Bu Yangını Gören Var mı?
Topluma rol model olabilecek insanların ruh ve irade bakımından parça parça bölünüp değişik desenlere ayrılması, insanlık adına sefaletin ve rezaletin de yolunu açmıştır. Bir milletin kültürünü, ahlaki yapısını ve karakterini ortaya koyanlar, milli ruh ve milli ahlak mayasını gönüllere mayalayan rol model kahramanlardır. Bu kahramanlar bir cemiyetin içinde çoğalmadıkça, boy atıp gelişmedikçe onların yerine geçmeye çalışacak şöhretin zebunu bir yığın karton kişilikler ortaya atılacaktır.
Allah’ın kendilerine bahşettiği hünerleri ruhlara bir kuvvet kaynağı değil de, kendilerine sermaye ve gelecek inşa etmede kullanan yazarlara, şairlere, sanatçılara, oyunculara, şarkıcılara, siyasilere milli ve manevi kültürümüzün emanet edilmesi korkunç bir felaketi getirdi. Zamanla kendini aşamayan, şahsi menfaatlerini millet menfaatlerinin önüne koyanlar, bir milletin ruhunu milli manevi değerlerinden kopararak onu bir iskelet haline getirdiler. Çünkü onlar, bir kültürün bütün ruhsal ve ahlaksal davasının mayalandığı bakraca o kirli parmaklarını banarak büyük bir ihanete imza attılar.
Bugünün Resmi
Şimdilerde her gün bir ünlü ifadeye çağırılıyor, tutuklanıyor ve bunların devamının geleceği söyleniyor. Bu sadece üzücü bir olay değil aynı zamanda ülkem adına üzerinde düşünülmesi gereken korkunç bir tablodur. Bu tablo bireysel bir hata olmaktan daha ziyade, dizilerle genç nesle verilen subliminal mesajların dizi senaryolarından dışa vurmuş şeklidir. Yıllardır bir nesle rol model olarak gösterilen ve parlatılan bu ünlüler, oynadıkları dizilerle bir halkın bilinçaltını ateşe verdiler. Bu diziler, bu rezillikler, bu ahlaksızlıklar böyle dört nala koşmasa ve bunları dizginleyecekler de susmasaydı kadınlarımıza musallat olan zaniler, sokaklarımızda dolaşan kabadayılar; cadde başlarında mafyacılığa soyunan gençler; işyerlerini, eğitim yuvalarını, ibadethaneleri kurşunlayan katil sürüleri ortaya çıkmayacaktı.
Halbu ki, uzun yıllardır devlet kontrolü altında olması gereken sosyal medya ağları ve başta TV kanalları olmak üzere kaç tanesi milli manevi değerlerimize, aile yapımıza uygun kültür programları yapıyor. Bugün gözümüze sokulan dizilerden kaç tanesi Türk milli gelenek ve göreneklerine uygun senaryolara sahip. Hepsini üst üste koyup topladığımızda gördüğümüz tablo: sanat, dizi, senaryo diyorlar, mafya babalarının, uyuşturucu baronlarının yaşadığı lüks hayatları örnek gösteriyorlar.
Sadakat ve vefa diyorlar; fuhşu, erotizmi, sapıklığı, çapkınlığı, hırsızlığı sıradanlaştırıyorlar. Saygı, sevgi diyorlar; kadına şiddetin, halka hiddetin, insana nefretin muallimliğini yapıyorlar. Ahlak diyorlar, namus diyorlar, aile bağları diyorlar; beden teşhirciliğini, kadın tüccarlığını, ırz düşmanlığını sıradan bir hayat tarzı haline getiriyorlar. Kalem tutma yerine silah kuşanmayı; yiğitlik yerine insan boğazlamayı; tutup kaldırma yerine katliam yapmayı özendiriyorlar. Bu diziler tek başına suçlu gözükmese de, mikrobun bünyelere sokulduğu dar bir geçit olduğu aşikardır.
Bu Diziler Kültürümüze Hizmet Etmiyor
İslam medeniyetinde sanat her şeyden önce insana kendini tanıma ve hedefine ahlaki normları yerleştirerek edeple beslenmeyi, insanlık onuruna ve haysiyetine yakışır bir şekilde yükselmeyi öğretir. Gerçek manada bir sanatçının asıl görevi sadece şarkı söylemek, insanları eğlendirmek, bolluk içindeki bir yaşamın resmini çizmek değildir. Bizim medeniyetimizde sanatçının gerçek resmi; her şeyden önce yaptığı sanatla kendini tanımak ve tanıtmaktır. Yoksa karaktersiz bir yüreğin, sarhoş bir bünyenin, çapkın bir sinenin; aşktan meşkten başka bir şey düşünmeyen bir zihniyetin bu topluma vereceği hiçbir değer olamaz; olmamıştır ve olmayacaktır da.
Çünkü ahlak, toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri ayakta tutan harç gibidir. Roma devletinin çöküşünü hazırlayan en önemli amillerden biri de, aile kurumunun zayıflaması, hayatı zevk içinde yaşamaya başlayan ve genleri bozulmuş rol modellerin erdemliliklerini kaybetmesiydi. Halbuki üzerinde yaşadığımız bu topraklarda boy atıp gelişen; sanatta, edebiyatta, siyasette başarılı olan ve bu bataklığın tozuna çamuruna bulaşmadan meşhur olan dünya kadar değerimiz var. Demek ki, kafayı bulmadan, beyni uyuşturmadan ve ahlaksızlığa soyunmadan da insanın ruhuna dokunmak oluyormuş.
Evet bizim kültürümüzde, bizim okulumuzda, bizim üniversitemizde ilham hiçbir zaman bulanık bir kafadan, dumanlı bir dudaktan ve gafil bir ruhtan çıkmamıştır. Aksine dupduru bir kalpten, sanatla yoğrulmuş bir yürekten ve sanatla kendini tanımış ve tanıtmış bir bedenden çıkmıştır. Bugün bu işin rol modelliğine soyunanlara baktığımızda ise gördüğümüz manzara, tutunduğumuz figürler ve seyrettiğimiz diziler hiçbir kültürün, hiçbir medeniyetin, hiçbir sanatın ve hiçbir ilhamın görüş alanına sığmadığıdır.
Bu değişimi, bu yok oluşu kendi köşelerinden sessizce izleyen siyasi gayrı siyasi toplumun bütün bireyleri, bunun vebalini hep beraber ödeyeceklerdir. Halbuki her siyasi kendi alanında; her anne-baba kendi hanesinde; her atanmış kendi şehrinden ve şehir sokaklarında görevlerini bir tamam yerine getirebilselerdi, bu halka musallat olan bu kobralar, bu akrepler kendilerine yaşam alanı bulabilirler miydi?
Olması Gereken
Milli manevi değerlerimizi sanatın ve icraatın dışında değil tam da ortasında tutacak bir zihniyet arıyoruz. Bu milletin sorumluluğunu üzerine alan seçilmişlerden, atanmışlardan asli görevi olan bu millete sahip çıkmasını bekliyoruz. Sosyal ağları, dizileri ve programları denetlemekle görevli kurumların aslına dönerek; kültürümüze, aile yapımıza ve milli manevi değerlerimize yakışır kontrollü bir mekanizmanın dümenine oturmasını istiyoruz.
Ahlaki değerler diyor, kendi köklerimizden ve küllerimizden tekrar dirilmeyi istiyorsak acilen sosyal medya ve başta televizyon dizileri olmak üzere yeni yeni kültür halkaları oluşturmamız gerekiyor. Kültür yolu şenlikleriyle gönüllere giden yolların etrafı milli-manevi değerlerle çevrilerek, yeniden bir diriliş hamlesi yapmamız icap ediyor. Artık uyukladığımız o sandalyelerden, o koltuklardan doğrulup yeniden ‘vira bismillah’ diyerek hedefe odaklanmamız gerekiyor.
Bugün, her önüne geleni alkışlayan, her sahneye çıkanı omuzlayan, her önüne açılan sokağa dalan, her gördüğü yakışıklıya aşık olan bir gençliğin yasını tutmak istemiyoruz. İzlediği filmlerden, oynadığı oyunlardan, yaşadığı çevrede korunaksız ve korumasız bırakılan evlatlarımızın bir canavara dönüşmesine dayanamıyoruz. Kalem tutacak ellerin, sevgi ve merhametle doldurulacak körpelerin ve bu ülkenin milli manevi bekçiliğini emanet edeceğimiz gençlerin zombiler gibi kan kokusuna koşmasını istemiyoruz artık.
