Yüzyıllık Müjde
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

Yüzyıllık Müjde

31 Temmuz 2021 - 14:40

‘’ Hutbe-i Şamiye ve Yüzyıllık Müjde’’
 

‘’ Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, 1911 yılında Şam’daki Emeviye Camii’nde, İslam alemine hitaben verdiği hutbede bu günkü Müslümanların içinde bulunduğu durumun sebeplerini teşhis ederek, yaşadığımız şu çözülme döneminde cevabını çok daha da iyi anlayabildiğimiz reçeteleri sundu.’’

Bediüzzaman Şam’da, İslam alimlerinin nezdinde alem-i İslam’a verdiği, Müslümanların şu anda yaşadığı sıkıntıları tespit eden ve çözüm yolları gösteren o muhteşem hutbesini okudu. O gün Şam’da sunulan bu reçeteler, kimi Avrupa ülkesi tarafından tahlil edilerek hayata hayat kılınırken, İslam alemi tarafından sahipsiz bırakıldı ve maalesef benimsenilmedi. Eğer millet olarak bu reçetelerden doğru dürüst yararlanmış olsaydık, bugün İslam aleminin yaşadığı sosyal ve ekonomik sıkıntıların hiç birine maruz kalmayacak, başkalarına el açıp yalvarmayacaktık.

Bu işin asıl acı olan tarafına gelince; toplum olarak eskiye ait değerlerimizin modası geçmiş bir meta gibi kaldırıp atılması, yaşananların sadece Şam’da namaz kılmak olarak algılanmasına sebebiyet vermişti. Hayatı boyunca Bediüzzaman’ın teşhis ettiği prensipleri hayatına düstur edinen Hekimoğlu İsmail, Hutbe-i Şamiye denizinden süzdüğü bu reçeteleri  ‘’Yüzyıllık Müjde’’ isimli kitabında okurlarıyla paylaştı. Kendisine teşekkür ediyor ve  kendime göre önemli olanlarını sizlerle paylaşmak istedim.

Yüzyıllık Müjde
'' Altmış senelik bir tecrübe ile bu satırları yazıyorum. Tanığım Müslümanların ekserisi fakir kalmak için büyük tedbirler aldılar, pek çok farzı terk ettiler. Sonra geçimlerini temin etmek için de harama girdiler. Zengin olan Müslümanlar da, ‘İslam İktisadı’nı bilmeden kapitalist usullerle zengin oldular. İslami kültürleri olmadığı için sermayeyi kültürün emrine veremediler.
                                    ***            ***             ***
Ecnebiler maddeden kalkınırken Müslümanların geri kalması, İslami hakikatlerin anlaşılmamasından, Rahmet-i İlahiye’den kuvvetli ümit besleyip gayret sarf edilmemesinden ileri gelmektedir.
                                     ***            ***             ***
Tarih gösteriyor ki, ne zaman İslam’ın hakikatlerine sarılmışsak üstün olmuşuz. Çünkü İslam medeniyetinin üç esası vardır;
  1. İlim,
  2. teknik
  3.  İslam ahlakı.
Osmanlıların yükselme devri İslami hakikatlerin hayata hayat kılındığı bir dönemde toplarla, gemilerle Bizans’ı teslim alırken, daha sonra Avrupalılar toplarla, gemilerle Osmanlı’yı teslim aldı.
                                        ***            ***             ***
Allah’ın koyduğu kanunlar şümullüdür. O kanunlarla muvaffak olmak için dindar olmak gerekmez. İster Müslüman olsun, ister ateist, isterse Hıristiyan… Kim bu kanunlara uygun hareket ederse muvaffak olur. Mesela, Ateist Rusya süper güç oldu. Çünkü Allah’ın rahmeti her yere yağan müsavi yağmur gibidir. Ondan faydalanan da olur faydalanmayan da. Baraj yapılırsa yağmur hazine olur, tedbir alınmazsa yağmur felakete dönüşür.
                                        ***            ***             ***
Neden her yerde perişan olan Müslümanlardır? İbret alıp anlamalıyız ki bizim meziyetlerimiz bize küsüp Avrupa’ya gitmiş, Avrupa’nın rezilliği de bize gelmiş. İnsanları üstün kılan onun meziyetleridir. En güzel ve faydalı prensipler de İslamiyet’tedir.
                                        ***            ***             ***
İslamiyet itaat dinidir. Kainatta bir itaat silsilesi vardır. Güneş mesaiye geç kalmadığı gibi, mesaisinden de arken ayrılmıyor. Müslümanlar da bu itaat prensibine uymalıdırlar. Bir köle efendisine itaat ediyorsa, Müslüman da Allah’a ve Resulüne itaat etmek zorundadır.
                                   ***            ***             ***
İslamiyet’te dünya işi, ahret işi diye bir ayrım yoktur. Helal kazanç ibadet olduğundan camiyle tezgah bütünleşmiş olur. Bediüzzaman camiyle okulu, tezgahla seccadeyi, okulla da vahyi  bütünleştirdi. Allah’ın yarattıklarını anlatan bir ilim asla dinsiz olamaz.
                                    ***            ***             ***
Fakir bir insan, Allah’ın lütfunu, keremini ve ihsanını önlemek için büyük gayret sarf etmiştir. Bunlar;                                                                                                                                                                                             1. İlmini artırmamıştır. 
2. Lisan öğrenmemiştir.
3.Tembeldir.
4. Sanatı yoktur.
5. İşinde sebat etmez. 
6. Bir şeyi çok iyi bilmez.
7. Doğru değildir.  
Bir de bu tip insanlar, kader böyleymiş der suçunu da Allah’a atarlar.
                                    ***            ***             ***
Devam edecek