Hiç Birinize Hakkımı Helal Etmiyorum
İnsanlar hata yapar, Allah (cc) isterse affeder. Çünkü işlenen günah, kul ile Rabb’i arasındadır. Ama eğer yapılan hatalar kul ile kul arasında ise, o zaman işler değişir, yollar sarpa sarar. Çünkü; ‘’Üzerinde kul hakkı bulunan kimsenin hiçbir maddi bedelin geçerli olmayacağı kıyamet gününde önce hak sahibiyle helalleşmesi şarttır; aksi halde kişinin sâlih amelleri hak sahibine aktarılır, bunlar yetmezse günahları borçluya yüklenir.’’ (Buhari Müslim)
Ben de bugünlerde ;‘’ Sana bunca kötülüğü yapan, haksız yere suçlayan, iftiralarla seni kirletmeye çalışanlara hakkını helal edecek misin?’’ sorusuyla muhatap oluyorum. Aslında bu soruyu soranlara; ‘’ Benim yerimde siz olsaydınız’’ diye sormam icap ediyor ama sormayacağım ve sormaya da gerek duymuyorum. Çünkü, ısırmak, acı vermek ve zehir akıtmak akreplerin ve yılanların fıtratında vardır. Bunları öyle sevmekle, başlarını okşamakla ve şefkat göstermekle ehilleştiremezsiniz.
Buna rağmen beni tanıdıkları halde, çocukluğum, gençliğim gözlerinin önünde geçmesine rağmen bana suçlu muamelesinde bulunan kardeşlerime, komşularıma, akrabalarıma; aynı sokakta oyun oynadığımız çocukluk arkadaşlarıma hakkımı helal mi edecektim? Her türlü iftiraya, yalana, hakarete, aşağılamaya ses çıkarmayıp; ‘seni biliyoruz ama…’ cümlesiyle başlayıp, arkasından içindeki kin ve nefreti kusmaya başlayan omurgasızlara hakkımı helal mi edecektim.
Beni Hiç Tanımamışsınız
Bir hayat boyu hep onların gözü önünde oldum. Benim hainliğime delil sayabilecekleri tek bir kelime bile bulamayan bu hayırsızlara, bu arsızlara, bu döneklere değil hakkımı helal etmek, aksine hodri meydan diyorum. Gelin bütün hayat karelerimizi salisesine varıncaya kadar ortaya serelim. Hayat filmimizin bütün sahnelerini bir sinema şeridi gibi tekrar başa saralım. Bu millet için yaptığımız güzel hizmetleri, yararlı işleri bir bir önümüze dökelim. Kim devleti ve milleti, bayrağı ve ülkesi adına hayırlı işlerde çalıştı görelim. Kim çıkar ve menfaati uğruna yaşadı, infak etti; kim çıkar peşinde koşup yandaşlık yaptı; kim yalakalıkta sınırları zorlayarak omurgasızlara yaslandı görelim. Kim cebini, midesini, kasasını doldurmak için helal haram demeden yalayıp yuttu?
Yada şöyle söyleyeyim. Hangimiz daha vatanperver; hangimiz daha yerli ve milli; hangimiz daha insani ve îmani. Üzerimizdeki giysilere, avuçlarımıza, parmaklarımızın ucuna, ayakkabılarımızın tozuna, dilimizin bütün tat alma duyularına bir bir bakalım, hangimizin üzerine devlet ve millet hakkının tozu ve toprağı daha çok bulaştı? Hangimizin tavır ve davranışları, yaşam ve hayat kareleri üzerinde daha çok İslami ve insani motiflerin izi kaldı?
Hangimiz menfaate, yalakalığa, lafazanlığa sahtekarlığa daha yatkın? Hangimiz yalana, iftiraya, ötekileştirmeye daha çok hizmet etti? Hangimiz komşusu, akrabası, çocukluk arkadaşı bir hiç uğruna zulümlerden zulüm beğenirken; zulmü alkışlayıp acıların, iniltilerin, haykırışların üzerine sarhoşlar gibi dans etti? Hangimizin elleri zalime, zulme, haine, hırsıza ve arsıza daha çok alkış tuttu?