Biz de Aynaya Bakalım
Ey devlet yetkilileri, siyasetçiler, aileden sorumlu bakanlar, din işlerinden sorumlu diyanet, aile reisleri, anneler ve babalar biz ne yapabiliriz demeyin. Bugün bu sokakları kirleten gençlerin tamamı dün büyük bir keyifle seyrettiğimiz diziler ve o dizilerde ivmek ivmek işlenen hayasızlıklar karşısında yalnız bırakılışımızın bir eseridir. Bu gençler bize uzaydan gelmedi, uçaklardan propaganda olsun diye de atılmadı. Bunların çoğu milenyum adını verdiğimiz 2000’li yılların ardından dünyaya geldi. Bu nesil dünyayı, adaleti, ahlakı, sevgiyi ve merhameti bu günün siyasetçileriyle gördüler. Bizim verdiğimiz eğitim ve öğretim kurumlarında yetiştiler. Bizim istediğimiz gibi oturup, bizim istediğimiz gibi kalktılar. Fakat ne acıdır ki, affedilemeyecek hatalarımızdan dolayı bu nesiller dindar olma yerine kindar olmayı tercih ederek kendi kültürlerine yabancı hale geldiler.
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre denetlenmeyen, bu haddi aşan, milli manevi değerleri adeta hiçe sayan bu ekranlarda bize dayatılan dizilerin, oyunların büyük bir çoğunluğunda seyirciye fiziksel ve psikolojik şiddet pompalandı. Reklam olmasın diyerek içki bardaklarını puslayan bir zihniyetin, yatak odalarını halka açarak çıplaklığı, şehveti, namusu, eşler arasındaki mahremiyeti hiçe saymaları karşısında sessizliğe gömülmelerine bir anlam veremiyorum. Özendirmesinden korkup içki bardaklarını, sigara dumanını puslayan bir zihniyetin silahın, uyuşturucunun, adam öldürmenin, hırsızlık yapmanın, kadına şiddetin reklamını HD kalitesinde ekranlara yaymasını anlamakta zorlanıyorum.
Ocağımıza İncir Ağacı Diktiler
Kızılcık şerbeti; Halef; Güller ve Günahlar; Eşref Rüya; Sahtekarlar; Aşk, Adalet İhanet; Sen Çal Kapımı; Gaddar; Evlilik Adına Her Şey;Yasak Elma; Kara Para Aşk; Delikanlı; Yeraltı; Hayat Benim; Şahane Hayatım; Aşk Evlilik Boşanma; İnci Taneleri; Yalı Çapkını; hangisini sayayım. Bunlardan hangisinde bu milletin dini ve milli değerlerine saygı duyuluyor ve aile kültürümüze hizmet ediliyor. Bunların hangisinde gayrı meşru bir ilişki, ahlaksızlık, dini değerlere saldırı, beden teşhirciliği, erotizm yoktur, bir tane örnek gösterin. Şu günlerde reytinglerde zirve yapan ‘Taşacak bu deniz’ dizisinde bile Koçari rolunde oynayan şahsın Şerif Furtuna ile nikahlı olan Esme’yi kocasının elinden almaya uğraşmasını alkışlarla karşılamıyor muyuz?
Bugün bütün dünya bir taraftan sapık ve cinsi bozuk Epstein rezaletiyle çalkalanırken, bizler hâlâ onları o uzak adalarında oynaşıyor zannediyoruz. Halbuki Epsteinler yıllardır oturma odalarımızda, salonlarımızda, televizyonlarımızda, sinemalarımızda, oyun platformlarımızda; sokaklarımızda, parklarımızda, eğitim yuvalarımızda bizimle beraber yaşıyorlar. Eğer bu televizyon kanallarını ve dizileri denetleyen RTÜK; Türk aile yapısını korumakla görevli Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı; ahlaki ve dini değerleri koruma görevini üstlenen Diyanet İşleri Başkanlığı hâlâ bu olanlara sessiz kalıyor ve umursamıyorsa; bu milletin fireni patlamış kamyon misali bir uçurumdan aşağıya uçmasına az kaldı demektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: