Anadolu'nun Beklenen Kurtarıcısı
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

Anadolu'nun Beklenen Kurtarıcısı

13 Eylül 2021 - 11:48

Halden Anlayanlara
‘’ Biz bite, tahta kurusuna kızmasını biliyoruz, onları getiren pis vücuttan iğrenmesini bilmiyoruz’’
 

Millet olarak Cumhuriyet devrinden bu yana üzerinde doğru dürüst çalıştığımız bir eğitim sistemimiz olmadı. Adeta bir yap-poz tahtası gibi her gelen hükümet, bir milletin gen bankası kadar önemli olan bu kurumu kendi rengine kendi idealine ve kendi desenine uyarlama sevdasına kapıldı. Ama hiç bir siyasi düşünce kendi çıkarlarını, kendi mensuplarını, kendi yandaşlarını düşündüğü kadar bile eğitimi ve öğretimi düşünmedi. Çünkü mektep kısa vadede kazandıran ve cepleri dolduran bir üretim alanı değildi ve olamazdı.
Milletlerin yıkılışında belli saikler başrol oynasa da, muallim ve mürebbiler kendi davasına aşk derecesinde bağlı olma, genç nesle rol model olma sevdasından asla vazgeçmemişti. Onların nefesi, aşkı ve ideali sönük olarak günümüze kadar ulaşmayı başarmış olsa da, hiç bir ülke bizim kadar eğitimini, eğitim sistemini ve muallimini ihmal etmedi. 20. Asrın insanı çok değişik ruhu bunalımlar yaşasa da Almanya, İngiltere ve Fransa gibi devletler, bir milletin kurtuluş ocağının mektep, mürebbisinin de muallim olduğunu gerçeğinden asla kopmadı. Çünkü, onlar da muallimi kurtarıcı bir el, mektebi karakterlerinin şekillendiği, duygu ve düşüncelerinin torpülendiği bir ocak olarak kabul ediyordu. Filozofu, bilim adamı, araştırmacısı kim varsa ''bu benim vazifem değil'' demeden, kariyer ve gurur meselesini bir kenara atarak kapı kapı dolaşıp, küçük ölçekli toplantılar, söyleşiler ve sohbetler yaparak, mektep ve muallim aşkını gönüllerde hep diri tutmayı başarmışlardı. Yoksa Fransız tarihçisi Mathiez, kendi evlatlarını kurtaracak ‘’İdeal Müallim’’ konferansını verirken kürsüde vefat eder miydi?
 
Rol Model Muallimler
Her şeyden evvel, kendi mesleğine, mektebine ve öğrencisine aşk derecesinde bağlanacak ve genç nesle rol model olabilecek muallimlere ihtiyaç vardır. Akifler gibi, kışın yazlık ceketle gezerken, asla geçim derdine, paraya ve şöhretin öldürücü ısırığına yenik düşmeyen mürebbilere ihtiyaç vardır. Fadakarlığı anlatan değil, bizzatihi yaşayan ve yaşatan ve öğrencilerine  bir evlat aşkıyla bağlı olan öğretmenlere ihtiyaç vardır.
 
Muallim, sadece mektepte ders veren ve zil çaldığında öğretmenler odasına koşan maratoncu  bir fiküran değildir. Onlar, bir milletin geleceği olan genç nesilleri kendi kültür örslerinde şekillendirmeye yemin etmiş, kılıç ve kalkanlarını örslerinde şekillendirerek savaş kazandıran demirciler gibi olmalıdır. Yunan medeniyetini meydanlarda, pazarlarda ve yılmadan usanmadan sokak sokak dolaşıp genç beyinlere nakşeden feylosofların kurduğunu unutmayalım.  Orhan’ı yetiştiren, Fatih’e İstantanbul’u fethettiren, 2. Murad’ı mürşidine teslim eden ve Yavuz gibi bir devlet adamına alimlerin önünde eğilmesini öğreten  muallim ferasetiydi.
 
Muallim her şeyden önce bir rol model olmalıdır. Yetiştirdiği güllerin kendi renginde ve kendi kokusunda olmasına önem vermelidir. Yoksa, sadece şöhret ve saadetinin peşine takılarak mektep ve üniversitelerde muallim olarak çalışanlar asla genç nesle bir istikamet çizemez ve onlara rol model olamazlar. Bunlar olsa olsa milli duygu ve düşünce basamaklarına zehir döken karakter avcıları olabilirler. Meslek hayatında bir defa dahi olsa öğrencisini evinde ziyaret etmeyen, yaşadığı hayat ortamını, ev ortamını görmeyen ve teneffüs aralarında bir öğrencisinin başını okşayıp bir sıkıntısına derman olamayan gamsızlar asla muallim ve mürebbi adına layık olamazlar.
 
Nasıl Bir Müallim
Öncelikle mesleğini bir meta, bir kazanç ve bir kariyer  kapısı olarak görmemelidir. Onun asla  bir partisi, bir takımı, bir akımı olmamalı,  ayrıştırıcı bir değer değil, birleştirici bir maya  olmalıdır. Adeta hayatını yaşatma uğruna yaşamaya adamalı ve kendine emanet edilen yavruları kendi evladı bilmelidir. Teneffüslerde çay badağını eline alıp, koridorlarda, bahçede öğrencilerinin arasında dolaşmalı, onlara kesintisiz hizmet vermelidir.  Hiç olmazsa iki ayda bir mutlaka öğrencilerinin evlerine ziyarete gitmeli ve aile ortamını görmelidir. Kendisini sadece derslerde gösterme yerine her anını adeta onlarla paylaşmalı, öğrencisinin yüzüne baktığında bir derdi ve bir problemi olduğunu anlayacak kadar da onların ruhuna girmelidir.
 
Bir öğretmen okulun ilk günlerinde öğrencisine kendini çok iyi tanıtmalı hırs, öfke, sertlik taraftarı bir görüntü sergilememelidir. Çünkü öğrencilerin beyin diyeframları bir dönem boyu karşılarında öğretmen olarak görecekleri mürebbilerinin fotograf karelerini çekip, bir ömür boyu saklayacak arşivlerini bu günlerde oluşturmaya başlarlar.
 
Öğretmen, mutlaka kendi şahsi işlerine vakit ayırdığı kadar, öğrencilerinini dertlerine de koşmalıdır. Problem yaşayan öğrencileriyle okul dışında da bir araya gelmeli ve öğretmen-öğrenci ilişkilerini, abi-kardeş havasına bürümelidir. Yerine göre bir çikolata, bir simit ve bir bardak çay ikram ederek kendi karakterini ortaya koymalıdır. Bunu öyle bir hale getirmelidir ki, dışardan bakanlar onun bir öğretmen değil de, adeta bir baba olduğunu düşünmelidir.

Hayatı boyunca hem öğrenci, hem öğretmen ve hem de idareci olarak görev yapan birisi olarak, yaşadığım şeyleri yazmaya çalışıyorum. Hala öğrencilere bu kadar yaklaşmanın öğretmeni kendi konumundan uzaklaştıracağına, öğrencilerinin gözünden düşüreceğine inanan öğretmen ve idareciler görüyorum. Bir öğrenci, kendisine adeta bir baba bir ağabey şefkatiyle yaklaşan öğretmenine asla saygıda kusur etmeyecektir. Ben, hala lisede matematik öğretmenim Fariz Erdoğan’ı, Coğrafya öğretmenim Zafer Özçağatay’ı, müdür muavinimiz Behram Özmen’ı unutmadım ve unutamadım. Bu güzel insanlar bugün karşıma çıksalar yine belimi büker, ellerini bir baba hasretiyle öper başıma koyarım. Çünkü onlar, bana duygu ve düşünceleriyle, hal ve hareketleriyle bir rol model oldular.

Değerli Meslektaşlarım
Öğrencilerinize daima yumuşak ve merhametli olun. Sakın; ‘İyilikten maraz doğar’  masalına takılıp kalmayın. Daha ilk derste sürekli öğrencilerinizin gözünün içine bakarak mütebessim olun. Sürekli  tahtanın önünde durmayıp, aralarında dolaşın ve aralarında dolaşırken de bir öğrencinizin başını o naim elinizle okşayın. O okşamanın, o elin sıcaklığının kalpleri ısıtıp mürebbisine karşı yumuşatacağını ve gönlünde sevgi ve saygı çağlayanlarını oluşturacağını asla unutmayın.
 
‘’ Ben öğretmen siz de öğrencisiniz. Burada benim sözüm geçer…’’ prensibini asla rehber edinmeyin. Bu sizi asla ulaşılamayacak bir konuma çıkarır ve öğrencilerle gönül bağınızı koparır. Şunu sakın unutmayın. Bir öğrenci sevdiği ve belli ölçüde saygı duyduğu öğretmenin dersini dinler ve ona mahçup olmak istemez. Sürekli ulaşılır olun ve hata yaptığınızda da özür dilemekten  çekinmeyin ve özür dilemeyi bir aşağılık psikoloji olarak asla görmeyin.
 
Öğrenci hata yapmakta ısrar edebilir. Öğrencinizin yaptığı hataları asla ona karşı bir silah olarak kullanmayın ve arkadaşlarının huzurunda yüzüne vurmayın. Mutlaka bir kenara çekerek amircesine değil de ağabeycesine ikazda bulunun ve mutlaka yol gösterici olun.  Sınıf içinde ve arkadaşlarına karşı sürekli agresif davranan, okul ve sınıf huzurunu bozan öğrencilerinize ne olur bir gün bir çay bahçesine götürün. Orada problemlerini dinlemeye çalışın. Öğretmenin sevgi ve şefkati karşısında katılaşmış duyguların bile eridiğine şahit olacaksınız.  Hiç bir şey kaybetmez, çok şey kazanırsınız. Hatta, okul tarafından cezalandırılmak istenen öğrencilerinize karşı yargılayan bir Hakim edasıyla değil de, onu savunan bir avukat  sorumluluğu ile yaklaşın. Çünkü, bir öğrencinin öğretmenine derdini anlatması, ona güvenmesi ve ondan yardım istemesi ve onu sevmesi ancak ona  güvenmesiyle mümkündür.
 
Sevgili mesleştaşlarım. Öğretmenlik bir fedakarlık ve gönüllere girme işidir. Gönlüne giremediğiniz hiç bir öğrenciye ne dersinizi, ne derdinizi, ne idealinizi, ne devletinizi ne de milletinizi   anlatamazsınız. Önce sevmeli ve sevilmeyi becermelisiniz. Herşeyi devletten ve okul idaresinden bekleme bir mürebbinin   işi olamaz. Bu bahçeyi sana emanet edenler, lazım olabilecek herşeyi de önüne koymuş, güller yetiştirmeni istiyor. Sen işine bak. Yetiştireceğin güller üzerindeki dükenlere aldırış etme. Güzel kokan ve gönül duygularını canlandıran bir güle erişmek istiyorsan, onun dikenlerine de katlanmak zorunda olduğunu unutmayacaksın. Günler geçecek ve hayat belinizi bükecek. Eğer hayatın tadını çıkarmak, yaşamınızdan zevk almak istiyorsanız şimdiden koşmaya başlayın. Yolunuz aydın, eğitim yılınız bereketli, ruhunuz mutmain, kalbiniz sevgiyle dolsun. Rabbim yardımcınız;

‘’ Anadolu’nun beklenen gerçek kurtarıcısı, silahsız, servetsiz hem de partisiz ve garazsız, yalnız faziletle ilmin havarisi olacak öğretmenlerdir. Öğretmenine teslim olmayan millet esir bir millettir.’’ (N.Topçu)    dizeleri de sizin idealiniz olsun.