Hz. Musa Peygamber (as) 4. bölüm
Zalimler Kaybetmeye Mahkumdur
O gün Firavun’un önünde sadece sihirbazlar iman etmemişti. İman edenler arasında, o gün Mısır’dan kaçmasını tavsiye eden zalimin amca oğlu Sem’an ve hanımı da vardı. Yaşanan bu olay az önce zafer çığlıkları atılan saray meyadanını savaş alanına çevir miş, Firavun’un yapmış olduğu bütün planları suya düşürmüştü. Halkının önünde Hz. Musa’ya karşı kaybetmesi ve en yakınlarının bile Musa’ya iman etmesi, itibarını yerlere sermişti. Aslında o gün orada Hz. Musa’ya iman edenlerin çoğu, İsrailoğullarının yıllardır bekledikleri Mesih’in Hz. Musa olduğunu anlayanlardı. Onlar, aynı zamanda Hz. Musa’nın İsrailoğullarını, Firavun’un zulmünden kurtarıp Mukaddes topraklara götürecek Mesih olduğuna da iman ediyorlardı. O meydanda, o atmosferde hele hele Firavun’un gururunun yerle bir edildiği bir zamanda, Hz. Musa’ya iman etmek her yiğidin harcı değildi.
Bununla da Hz. Musa ilk şamarını Firavun’a indirirken; orada Hz. Musa’ya iman edenlerin de ilk şa marı; “Sen doğru söylüyorsun ey Musa ama, karnımızı da Firavun doyuyor” diyen döneklerin suratlarına iniyordu. Zalimler hiç bir zaman yenilgiye ve küçük düşürülmeye ta hammül edemez; verdikleri sözleri de asla yerine getirmezler. Dengelerin değişebileceğini gören Firavun, sözünde durmadığı gibi, Musa’ya iman edenlere karşı da acımasız ve orantısız güç kullanmaya başlar, ellerinde avuçlarında ne varsa hepsini alır ve İsrailoğullarını aç ve susuz yaşamaya mecbur bırakır.Yıllardır Firavun’un zülmü altında inim inim inleyen israiloğullarının hali içler acısıydı. Bütün varlıkları ellerinden alınmış, en ağır işlerde çalıştırılarak bedenleriyle beraber gururları da yerle bir edilmişti.
Yahudilerin Dönekliği
Bu olayların ardından Hz. Musa’ya inananlar, bir an önce Mı sır’dan çıkmak için peygamberlerine baskı yapmaya başlarlar. Yıllardır Firavun’un zulmüyle kan kusan ve bu işin bir hal çaresine bakamayan sanki onlar değilmiş gibi, her şeyin bir anda düzelmesini istiyor; “Ey Musa! Sen bize gelmeden önce de bize iş kence ediliyordu, sen geldikten sonra da. Fark eden ne oldu...?” (A’raf,129) demeye başlıyorlardı. “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki, yeryüzü Allah’ındır. O, kullarının dilediğini oraya hakim kılar; zafer takva sahiplerinindir.” (A’raf 128) diyerek, onları teskin etmeye çalışsa da, bir türlü başaramıyordu. Bir taraftan Firavun’un giderek artan zulmü, diğer taraftan İsrailoğullarının sabırsız davranışları, artık Hz. Musa’yı da iyice bunaltmış olacak ki; “Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve adamları na dünya hayatında ihtişam ve servet verdin; insanları senin yo lundan saptırsınlar diye mi ya Rab! Ey Rabbimiz! Artık onların servetlerini silip yok et, kalplerine sıkıntı ver; elem veren cezayı görecekleri zamana kadar da iman etmeyeceklerdir.” (Yunus, 88) diyerek, Rabb’inden yardım istiyordu.
VadedilenTopraklara Doğru
Sabır ve sadaketle yapılan dua, gökler ötesi alemlerde kabul görüyor ve artık Mısır’dan mu kaddes topraklara hareket etme emri veriliyordu. “Sizin duanız kabul olunmuştur. O halde istikamet üzere yolunuza devam ediniz. Sakın cahillere uymayınız.” (Yunus, 89) Sarayda âdeta iki oluk vardı. Birinden kir akarken, diğerinden de nur akıyordu. Gönülleri zulmün zifti ile kirlenmiş Firavun ve teb’ası büyük bir fişleme operasyonuna başlamıştı. Gizliden gizli ye sürdürülen bu fişlemede, Hz. Musa (as)’ya iman edip ve onun peygamberliğini tasdik eden kim varsa tek tek tespit ediliyor, attıkları her adım takip ediliyordu. Bunlar arasında onun en yakınlarından olan amca oğlu Sem’an da vardı. O, daha ilk günden Musa’yı ferasetiyle tanımış, herkes aleyhinde olduğu bir dönemde bile her şeyi göze alarak onun yardımına koşmuştu. Mısır’dan kaçmasını o söylemişti.
Buna rağmen Firavun onun sağduyusuna çok güveniyor, saraydaki bütün gizli toplantılara onun katılmasına da izin veriyordu. Bununla da, sarayda hakkında alınan bütün kararlardan Musa peygamberin de haberi oluyordu. Sem’an artık Firavun’un yaptığı zulümler karşısında, imanını daha fazla gizleyemez ve direk Firavun’un yüzüne karşı Hz. Musa ve davasının Hak ve gerçek olduğuna iman eder. Zalim, en güvendiği ve fikirlerine önem verdiği amca oğlunun bu söyledikleri karşında adeta çılgına döner. Artık etrafındaki yakınlarını bir bir kaybetmeye başlayınca, bu defa fişledikleri insanları tek tek yakalayarak cezalandırmaya başlar. Firavun hanımının hareketlerinden şüphelenmeye başlayınca, onu da takibe alarak dakika dakika izlettirir. Bir gün Asiye’yi çağırarak, Musa ile aralarında geçenlerden sonra, tavırlarının iyice değiştiğini iddia etse de, elinde bunu ispatlayabilecek somut bir delili yoktu. Kocasının suçlayıcı sorularına ısrarla devam etmesi bardağı taşıran son damla olmuştu. Hz. Asiye, ucunda ölüm bile olsa meseleyi hiç eğip bükmeden tıpkı sihirbazların dediği gibi “Alemlerin Rabb’i ne, Musa ve Harun’un Rabb’ine iman ettik” (A’raf, 121-122) der.
Firavun Asiye Annemizi de Öldürür
Bu cevap Firavun’un bütün umutlarını söndürürken, bütün kötü duygularını da harekete geçiriyordu. Demek ki, sadece am casının oğlu Sem’an değil, aynı yastığa baş koyduğu hanımı da kendisini kandırmıştı. Saray âdeta başına yıkılmış, kan beynine sıçramıştı. Bu nasıl olur diye aklını yitirmiş gibi eline ne geçtiyse etrafına savurmaya başladı. Firavun bu hırsında haklıydı çünkü, Musa sadece sarayına girmekle kalmamış en yakınlarını, güve nebileceği bütün adamlarını elinden tek tek çekip almış ve onu dört duvarla baş başa bırakmıştı. Hz. Asiye annemiz, o gün bir çok erkeğin yapamadığını ve yapmaya bile cesaret edemeyeceği bir duruş sergilemiş, herkesin karşısında tir tir titrediği, methiyeler dizdiği Firavun’un yüzüne karşı imanını bir erkek gibi haykırmıştı. Allah’a inanıp ona gü venenler, hiç bir zaman şahsi menfaatlerini düşünmeyerek, Hak yolunda seve seve canlarını işte böyle ortaya koyuyorlardı.
Allah (cc) Kur’an da inkar edenlere Hz. Nuh (as) ve Hz. Lut (as)’un ha nımlarını misal göstererek: “Allah, inkar edenlere Nuh’un karısı ile Lüt’un karısını misal vermektedir. Onlar kullarımızdan erdemli kişinin nikahı altındaydılar ama kocalarının davasına ihanet ettiler. Dolayısıyla kocaları da Allah’tan gelen cezaya karşı onları koruyamadı...” (Tahrim, 10) buyurur. Yüce Allah (cc), bu ayetin hemen arkasından bu defa da sadakat ve vefa içinde olan lara Hz. Asiye annemizi misal veriyor, onun gibi diklenmeden, dik durmalarının ancak Asiyelere mahsus olduğunu gösteriyordu. “Allah iman edenlere de Firavun’un karısını misal vermekte dir: O, ‘rabbim!’ demişti. Yüce katında, cennette benim için bir ev yap; beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar ve beni bu zalimler topluluğundan da selamete çıkar.” (Tahrim, 11)
Evet, Hz. Asiye annemiz, her şeyi göze alarak davasında ne kadar sadık olduğunu ortaya koymuş, gelecek Asiyelere, Ayşelere, Meryemlere rol model bir anne olmuştu. Bu uğurda kulağının üzerine yan gelip yatan hiç bir dava adamı ve hiç bir dava eri yoktur ki, büyük başarılara imza atsın, zirvelere ulaşsın. Bunlar, etrafındaki insanların çokluğuna, teveccühüne, alkışlarına aldanan ve sürekli yandaş edinerek, dava adamı olduğunu zanneden zavallılardır.
Evet, Firavun hem itibarını hem de savunduğu batıl davasını korumak için, karısı Asiye’ye türlü türlü işkenceler yapmaya baş lar. Uzun zaman işkencelere maruz kalan Asiye annemizin nazik bedeni artık bu işkenceleri kaldıramaz ve Rabbi’nin kendisi için hazırladığı cennet yurduna hicret eder. İşkencenin en acımasızına maruz kalan kahraman Asiye anamız, kâinatın iftihar tablosu Allah Rasülü (sav);“Kadınların en hayırlıları dört tanedir. Bun lardan birincisi İmran kızı Meryem, ikincisi Huveylid kızı Hatice, diğeri ise Müzahim kızı Asiye’dir” buyurur. (Taberi Tarihi)
Zenginliğin Kölesi Karun
Hz. Musa (as) bir taraftan Firavun ve şeytan fikirli yardımcısı Haman ile uğraşırken, diğer yandan da kendi kavmi içindeki mü nafıklarla uğraşıyordu. Karun inanmış gibi görünüp kavmi içinde kirli planlarıyla bilinen birisiydi. “Karun Musa’nın kavminden di. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü, kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: “Sakın şımar ma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas, 76) Karun, hem zenginliği ve hem de fiziki yapısıyla meşhur olmuş, beyaz tenli birisiydi. Servetinin hesabını bilmeyen Karun, Hz. Musa (as)’ya iman edenlerin safında görünüyordu. Görünürde hem iman etmiş ve hem de fakir ve kimsesizlere yardım ediyor gibi bir görüntü sergilemişti. Yüce
Allah (cc) kendisine o kadar mal-mülk vermişti ki, hazinelerinin anahtarlarını ancak güçlü bir kaç insan taşıyabiliyordu. Ama o da, güç ve kuvveti bu anahtarlarda, kasa kasa paralarda görerek şımarmış, Musa gibi fakir bir insana peygamberlik verilmesini bir türlü içine sindirememişti. Malı, mülkü ve hazineleri olan biri dururken, nasıl olur da Musa gibi fakir, kimsesiz birine bu görev verilebilirdi. Bir yolunu bulup, yapmış olduğu hayır ve hasenatlarla Hz. Musa’nın gözüne girip ona yardımcı olmayı ve böylelikle Hz. Musa’dan sonra onun yerine peygamber olmayı düşünüyordu.
Kendi aklı sıra bir ümit ona yardımcı olurum diye o makama göz dikmişti ama, Hz. Harun’a da peygamberlik verilmesiyle münafığın bu sevinci kursağında kalmış oldu. Bu tatminsizlik duygusu, zamanla Karun’u yiyip bitirmiş, onun için Musa’ya ümmet olmanın da bir getirisi kalmamıştı. Çünkü kuvvet, mal ve mülk onun elindeydi. İstediğini vezir, istediğini rezil edebilecek güçteydi. Ama her ne olursa olsun, Mu sa’ya karşı bu kin ve nefretini açığa vurmayacak, münafık olarak hareket etmenin tadını çıkaracaktı.
Karun’un bu çekememezliği, kıskançlığı ve kini onu merhametsiz gaddar bir kişiliğe sürüklemiş, bütün gücünü, Musa’danmış gibi görünüp ona düşmanlık yapmaya harcıyordu. Musa (as) kavminin ileri gelenlerinden bir heyeti Karun’a gönderir. “Karun Musa’nın kavmindendi. O, gü cüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşıyordu. Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez” buyurulur. (Kasas,76) Kendisinin doğruları üzerine asla doğru tanımayan Karun, gelenlere karşı küstahça davranacak ve her şeyi kendi ilmine, güç ve kuvvetine bağla yarak: “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim...” (Kasas, 78) diyerek, şımarıklığını ortaya koyacaktı.
Devam edecek
Yorumlar
Kalan Karakter: