Tarihi Başkent Bursa
Zehra IŞIK

Zehra IŞIK

Gizemli Gezgin

Tarihi Başkent Bursa

24 Nisan 2021 - 15:11

“Her taşı ihtişam hayrandır âlem
Keşif seyir huzur hal makamı kelam
Eren evliyaya hürmetle selam
Kalbi destanlaşan ne visaller var
Bursa bir sevdadır Bursa şehriyar”
Ömer Ekinci Micingirt
 
Tarihi yapıların, hanların, hamamların, ipek böcekçiliğinin yapıldığı tekstilin merkezi Kapalıçarşı’nın, kayak merkezinin bulunduğu; kestane şekerinin, İskender yemeğinin, Hacivat ile Karagözün anayurdu, yeşilliği ve havasıyla yaşanacak en ideal şehirlerimizden biri olan Osmanlı başkenti Bursa’dayız.
Gezimize Bursa’nın en çok ziyaret edilen, ulu camilerin arasındaki en büyüğü olarak bilinen Bursa Ulu Cami’yle başladık. Ulu caminin mimari özelliklerine değinmeden önce, yapım hikâyesinden bahsedelim. “Yıldırım Bayezid, Niğbolu zaferinden sonra yirmi cami yaptırmayı vaat etmiştir. Damadı Emir Sultan, yirmi cami yerine yirmi kubbeli bir cami yaptırmayı tavsiye eder. Bunun üzerine yirmi kubbeli, birçok tarihi olaya tanıklık eden Bursa Ulu Caminin yapımına başlanır. Caminin yapımı tamamlandıktan sonra bir cuma günü açılışı yapılır. Açılış; Yıldırım Bayezid, Molla Fenari, Emir Sultan, Somuncu Baba ve büyük bir topluluk eşliğinde yapılmıştır.-Caminin ilk imamı ise “Mevlid-i Şerif” in yazarı Süleyman Çelebi’dir.-”
Bu muhteşem yapı mimar Ali Neccar Tarafından 1396-1399 yılları arasında yapılmıştır.  Osmanlı erken dönem mimari eserler arasında çok kubbeli anıtsal yapılardan ilki olarak bilinmektedir. Ulu cami 12 ayak üzerine 20 kubbe ile örtülmüştür. Cami merkezinin üstünde bulunan kubbe açıktır. Bu sayede hava sirkülasyonu sağlar.
Ulu Cami’nin içini gezince hayran kalmamak elde değil. Özellikle minberi başlı başına bir şaheserdir. Minber “Kündekari (kakmacılık)” tekniğiyle yapılmıştır. Kündekari; sekizgen, beşgen, yıldız gibi geometrik şekillerde kesilmiş küçük ahşap parçaların -çivi ve tutkal yardımı olmaksızın- birbirlerine geçirilmesiyle oluşturulan tekniktir. Anadolu’ya Selçuklular tarafından getirilen bu sanatı yapan kişilere “kündekar” denir
Ulu Cami’den sonra Osmanlı’dan günümüze kalan, güler yüzlü samimi esnafıyla fotoğrafçıların uğrak yeri olan, Bursa ipeğinin merkezi koza handayız. Koza han 1491 yılında II. Bayezid tarafından yapılmıştır. Avlusu dikdörtgen, iki katlı bir handır. Hanın tam ortasında bir şadırvan yer almaktadır. Buradaki mağazalarda Bursa ipeğine dair ürünler satılmaktadır.
Bir sonraki durağımız İstanbul Camilerinden farklı bambaşka bir tarzda yapılmış, çini kaplı mabetleriyle Yeşil Cami oldu. Caminin ünü; 15. Yüzyılda Osmanlı çini sanatı için ayrı bir özelliğe ve öneme sahip, çini kaplamlarından gelir.
Bizi tarihi bir yolculuğa çıkaran bu yapılardan sonra Osmanlını simgesi olan; başkente yakışırcasına kökleri son derece sağlam, dallarıyla her yeri saran, şehrin silüetinin en güzel izlendiği İnkaya Çınarındayız. Doğal güzelliğiyle bizi kendisine hayran bırakan Çınarın altında, köyün organik meyvelerimizi yedikten sonra gezimize Karagöz Müzesiyle devam ediyoruz.
Müzede gölge oyunu geleneğini sürdürmek için Karagöz ve Hacivat gösterileri yapılıyordu. Bursa’nın simgesi haline gelmiş bu oyunun hikâyesine değinelim. “Rivayete göre, bu ikilinin arasında komik diyaloglardan oluşan çekişmeler vardır ve Orhan Gazi tarafından yaptırılan cami inşaatında da pek çalışmazlar. Cami mimari inşaat bitmediğinden Karagöz ve Hacivat’ı, Orhan Gazi’ye şikâyet etmiş ve ikili idam edilmiş. Karagöz ve Hacivat’ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, onların kuklalarını yapmış ve perde arkasında oynatmaya başlamış. Böylece çok keyifle izlediğimiz, Karagöz ve Hacivat tanınmış oldu.” Toplumumuzun geleneksel ögelerini barındıran Karagöz ve Hacivat, takdil ve karşılıklı konuşmaya dayanan iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur. Karagöz oynatıcısına “kurgusal hayalbaz” denir. Yardımcıları; çırak, yardak, dayrezen, sandıkkadır.
Gezimize, yıllara meydan okumuş Cumalıkızık’ la devam ettik. Bursa ilinin Yıldırım ilçesine bağlı bir köy olan Cumalıkızık, 1300’lü yıllarda Kızıklar tarafından kurulmuştur. Sanki burada zaman donmuş. Taş sokaklarda; genelde iki katlı, cumbalı ve avlusu olan evler vardı. Rengârenk evleriyle birçok filmin çekildiği bu şirin köy benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.  Hemen hemen her evin avlusunda bir gözlemeci ve börekçiye rastladık. Sokak başlarında satılan hediyelik eşyalar burayı adeta bir ticarethaneye dönüştürmüştür. Açıkçası bu kadar yoğunluğun içinde buradaki tarihi atmosferi pek hissedemedim.
Osmanlıyı günümüzle buluşturan, her sokağı tarih kokan, adeta açık hava müzesi olan bu şehrimizde; I. Mehmet’in türbesi, Hüdavendigar Külliyesi, Yıldırım Külliyesi, Orhangazi Külliyesi, Muradiye Külliyesi gibi daha birçok tarihi eser bulunmaktadır.
Bu güzel ve dopdolu geçen gezimizi, sevdiklerimize kestane şekeri alarak bitiriyoruz.
 
“Bursa; şimdiye kadar sakladığı, el değmemiş mazi rüyasıyla içimizde konuşan en geniş davettir.”                                                                                                         
                                                                                                                             Ahmet Hamdi Tanpınar