KURUNTU KURTULUŞ
Reklam
Reklam
Uğur Canbolat​

Uğur Canbolat​

ÇIKRIK

KURUNTU KURTULUŞ

23 Ekim 2019 - 14:00

TANIK oldunuz mu bilmiyorum. Ben çokça duydum. Hâlâ da rastlıyorum. Gel yanımıza diyorlar, gel ki, kurtulasın.

Yıllar önceydi. Sevdiğim bir arkadaşımla buluşmuş akşamüstü muhabbetine oturmuştuk. İyiydi iletişimimiz. O hafta ne okuduk, ne dinledik hepsini anlatırdık. Beslenirdik. Tamamlanırdık.
Bir okul arkadaşı onu bir meclise götürmüş. İlgilenmişler. Her şey çok güzelmiş. Sonunda onların itibar gösterdiği ve önemli gördükleri kişi “Gel” demiş. Gel ki, kurtulasın. Arkadaşım anlayamamış ilkin neden kurtulması gerektiğini. Kaçıp kurtulmak istediği bir durum olmadığını belirtmiş. Anlamadığını gördüklerindeyse “Burası Nuh’un gemisidir, bin ki, kurtulasın” demişler. Çok şaşırmış ve tabi kafası da karışmış.
İlginç olan o hafta başka bir yerde benim de benzer bir durumu yaşamış olmamdı. Aynı cümlelerle muhatap olduğumu söyledim. Kelimesi kelimesine aynıydı.
Kişilerin kendilerini kurtulmuş, başkalarını ise ya boğulmuş ya da buna aday olarak görmeleri nasıl bir aklın ürünüydü acaba?
Bundan nasıl emin olabiliyorlardı?
Hadi kendilerini buna inandırdılar, grup egosuna kapıldılar ve bunun cakasını satıyorlardı diyelim, nasıl oluyor da başkalarını boğulanlar hanesine yazabiliyorlardı?
Bu nasıl mümkün olabiliyordu?
Geçenlerde benzer hadise ile tekrar karşılaştım. Şahıslar değişmişti ama olgu aynıydı.
Cümleler aynıydı.
Kişinin etrafında olanlar ‘Kurtulmuşlar’dan olmanın gururunu yaşıyorlardı. Kendilerini başkalarına kıyaslıyorlar, çok özel ve önemli olduklarını düşünüyorlardı. Bu sebeple de üst perdeden bir iletişim geliştirmişlerdi.
Buna nasıl kanaat gediklerini ve ne gibi farklı bir ölçüye sahip olduklarını anlatmasını rica ettim. Tatmin edici bir cevap alamadım.
Bu durumu çevremde gündeme getirdiğimde sadece benim şahit olduğum bir mesele olmadığı ortaya çıktı. Yaygın bir durummuş.
Kişi kendisini kurtulmuş, diğerlerini dalalette kalmış olarak görüyor.
Kendisi aydınlıkta başkaları zifiri karanlıktaymış.
Kendileri korunan ve himaye edilen ama öteler korumasızmış.
Kendilerini hakikati bilirken onlardan başkaları kokusunu bile alamıyormuş.
Ölçü doğru değilse ölçülen her nesne ve durum yanlış sonuç verecektir. Bu sebeple bu kişiler kuruntu doğruları ile yaşayıp gidecekler üstün ve özel bilgiye kendilerinin sadece sahip olduklarını düşündüklerinden bir araştırma ihtiyacı da duymayacaklar.
Ayrıca bir okuma ve öğrenme eyleminde bulunmadıklarını belirtmişlerdi. Bunun gereğine de inanmıyorlardı. Onlara sahih bilgi zaten verilmişti. Bunu da lazım geldiği kadar önemsedikleri şahıs onlara söylüyordu.
Buna nasıl bir isim koyabilirim diye düşündüğümde ‘Kuruntu Kurtuluş’ başlığının münasip olabileceğine karar verdim.
Saadet zinciri kuranları çokça görüp haberlerde tanık olmuşuzdur. Niceleri dolandırılarak sömürüldüler. Mağdur edildiler. Bu mağduriyet dünya hayatını ve ekonomiyi ilgilendiriyor neticede. Geçici. Ya diğeri?
Buna ahiret sömürüsü veya ticareti mi demeliyiz?
Bu kadar emin olmak kulluk çizgisinde yaşayanlar için mümkün müdür? Peygamberimiz ve O’nun arkadaşları bu rahatlığı veya rehaveti yaşamışlar mıydı? Onlarda olmayan bu ‘Seçilmişlik’ ya da özel olma hali nasıl oluyor da başkalarında bu pervasızlıkta görülebiliyor?
Kişi kendisi veya grubu için bu kıstası nasıl koyabilmektedir?
Bu bir nevi akıl tutulması değil midir?