IMF VE KANAL İSTANBUL
Şinasi KARA

Şinasi KARA

Ekonomi,Tarih ve Gündeme dair

IMF VE KANAL İSTANBUL

28 Aralık 2020 - 01:09

 
1944 yılında Bretton Woods Para Anlaşması ile DOLAR dünya parasına dönüştü. Doları kullanarak, siyasal egemenlik kazanmak isteyen bankerlere kapı açıldı.
 
Yapılması gereken ilk iş, altına bağlı dolar düzenini bozmak olmalıydı. Zira, anlaşmada ''dolar karşılığında, altın garantisi'' vardı. Başlangıçta dolar, altın ile özdeş para sayılıyor. Altın para sisteminin, devamı gibi işler yürüyordu. Altın miktarı sınırlı olduğu için, sistemin kağıt paraya dönüşmesi şarttı. 1972 yılında bunu başardılar. Karşılığı altın olan dolar düzeni bozuldu. Dolar karşılıksız kağıt paraya dönüştü.
 
Bretton Woods Para anlaşmasına katılan ülkeler, Dünya Bankasına sembolik üye oldular.Karar mercilerinde yoklar. Ama, binde ya da yüzde rakamları ile ortak oldular. Aralarında Türkiye de var. 
 
Dünya bankası devletlere kredi açıyor, bu kredileri IMF kanalıyla denetliyor. Zamanla denetim o hale geldi ki, IMF den borç alan ülkeler IMF' nin siyasi taleplerine de uymak zorunda kalıyor.
 
Ekonomileri gelişen ülkeler, IMF'den ayrılmanın yollarını arıyordu. Bizim gibi, tarihi derinliği olan devletler IMF'ye olan borçlarını ödedi ve ayrıldı. Ancak, bankerler bu ayrılmayı hoş karşılamadı. Uzantıları kanalıyla, halkı ikna etme adına, her yol deneniyor. Bunların başında medya ve derecelendirme kurumları geliyor.
 
 -Derecelendirme kurumları harekete geçti ve Türkiyenin kredi notunu sürekli düşürdüler. Kredi notu düşünce, önemli fonlar yatırım yapamıyor. Ülke, IMF'ye muhtaç hale geliyor. 
 
-Medya kullanılıyor. Ülke borç batağında propagandası yapılıyor. Halbuki, Türk Devleti'nin borcu yüksek değil. Maastricht kriterine göre, devletin dış borcunun sınırı, ulusal hasılanın yüzde atmışıdır. Hazine garantili olanlar dahil, IMF tanımlı Türk Devletinin dış borcu 226 milyar dolar. Ulusal hasılanın yüzde 30 ları civarında bir rakam. Maastricht kriterinin yarısı kadar. Avrupa'da Maastricht kriterini tutturan ülke yok.
 
IMF ve onun ülkedeki uzantıları, devlet borcundan netice alamayınca ÜLKE BORCU kavramı çıkardılar. Özel sektörün borcunu gündeme taşıdılar. 
 
Halbuki, serbest piyasa ekonomisinde, devlet, özel sektöre ''Yurt dışından neden borç alıyorsun'' diye soramaz. Uygulamada sadece kaydını tutabiliyor. Özel sektör, siyasi iradenin dışında, yurt dışından borçlanıyor. Bu borcu devlet borcu gibi halka takdim ettiler. İnandırıcı da oldular. Vatandaş, devlet borç batağında zannediyor. Gerçek ise, devletin ödenmeyecek dış borcu yok, borç özel sektöründür. Özel sektör borcunu bir şekilde öder. Genellikle sermayelerine ilave edilerek off-set yapılıyor.
 
Bu gerçekler ortaya çıkınca, IMF sözcüleri yeni bir argüman kullanmaya başladılar. Türkiye yurt dışı piyasalardan yüksek faizle borçlanıyor. IMF kredileri daha düşük faizli. Hükümet IMF den borç alsın deniliyor. 
 
Halbuki, IMF borç verdiği zaman emir de veriyor. 
 
Son yıllarda Türkiye askeri konularda önemli başarılara imza attı. IMF'ye borç olsaydı İha ve Sihaları zor yapar, S 400 leri Rusyadan satın alamazdık. Siyasal özgürlük, ekonomik özgürlük ile elde edilebiliyor.
 
Ekonomik akıl haklı olunca, yeni bir konu gündeme geldi. Hükümet kaynakları israf ediyor. Kanal İstanbul gibi, ekonomik getirisi olmayan yatırım, örnek gösteriliyor. ''IMF 'ye borç olsa, hükümet kaynak israfına neden olacak yatırımları yapamaz'' iddiası var. 
 
Akıllı bir hükümet, böyle bir eleştiriye maruz kalmamalı. Zira, Kanal İstanbul ekonomik değil. Kaynak israfına neden olur. Nitekim boğazdan yılda 40 bin gemi geçiyor. Her gemiden 10 bin dolar kanal geçiş ücreti alınsa, yılda 400 milyon dolar gelir sağlar. Bu gelir yatırılan paranın faizini dahi ödemiyor. Ekonomik kurallar Kanal İstanbul yatırımına ''HAYIR'' diyor.
 
Şinasi Kara

YORUMLAR

  • 0 Yorum