Buyur Sen Söyle…
Kimin malına el uzatmışım? Kimin namusuna yan gözle bakmışım? Kimin malına çökmüşüm? Kime haksız yere iftira atmış ve başkalarının iftiralarına alkış tutmuşum? Kime ‘ağaç kabuğu yiyin’ diyerek onları ölüme terk etmiş; kime ‘onlara su bile yok’ diye meydan okumuşum? Kime bir kelime, bir harfle bile olsa küfür sayılabilecek sözler îma etmişim? Hele hele sizin hanginiz ağzımdan çıkan kelimeler arasında ve hayat karelerimin verasında vatanıma, bayrağıma, devletime ve milletime ihânetin o altı harfinden bir tanesine şahit olmuşsunuz? Ama bana bu gözle bakanların nasıl ganimetten pay aldıklarını, nasıl haramilik yaptıklarını, nasıl zulmettiklerini, nasıl zalimleştiklerini; avuçları çatlarcasına nasıl zalimi alkışladıklarını; nasıl insanların malına göz diktiklerini; bir çıkar uğruna körü körüne nasıl partizanlık yaptıklarını da bilmiyor değilim.
Ben Yine de…
Ben yine de bana yakışanı yaparak o kapıyı hiçbir zaman aralamayacak, onların bana reva gördüğü ihanet oklarını onlara doğrultmayacağım. Ve buradan en yakınlarım da dahil olmak üzere herkese açıkça söylüyorum. Öyle hiç kimse biyolojik kardeşliğe, akrabalığa, kan bağına, aynı toprakları paylaşmamıza ve yumuşak yüzlülüğüme aldanmasınlar. Yarın menfaat hortumları kesilip yandaşlık tohumları çürümeye başlayınca, kuyruğunu bacakları arasına kısıp helallik istemeye gelmesinler: Yapılan bunca haksızlıklara, bunca hukuksuzluklara alkış tutup, heybesinde mazlumların ahını, mağdurların gözyaşını azık yapanlar ‘biz de aldandık’ diyerek bendime yaklaşmasınlar. Çünkü onlarla hesabımız ‘’ Allah’ın (cc) affı, kulun razılığına bağlanmıştır’’ hakikatının tecelli edeceği O büyük Hakim (cc)’in huzurunda kurulacak Mahkeme-i Kübra’ya kalmıştır.
Çünkü sizler benim kardeşlerim, komşularım, en yakınlarım ve beni en iyi tanıyanlarımdınız. Tıpkı kardeşlerinin Yusuf’a yaptığı gibi, beni kuyuya atmaktan beter ettiniz ve içimdeki kardeş olma, arkadaş olma, akraba olma, komşu olma duygularımı benden çaldınız.
O Zaman Ben Kime Hakkımı Helal Edeyim?
İşte bunlardan biri benim her şeyime şahit olan, arkamda namaza duran derviş kılıklı bir hayırsızdı. Beni bir terörist diye ihbar etmesine rağmen bir münafık kisvesi altında sürekli yanımda dolaşıyor, tıpkı İbni Selül gibi rolünü oynamaya devam ediyordu. Keşke bununla da kalsaydı ama kalmadı. Mahkeme salonunda hakimin sorusu karşısında benim ‘’vatan haini’’ bir ‘’terörist’’ olduğuma yemin eden mümin görünümlü, dini duygu ve düşüncesini partizanlık uçkuruna bağlamış bu fasığa mı hakkımı helal edeyim?
Elimde büyüdüğü, çocukluğu kollarımda geçtiği ve hiçbir kötülüğüme şahit olmadığı halde amcasına ‘vatan haini’ diyebilecek kadar alçalan kendini bilmez kendi kanımdan, kendi canımdan olan bir sırtlana mı hakkımı helal edeyim?
Benim arkamda namazının olmayacağını, değişik ülkelerin ajanı olduğumu söyleyecek kadar seviyesizleşen; akla hayale gelmeyen iftiralarla, yalanlarla annemin duygu ve düşünce dünyasını bulandıran dayı kılıklı sürüngenlere mi hakkımı helal edeyim? Beni bir mümin olarak görmediklerini varsayarak, annemin cenaze namazını kıldırmamı dahi istemeyecek kadar beyin ölümü gerçekleşen bu Küfe karakterlilere mi hakkı mı helal edeyim?
Bir kitap şöyle dursun, ömründe kendi peygamberinin hayatını bile okumayan; papağanlar gibi sabahtan akşama kadar televizyon ekranı karşısında vatan millet nutuklarıyla elinde kılıç, Osmanlı dizileriyle çoban kavalı dinleyen bu aklını kiraya vermiş mücrimlere mi hakkımı helal edeyim?
Beni arayıp sormaktan korkmak bir yana, telefon rehberinden bile ismimi silen; korkusundan sosyal medyada beni takip etmekten çekinen; ‘’ Yarın benim de filancılarla bir bağlantım olduğu anlaşılırsa… ‘’ diye tir tir titreyen tilki yürekli ve kendi gölgesinden korkan mahalle arkadaşlarıma mı hakkımı helal edeyim?
Ey Nadanlar Size Soruyorum
Bir hayat boyu bütün zorluklara rağmen, aile sevgisine ve himayesine muhtaç olduğu; emsallerinin sıcak döşeklerde hayat sürdüğü bir zamanda gurbet gurbet gezerek vatan ve milletine hizmet adına gençlik yıllarını harcamanın ne demek olduğunu bilir misiniz?
Siz bilir misiniz anneye, babaya ve yaşadığı topraklara hasret kalarak, ülke sevgisiyle yüreğin yanmasını? Siz bilir misiniz, ülkesine canı gibi bağlı olan ve bir canlıyı bilerek incitmeyen birinin toplumdan dışlanarak ‘’vatan haini’’ ilan edilmesinin ağırlığını?
Siz bilir misiniz, ömrü hayatında bir defa dahi olsun silaha elini sürmeyen, karakol kapısından bile içeri girmeyen ve en ufak bir sabıka kaydı bile bulunmayan birisinin ‘’ silahlı terör örgütü ‘’ üyeliğinden hem de ağır cezalarda yargılanmasının ne demek olduğunu?
Siz bilir misiniz, elleri gül yetiştirmekten ve gül kokusundan başka hiçbir kokuyu barındırmayan birisinin ‘ellerin barut kokuyor’ iftirasıyla en tabi haklarının gasp edildiğini? Siz bilir misiniz her an kapılarının çalınıp, evlatlarının gözü önünde elleri kelepçelenerek hain diye teşhir edilip götürülmenin nasıl onur kırıcı bir duygu olduğunu? Siz bilir misiniz, çocuklarım etkilenmesin, onlar devletine düşman olmasınlar diye onları her şeye rağmen, moralize etmenin ne denli ağır bir yük olduğunu?
Siz bilir misiniz, akraba, komşu, arkadaş, kardeş bütün çevrendeki insanların bir anda sana sırtını çevirmesinin çaresizliğini? Siz bilir misiniz herkes için kanuni bir hak olan bir okulun, bir bankanın, bir dershanenin senin için ağır cezalarda yargılanacak kadar bir vatandaşlık suçu olduğunu? Sen bilir misin herkes için bir vecibe olan yoksula, yolda kalmışa, yardıma muhtaç insana; öğrenciye, depremzedeye el uzatmanın, onlara kucak açmanın; yediğinden, giydiğinden onlara da vermenin senin için bir tutuklama sebebi olacağını?
Elbette ki Bilemezsin
Sen elbette ki bilemezsin, gecenin koynunda akan ızdırap gözyaşlarının yanakları nasıl yaktığını. Sen bilemezsin kendi vatanında, kendi toprağında terk edilmişliğin burukluğunu. Sen bilemezsin bütün hayat birikiminin, saygınlığının bir gecede elinden çekilip alınmasının acısını. Sen bilemezsin bir parça ekmeğe, bir kase çorbaya muhtaç edilmenin çaresizliğini. Sen bilemezsin her gittiğin kapının yüzüne kapatılarak ‘ ağaç kabuğu yesinler’ sesinin beyinleri nasıl kemirdiğini.
Sizler hadisin ifadesiyle elinizle dilinizle kendinize düşeni yapmadınız. Bari kalben buğz edip, inleyen insanların iniltilerini duyabilseydiniz. Ama ondan da mahrum kaldınız. Çünkü siz; dünya hayatını ahirete tercih ettiniz. ( İbrahim, 3-Tevbe 38). Çünkü siz masum çığlıklarını bir menfaat, bir çıkar, bir partizanlık uğruna piyanonuzun notalarında şarkı diye besteleyip, kıvrak bir oyun havasına dönüştürdünüz. Siz oynamanın, oynatmanın, kavalın, zurnanın ve davulun sesine kandınız. Ama acı olan bir gerçek daha vardı ki, siz de aldatıldınız, kandırıldınız. Ve İbrahim suresinde (20-22. ayette) anlatılan o korkunç gerçeklerden de habersiz yaşadınız.
Ve sonunda ; Allah’ım! Yaktıkları kadar yanmadıkça, yıktıkları kadar yıkılmadıkça, ağlattıkları kadar ağlamadıkça, kan kusturdukları kadar kan kusmadıkça ve parçaladıkları kadar parçalanmadıkça hiç birinin canını alma, duasını milyonların dilinde bir zikir haline getirdiniz. ‘ Mazlumun bedduasını almaktan sakının. Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.’’ Bu perdeleri kaldıranlar da siz oldunuz.
Yorumlar
Kalan Karakter: