinin, kuyruklar uzadığı için et fiyatlarına zam yaptık açıklaması, sözün bittiği yerdir. Diğer yandan Türkiye de et piyasası alev alev yanarken, Katar’a canlı hayvan ihraç edilmesini okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum.

Meslek hayatında uygulamanın içinde yer almış, 27 yıl gibi uzun bir süre hayvancılık üretimini denetlemiş eski bir bürokrat olarak, bu politikalarla tarım ve hayvancılığın sorunlarının aşılamayacağını söylemem mümkündür. Sorunların neler olduğunu herkes söylemektedir. Esas olan çözümlerin söylenmesidir. Bu hükümet sorunları çözemez, çünkü tarım ve hayvancılığı bilerek çökertmişlerdir. Alternatif Hükumet göreve gelirse, derhal bir ‘’Acil Eylem Planı’’ hazırlaması şarttır. En kısa zamanda dişi hayvan kesilmesi yasaklanmalıdır. Dişi hayvan ana demektir. Ana olmadan üretimin yapılması mümkün değildir. Hayvan ve hayvan ürünleri ithalatı ya yasaklanmalı, ya da gümrük vergileri yükseltilmelidir. Erken kuzu kesimi et ziyanı olduğundan yasaklanmalıdır. Hayvan doğumlarında dişi yavru sayısını artırmak için gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, cinsiyeti belirlenmiş sperma kullanılmalıdır. İşletme hayvancılığı yapan büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı üreticilerine %50 oranında yem desteği verilmelidir. Et ve Süt Kurumunun piyasanın %20’sini kontrol edecek şekilde güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Hayvancılığa verilen kredi faizleri düşürülmelidir. Süt, Et ve Süt Kurumundan ayrılarak ayrı bir kurum haline getirilmelidir. Yem sanayi yenide kurulmalıdır. Su Ürünleri Kooperatifleri desteklenmelidir.

Türkiye her yıl Kurban bayramında bir milyon büyük, 4 milyon küçükbaş hayvanı kurban olarak kesmektedir. Ülkenin bir yılda tükettiği etin %30’u bir günde piyasaya girmektedir. Büyükbaş, küçükbaş ve kanatlılar üretimi planlanırken ülkenin bu özel durumu dikkate alınmalıdır. Bir ülkenin hayatında tarım ve hayvancılık stratejik öneme sahiptir. ‘’Tohumluğunu değirmene, damızlığını kasaba gönderen milletler gelecek yıllarda ekmeksiz, etsiz ve sütsüz kalmaya mahkumdur.’’ Türkiye 1990’lı yıllardan itibaren bu yanlışlıkları yaptığı için, bu gün gıda darboğazı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Tarım uzun vadeli bir sektör olduğu için sorunların kısa vadede çözülmesi mümkün değildir.

(25, Mart, 2024-Ankara)

Bu yazı 262 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum