Kadim Şehir Antakya 1
Zehra IŞIK

Zehra IŞIK

Gizemli Gezgin

Kadim Şehir Antakya 1

13 Mart 2022 - 22:09

“Kadim medeniyetin aydınlık beşiğisin
Hakikatin durağı, mukaddes eşiğisin
Seccademe düşerken kubbelerin gölgesi
Çan sesine karışır lahuti ezan sesi”
M. Nihat Malkoç
 
Kar fırtınasının başladığı bir günde sırtımda bir çanta elimde bir bavulla kaplumbağa misali yollara düştüm. Nihayet zorlu bir yolculuğun sonunda bu kadim şehrimize ulaşabildim.
 Hatay Akdeniz ikliminin hâkim olduğu bir yerdir. Yazın çok sıcak olduğu için mümkünse bahar aylarında gezmek lazım.  Ayrıca gezilecek ve görülecek pek çok yer olduğu için bu geziye en az üç dört gün ayırmak gerekir.
Öncelikle kafamızı karıştıran Hatay ile Antakya arasındaki farktan bahsedelim Hatay bu kadim şehrimizin adıdır. Antakya ise Hatay’ın 15 ilçesinden biri ama şehrin merkez ilçesidir.
Türkiye’nin güneyinde Suriye ile Akdeniz arasında bulunan bir şehir olan Hatay ülkemize katılan en son şehir olması hasebiyle ayrı bir öneme sahiptir.
Burası hem Türkiye’nin hem de dünyanın en eski yerleşim yerlerinden, yaşam merkezlerinden biridir.
Antakya tıpkı Roma, İskenderiye ve İstanbul gibi tarihiyle, bütün yaşanmışlıklarıyla, ruhuyla ayakta duran bir şehirdir. Bu şehir medeniyetlerin aydınlık yüzüdür. Etnik yapısı tıpkı arkeoloji müzesinde sergilenen mozaikler gibi rengârenktir. Şehirde Türkler, Araplar, Hristiyan Araplar ve Ermeniler yaşamaktadırlar.
Kulaktan dolma bilgilerle geldiğimiz bu yeri keşfetmeye koyulduk.  Kaynağı Lübnan’daki Beka vadisinden gelen bu kalabalık içinde bunca yıl akıp gitmiş, Asi Nehrinin üzerinden geçerek Antakya sokaklarına daldık. Burada Kapı tokmaklı yan yana dizilmiş, cumbalı evler görürsünüz. Daracık sokakların yer aldığı, minicik evlerin pencerelerinde sarkan rengârenk çiçekler görmek mümkün.  Ama üzülerek söylemeliyim ki bu tarihi evler gözümüze çok hitap etmedi. Oysa bu evler restore edilip, yöresel ürünlerin satılacağı mekânlara dönüştürülürse tam anlamıyla amacına hizmet etmiş olur. Böylece burası fotoğrafçılar, gezginler sanat tarihçiler ve gastronomi uzmanları için vazgeçilmez bir mekâna dönüşür.
Daracık sokakları gezerken eski bir konakta yer alan Hataya Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesini gezdik. Burası zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğu için her tür bitki mevcuttur. Çiçeklerin ve bitkilerin hem kuru hem de yağ halleri vardır. Ayrıca hangi bitkinin hangi hastalığa şifa olacağı detaylı bir şekilde belirtilmiştir.  
Daha sonra buraya çok yakın olan Habibi Neccar Camisine gittik. Bu cami Antakya’nın 638 yılında Müslüman Araplar dönemde Anadolu’da inşa edilen ilk camidir. Habibi Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine inanan ve bu uğurda canını veren ilk kişidir. Bu olay kuranı kerimde Yasin Suresinin 13-32. ayetlerinde geçmektedir.
Buranın diğer önemli bir yapısı da Saint Pierre Kilisesidir. Hz. İsa’nın on iki havarisinden biri olan Aziz Petrus’un ilk vaaz verdiği yer olduğuna ve mağarada cemaatin ilk kez “Hristiyan” adını aldığına inanılmaktadır.  Bu nedenle burası Hristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir.
Antakya Ulu Camii Selçuklu mimari özellikleri gösteren ve Memlukler tarafından 18. yy da inşa edilmiştir. Buranın en eski ve en büyük camisi kabul edilir.
Yine Hatay’ın en önemli simgelerinden biride Antakya Uzun Çarşısıdır. Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde bu çarşıdan bahsetmiştir. Bu yöreye ait pek çok ürünün satıldığı bir yerdir. Bu çarşıyı gezerken Hatay’ın tescillenen künefe tatlısının tadına bakmak için asırlık çınar altına gittik. Buradaki künefenin en önemli özelliği köz ateşi üzerinde yapılmasıdır.
Antakya’nın diğer önemli bir tatlısı da Haytalı tatlısıdır. Bu tatlı su muhallebisi üzerine dökülen gül suyu ve dondurmayla yenilen soğuk bir tatlıdır. Bu tatlımızda tarihi Affan kahvehanesinde yedil.
Şimdide Türkiye’nin en büyük dünyanın ikinci en büyük mozaiklerinin sergilendiği Antakya Arkeoloji Müzesindeyiz. Müzede paleotik çağdan Osmanlı dönemine kadar pek çok eser bulunmaktadır. Buranın en büyük zenginliği ise mozaik müzesidir. Müzede Prehistorik Çağ, Helenistik Dönem, Roma Dönemi, Bizans Dönemi ve Osmanlı Dönemine ait eserler bulunmaktadır. Buradaki eserler o kadar zengin ve göz alıcı ki hepsini burada anlatmamız mümkün değil. Bizzat gezip görmek gerekir. Ama en göz alıcı birkaç eserden bahsetmeden geçmek istemiyorum.
Kral Şuppiluliuma Heykeli: Müzenin hemen giriş kısmında oldukça heybetli bir şekilde duruyordu. Hitit dönemi krallığına ait olan bu heykel Samandağ’ı ilçesindeki kazıda MS 2 yy da ortaya çıkarılmıştır.
Antakya Lahdi: Bu eser Roma Dönemine aittir. Müzede özel bir alanda sergilenmektedir.
İskelet Mozaiği: Bizi çok güldüren bir mozaik oldu. Siyah zemin üzerine iskelet tasvirinin bulunduğu mozaiğinin üzerinde “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazmaktadır.
Buradaki eserleri görünce o dönemin sanat zevki, yaşamı ve estetiği mozaiklerle iğne oyası gibi işlenmiştir. Mozaikler o dönem yaşantısı hakkında bize detaylı bilgi vermektedir.
Müzeden sonra bu günün sonunda açlığımızı gidermek için Antakya’nın tarihi bir mekânına gittik.
Aynı zamanda gastronomi şehri olan Antakya’nın nefis yemekleri ve mezelerinden olan zahterli salata, humus, biberli ekmek ve kebapların tadına bakıp günümüzü mutlu bir şekilde sonlandırmış olduk
 
(Bir sonraki yazımızda yine Hatay’da bulunan Titus Tüneli, Beşikli Mağara, Musa Ağacı, Vakıflı Köyü, Harbiye Şelaleleri ve İskenderun’dan bahsedeceğiz)