Beden Teşhirciliği ve Ballı Tuzaklar
Teknolojinin dünyayı adeta bir köy haline getirmesi en büyük darbeyi değerlerini benimsemekte zorluk çeken Müslüman toplumlara vurmuştur. Kendi kültür dağarcığını taşımaktan yorulan; okumaktan daha çok seyretmeyi tercih eden az gelişmiş bu toplumlar, milli ve manevi değerlerini bir hiç uğruna bu baş döndürücü değişime kaptırmışlardır. Bunlar muz görmüş maymunlar gibi, önüne çıkan her şeyin tadına bakmayı yaşamının tek gayesi haline getirirken, kendi kültür değerlerini de bir bir ayaklar altına sermişlerdir. Planlı ve programlı yapılan bu saldırılar özellikle toplumun en küçük yapı taşı olan kadını ve aileyi öncelikli hedef haline getirirken, insanlık mektebi olan bu büyük müesseseyi de temellerinden sarsmayı başarmış oldular.
Yüce Allah (cc) kadını ve erkeği farklı olarak yaratmasının yanında onları sevgi, merhamet, sadakat ve iffet surlarıyla da sıkı sıkıya kuşatırken; Kur’an ve sünnetin sarsılmaz kanatlarıyla da onları koruması altına almıştır. Rabb’in bu himayesine rağmen insanlık, ilahi emirleri kuralsız bir yaşama tercih ederek kendi iç dinamiklerini, kültürlerini, toplumun en küçük yapısını oluşturan kadına gerekli hassasiyeti gösteremedi. Bu rahatlık, bu gevşeklik onu ilahi koruma kalkanı dışına iterken, kadını da gözleri bedininin zevklerin esiri haline gelmiş canavarların insafına bırakmıştır. Küresel koloniler, tıpkı örümcek misali ağlına takılan bu inci tanelerini sarıp sarmalarken, bu merhamet soluklu cennet hurilerini kendi sofralarına meze haline getirmeyi öncelikli bir görev saydılar.
Kadın bedeni bir taraftan aile ve ahlaki unsurları yerle bir ederken, diğer taraftan da servet edinmenin, güç ve kuvvet sağlamanın, esaret zincirleri kurmanın da vaz geçilmez unsuru haline getirildi. Modası geçmeyen ve kullanım tarihi bitmek tükenmek bilmeyen bu silahın ömrünü uzatmak, daha verimli hale getirmek için de kadın bedeninin sergilenmesine, metalaştırılmasına ve teşhir edilmesine ‘’ Hak ve özgürlükler’’ denilerek kurdukları bu ballı tuzaklara meşruiyetin yolunu açmış oldular.
Ballı Tuzaklara Çevrilen Kadın Bedeni
Sıcak savaşlar yerini soğuk savaşlara bıraktığı asrımızda, özellikle kadın bedeninin bir meta olarak seçilmesi önceden yapılmış bir planın parçasıydı. Modern kapitalist güçlerin özellikle kadın bedenini bayraklaştırarak, kadını kendi aile yapılarına karşı bir ‘intihar bombacısı’ haline getirdi. Bütün stratejik planlarını onun üzerinden planlayan başta moda, eğlence, reklam, dizi, sinema gibi insan ruhunu bedeninden ayıran pornografi endüstrilerini kadın bedeni üzerine inşa ettiler. Bu Siyonist ve insan düşmanı koloniler inşa ettikleri bu bacasız ve dumansız fabrikalarında bir milletin dini ve milli değerlerini adeta küle çevirdiler. Bir toplumun temel taşı olan kadını ruhu bedeninden çalınmış, kadınlık duyguları çarmıha gerilmiş bir zevk makinesine dönüştürdüler. Dizilerde, sinemalarda, her türlü reklamda kadın bedeninin en mahrem noktalarını adeta zehirli bir ok haline getirerek masum sinelere sapladılar.
