Facebook Nesli
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

Facebook Nesli

30 Mayıs 2021 - 12:34

Facebook Nesli ve Mahremiyet

Japon Bilim Adamı, Antropolog Kaiyo Yasuo; ''Uzun zamandır Türk kültürünü inceliyorum. Burada gördüğüm iki şeyden biri çok korkunç, diğeri de çok garip geldi bana. Korkunç olanı; ülkedeki birkaç televizyon dizisi hariç tamamı Türklerin kültürüne ve dini düşüncelerine ters diziler yayınlıyor. Yani Batı bu ülkeyi savaşmadan yok ediyor. Garip olanı ise, herkes bunu biliyor ama yine de bu dizileri ailece izlemeye devam ediyor ve hiç kimse sesini çıkarmıyor.''
 
Sağlıklı bir toplum sağlıklı ailelerin var olmasına bağlıdır.  Aile bir toplumun temel yapı taşıdır ve  bir başka ifadeyle DNA'sıdır. Yaşanan değişiklikler, kültür etkileşimlerinin en büyük darbesi yine bu temel yapı taşına üzerinden olmuştur. Bugünkü toplumumuzda ki aile, modernleşme uğruna ahlaki ve dini yıkılmalara maruz bırakılarak adeta genleriyle oynanmış GDO’du değişmiş, kökleri zayıflamış ve kimliğini aldığı değerlerinden uzaklaşmış bir kurum haline getirilmiştir.
 
Evet, teknoloji geliştikçe dünya küçülüyor, dünya küçüldükçe de güçlü devletler birbirlerini etkilemenin değişik yollarını arıyordu. Yasu’onun dediği gibi, bir ülkeyi kendi kültüründen, değerlerinden koparmak için artık nükleer başlıklı füzeler, türlü türlü silahlar kullanmanın yerine, zihinlere yerleştirilen kültür bombardımanı etkisi yapan TV denen korsan çipler üzerinden yapılıyor.  Silahsız, kansız ve düşmansız yapılan bu ılık savaşlar, Japon bilim adamının da dediklerini aynen doğrular mahiyettedir.
 
Bu etkilenme milli ve dini değerleri benimseyen toplumların bünyelerine tedavisi çok zor büyük yaralar açıyor. Daha önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, bu kültür emperyalist kolonileri bilerek bu işi aile yapısı üzerinden yürüterek, bir kasırga misali bizim gibi toplumları aşırı uçlara sürüklüyor. Gençler arasında Deizm hastalığının artması, muhafazakar kesimin daha kolay yaşanır bir din arayışına girmesi, aile yapımızın hızlıca kabuk değiştirmesi ve dini değerleri adeta hikayeleştiren sözüm  ona ilahiyatçılarının çoğalması, hep bu sosyal medya ve özellikle televizyonlar üzerinden yapılıyor olması dikkate şayandır.
 
İslam Sadece Dini Hayatı Düzenlemez
İslam, sadece dini hayatı değil, sosyal hayatımızı da çok önemser. Sosyal hayatımızı ayakta tutan ve ruh dünyamızı havalandıran en büyük menfez haya duygusudur. Bu gün değişik entrikalarla gönül dağarcığımızdan çalınan bu duygu, toplum olarak bizi adeta üryan haline getirdi. Sokaklarda kendisinden kaçtığımız kirli seylaplar, bizi en güvenli liman olarak gördüğümüz evlerimizde yakaladı. Yatak odalarımıza kadar her yerimizi kirletti ve bizi bu üfünetli dünyaya zamanla alıştırdı. Bazen ‘’Sihirli Anne’’, bazen ‘’Dudaktan Kalbe’’ bazen de ‘’Yasak Elma’’ diyerek bu sihirli  CADI,  bizi canlı yakalayan dişli bir tuzak halini geldi. Bunlar hem içimizi hem de dışımızı bozdular. Bizi inandığımız değerlerden uzaklaştırıp, yaşadığı gibi iman eden ve adeta  fıska göz kırpan bir toplum haline getirdiler. Hz Eyüp (as) kıssasında anlatıldığı gibi, içimiz dışımıza dönse, içimizin dışımızdan daha yaralı olduğunu göreceksiniz.
 
Facebook ve sosyal medya hastalığı.
Bu gün Facebooklarda görmeye alışık olduğumuz tablolar korkunç bir gerçeği de ortaya koyuyor. Artık, o özlenen ve inancı uğruna kariyerini elinin tersiyle iten bir neslin yerine, kariyeri uğruna her şeyini feda eden bir gençlik peyda oldu.  İnandığı gibi değil de, yaşadığı gibi inanan bu gençlik, bütün manevi değerleriyle alay edercesine, adeta Deizm bataklığına sürüklenip, Rabb’le aralarına  sütreler koydular. Bu sütreler gençliğimizin beyin kimyasını öyle bozmuş ki,  evlerimiz, sokaklarımız biyolojik canlılar yerine adeta robotlaşmış demir yığınlarından geçilmez hale geldi. Okuduğunu anlayamayan, okumaktan daha ziyade seyretmeyi meyleden, odasından çıkmayan, aile içine karışmayan, kendi yaşamını parmaklarının ucuyla sihirli kutuya bağlayan bu uyuşmuş beyinleri bu nesli kim ve nasıl tedavi edecek.  

Dünya Çapında Bir Teşhir Soluna
Her ferdin ve her gencin gönlünde dünya çapında  meşhur olmak ve bunu herkesin iştirakiyle kurulan sosyal medya panayırında en güzel bir şekilde teşhir etmek yatıyor. Evet, bu hızlı ve hızlı olduğu kadar bilinçsizce gelen bu değişim rüzgarı, dünya çapında bir teşhir salonu halini almış ve bizleri o platformda eşlerini, kızlarını ve ailesini teşhir etmede yarışan menejerler haline getirmiştir. Hepimiz, kızının, eşinin fotoğrafları daha çok tıklanıp, daha çok kişi tarafından görüntülenip beğeni aldı diye moral depolamaya ve bunlarla mutlu olmaya çalışan sürüler haline getirrildik.   
  
Çünkü, günlük yaşantımızda sosyal medya ve Tv’lerde geçirdiğimiz saatlerden, ibadetlere vakit bulamıyor, dizileri kaçırdığımızda duyduğumuz üzüntüyü, ibadetlerimizin terkinde duyamaz hale geliyoruz. Çünkü biz, evimizin baş köşesinde kurmuş olduğumuz iki oluktan nuru değil, kirli olanı sihirli kutuyu seçtik. Ailece mahrem sayılan fotoğraflar bu teşhir salununda ardı ardına paylaşılıyor, mahrem sayılabilecek her şeyimizi burada bütün dünyaya teşhir ediyor, kim olursa olsun her kesten bir ‘TIK’lanma bekliyoruz. Müslüman bir kadın ve ya erkek,  kendi ailesinin, kızının fotoğraflarını, mahrem sayılabilecek yerlerde çekilmiş görüntüleri bu gibi herkese açık yerlerde utanmadan sıkılmadan paylaşabiliyorsa, İfk hadisesinde kaybeden İbni Selüller zaferini çoktan ilan etmiş demektir.
 
Bu nasıl bir düşüncedir ki, bir aile reisi herkesin rahatça bakıp, yerine göre  şehevi duygularını tatmin ettiği sanal bir ortamda ailesinin, kızının resimlerini paylaşabiliyor ve başkaları tarafından beğenilmesini arzulayabiliyor. Bir de altındaki butonda ‘’İlk beğenen siz olun’’ deyip bütün gözü dönmüş, aklı uçkurunda, haram-helal tanımayan, bu işin ticaretini yapan zanilerin, canilerin, psikopatların, ayyaşların beğenisine sunabiliyor. 
 
Heeeyyyttt
Hani sokaklarda ‘ Bu adam benim kızıma, eşime yan gözle baktı diye’ gözü dönen yiğitler. Hani, ailesinin çarşıda pazarda erkelerle alış veriş yapmasından rahatsız olan mutiler. Hani kadın-erkek bir masada oturup yemek yemekten çekinen gönüller.  Ne oldu onlara, nerde kaldı o babayiğitliğimiz, nerde kaldı bu yerli ve milli aile reisliğimiz. Hani ‘’Heeeyyyyt’’ dediğimizde aslanların ödünü koparan milli ve manevi mücahitlerimiz.  Hani İslam hassasiyetimiz, hani din hassasiyetimiz, hani namus hassasiyetimiz. Hani milli hassasiyetimiz.

‘’Bu böyle olmuştur; çünkü Allah, bir topluluğa lütfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmekdikçe değiştirmez ve Alla her şeyi işitip bilmektedir.’’ (Enfal 53)