Halbuki İslam düşüncesinde beden, insana yaratıcı tarafından emanet edilmiş en kutsal değerlerden biridir. Bu emanet yakutlardan, incilerden, altınlardan daha kıymetli ve adeta sedef kakmalı cennet saraylarında korunması elzem bir değerdir. Yüce Allah (cc) kadına bu nazenin ve kusursuz bedeni verirken haddi aşmak, emaneti verene ihanet etmek ve fıtratın bozulmasına ve kokuşmasına hizmet etmek için vermemiştir. İlahi emirlerin boyasını kabullenmeyerek, seküler-modern paradigmaların kanunsuz ve kuralsız hayat hikayelerine ve himayelerine kanarak ‘’beden benim mülkümdür’’ istediğim gibi kullanırım paranoyasına kapıldılar. Böylelikle batıda olduğu gibi Müslüman ülkelerde de kadın bedeni çıplaklığın ve şehvetin vazgeçilmez bir unsuru; haz endüstrisinin de bitmek tükenmek bilmeyen bir hammaddesi haline getirilmiş oldu.
Kadına Şeref Madalyasını İslâm Dini Takmıştır
Kadınlık alemine en büyük değeri İslam dini vermiş onu, insan olarak görülmediği ve doğar doğmaz canlı canlı gömüldüğü bir toplumdan alarak, cenneti ayaklarının altına sermiştir. İnsanlık tarihinde kadına bundan daha büyük bir hak; daha kapsamlı bir hürriyet verilmemiş; yakasına bundan daha pahalı bir madalya takılmamıştır. Bugün insan hakları lafazanlığına soyunanlara bakınca, bu maske altında ne haltlar karıştırdıklarını, ne naneler yediklerini ve kadını nasıl bir paçavra haline getirdiklerini göreceksiniz. Kadın bedeninin teşhir edilmesi caddelerde, sokaklarda, barlarda, pavyonlarda bir zevk makinesi haline getirilmesini bir hak olarak gören bu zihniyetin; aklı uçkuruna bağlı şeytanlardan, kadının kanını emen vampirlerden, emeğini çalan soysuzlardan, bedenine dadanan çıyanlardan hiçbir farkı kalmamıştır.
Bunlar, kadının her önüne gelen erkekle mahremiyet sınırlarını aşarak caddeleri ve sokakları adeta yatak odalarına çevirmelerini bir hak; bedenine bir sineğin konmasına, bir yaprağın dokunmasına bile asla razı olmayan bir kültürü yobaz; manevi kalkan olarak gördüğümüz örtünmeyi teşvik eden bir dini de ‘Özgürlük düşmanı, gerici, yobaz’ diyerek düşman ilan ediyorlar. Bugün modern toplumlar kadını hem nesneleştirmek, hem meta değerini yükseltmek adına onun bedenini hoyratça kullanmaktadırlar. Kadınları gerçek manada korumak ve özgürleştirmenin yerine, çapkınların, namussuzların, ahlaksızların sözde ihtiyaçlarını görmeleri ve bedeni zevklerini tatmin etmeleri için bir araç olarak gösteriyorlar. ‘Netflix’, ‘ Disney+’, ‘OnlyFans’ gibi dijital filim ve reklam platformlarında kadın bedenini bir ücret karşılığında paylaşıp; kendi annelerine, kendi kız kardeşlerine, kendi hanımlarına ve kendi kız çocuklarına adeta yeni yeni pazarlar üretmenin şerefsizliğini ortaya koyuyorlar.
Ve sonunda değişik sosyo-ekonomik sebeplerden dolayı bu kirli helezona itilen kadınlar arsız ve şehvet tutkunu mafyaların, zanilerin, kadın düşmanı işportacıların tuzağına itiliyorlar. Her ne kadar oradan çıkmaya ve kaçmaya çalışsalar da medya ve popüler dergiler başta olmak üzere dizi filmler, sinemalar ve gazetelerin sinsi propagandalarıyla bedenlerini teşhir etmeyi bir yaşam tarzı olarak seçiyorlar. Bu yaşam biçimi her ne kadar insan onuruna, insan fıtratına aykırı olsa da, küresel sistemler bu döngüyü finansal çıkarları uğrunda döndürmeye ve dünya halklarına ‘modern toplum’ masalı gibi sunmaya devam ediyorlar.
Toplumsal Çürüme ve Modernleşme
Tarihte en büyük medeniyetlerin çöküşü ahlaki çözülmelerle başlamıştır. Toplumlarda bu ahlaki çöküş, bireylerin iyi ve güzeli ayırt etmedeki hassasiyetini kaybetmesiyle başlar. Halbuki, İslam medeniyetinde ahlaki normlar, erdemlilik hak ve hürriyet merkezli bir öneme sahiptir. Zamanla İslami toplumların kendi değerlerine karşı gevşeklik göstermesi vicdani ve insafi dirençlerini kaybetmesine sebep olmuştur. Bu da haya etme, sadakat ve samimiyet duygularının çürümesini hızlandırmıştır. Bunu takiben toplumda iyinin ve iyilerin ortadan kalkması, her sokak başında ‘burası çıkmaz sokak’ diyerek kollarını bir makas gibi açan güzel insanların sindirilmesi; fertler arasında saygı ve sevginin yıkılması; eşler arasında sadakat ve sevgi bağının kopması; hanelerden başlayıp sokaklara kadar taşan bir kokuşmuşluğun zeminini hazırlamıştır.
Hal böyle olunca milli ve manevi duyguların yerini küresel ahlak normları, eşcinsellik, çok eşlilik, nikahsızlık, beden teşhirciliği toplumların vaz geçilmesi zor bir yaşam biçimi haline geldi. Erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere özenmesi; aile kurumunu sadece dünyevi hazların giderilmesi uğruna bir liman haline getirdi. Halbuki ahlak, toplumları bir arada tutan harç gibidir. Dürüstlüğün, iffetin, merhametin, adaletin aşınması demek, insanlığın beyin ölümünün gerçekleşmesi demekti.
O Beden Sana Emanettir, Bilesin
Bugünlerde çokça duyduğumuz; ‘’ Beden benim, istediğimi yaparım’’ söylemi, kadınlık dünyası adına yüz karası bir terimdir. Bir kadının sadece mahremine gösterebileceği uzuvlarını ayyaşa, serseriye, tecavüzcüye, ırz düşmanına karşı sergilemesi aslında kadının yalnızlaştırılarak kapitalist sistemlere köle haline getirilmesinin bir resmidir. Vücut senin olabilir, bunu sokaklarda teşhir etmeyi, hoyratça kullanmayı, yılanların çıyanlarının inine girip oturmayı, karşı cinsin bakışlarını üzerine çekmeyi şahsın adına bir zevk, bir özgürlük, bir hak olarak görüyor olabilirsin. Ama senin bu düşüncen başkalarının beden kutsallığına, göz hürriyetine, günaha girmeme hakkına ve hepsinden önemlisi Allah’a ve Peygamberine karşı saygısına karşı bir saldırıdır. Eğer dediğiniz bu medeniyet gerçekten de yaratılanların hakkını korumak, onların hürriyetlerine, yaşam biçimlerine saygı duymaksa, yaratılış gayenizi tekrar gözden geçirmeniz gerekmektedir. Çünkü senin hürriyet alanın, benim hürriyet alanımın başlangıç çizgisine kadardır. İlerisi insanlık adına bir felakettir.
İşte bu süreç küresel sistem tarafından öyle kurnaz, öyle ustaca planlandı ki, kadınlar bile bedensel güçlerini erkeklerle yarıştırabilecek, erkek kadar güçlü olabilecek ve onun gibi gücünü kullanabileceklerine inandırıldılar. İnandırılınca da, kadınlar kendi bedeninin kontrolünü ele aldığı zannına kapılarak erkeklere benzeme ve onlarla boy ölçüşme yarışına girdiler. Zamanla öyle erkeksi duygu ve öyle erkeksi düşüncelere kapıldılar ki, annelik gibi fıtri ve biyolojik bir potansiyellerini kendisinde yük olarak görmeye başlayarak erkekleşme kurnalarına doğru koşmaya başladılar. Ve böylelikle insani ve imani duygularını, yaratılış sırlarını, fıtratın sınırları dışına taşıyarak kendilerini insanlık aleminin başına bela olabilecek potansiyel bir nükleer güç haline getirdiler. Ve hepsinden önemlisi ise kadını, kadınlık aleminin tahtından indirmeyi başardılar.
Yorumlar
Kalan Karakter: