Hz. Yunus Peygamber (as)
Hz. Yunus (as), Ninova şehrinde dünyaya gelir. Bu şehir, Dicle Nehri’nin batı kıyısında bulunan ve sapıklıklarıyla meş hur olan Asur Devleti’nin başkenti olarak bilinir. Aynı zamanda milattan önce Musul bölgesini de içine alan ve çok önemli uygarlıklara ev sahipliği yapan “Mezopotamya” diye de anılmak tadır. İşte Yunus Bin Mettah bu toprakların çocuğudur. Bu şehirde doğan Yunus (as), daha sonra bu belde halkına peygamber olarak gönderilir. “Kuşkusuz Yunus da elçilerimizdendi.” (Saffat, 139) Peygamberler Tarihi’ne baktığımızda, Yüce Allah’ın en çok peygamber gönderdiği millet İsrailoğullarıdır. Buna rağmen asla uslanmayan, her gelen peygambere ızdırap üstüne ızdırap, çile üstüne çile çektirmekten zevk duyan bir kavim olarak ün salmış lardı. Ama onlar yine de uslanmadı ve bir yaramaz çocuk gibi sürekli sağı solu dağıtmak ve ilahi emirlere başkaldırmaktan geri durmadılar.
Babil hükümdarı Buhtunnasr, büyük bir orduyla İsrailoğulla rının üzerine giderek, Kudüs’ü onlardan geri alır ve bilge insanların bir çoğunu öldürür. O da aynı Calut’un yaptığı gibi, şehri talan ederek kadın ve çocuklar başta olmak üzere, bir çok insanı esir olarak Babil’e götürür. Burada esirlere insanlık dışı muamelelerde bulunarak, bir köle gibi çalıştırır. Asurlular, bu zaferden sonra daha da azmış hak ve adalet düşüncesinden uzaklaşmışlardı. Yapmadıkları ahlaksızlık, bulaşmadıkları günah kiri kalmamıştı. Tıpkı İsrailoğulları gibi zenginlikleriyle şımaran Asurlular, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, varlıklarını onların gücü ve kuvvetine bağlıyorlardı.
Ninovalı Yunus
İnançsızlığın ayyuka çıktığı böyle bir dönemde, otuz yaşlarında genç ve dürüst bir delikanlı olan Hz. Yunus (as) Allah ta rafından Ninova halkına peygamber olarak gönderiliyordu. Hz. Yunus (as), genç ve dürüst bir kişiliği olmasına rağmen, Ninova halkı tarafından benimsenmemişti. Çünkü davet ettiği din, ortaya koyduğu kurallar, onların pişmiş aşlarına su katmak gibi bir şeydi. Doğrusu, Barabbas zihniyetli zenginlerin yaşadığı Ninova şehri, bu zamana kadar hiç böyle dürüst, iffetli ve ahlaklı bir insan görmemişti. Hz. Yunus (as) yıllar yılı bu sapık kavme irşad ve tebliğde bulundu. İbn Esir’e göre, bütün bu emeklerin ve zorlu çalışmaların sonunda, sadece iki insan ona iman etmiş, onun getirmiş olduğu değerlere sahip çıkmıştı.
Bir peygamber için bu çok üzücü, moral bozucu bir şeydi. Ama yüce Allah(cc) Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (sav)’e de; “Ey Rasülüm! İman etmi yorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin! Biz istesek onlara bir mucize indiririz de derhal ona boyun eğerler.” (Şuara 3,4) “Ey Resulüm! Buna rağmen eğer onlar senden yüz çevirirlerse artık sana düşen, sadece açık seçik onlara herşeyi anlatmandır” (Nahl, 82) buyuruluyordu. Celaleddin Harzemşah sefere çıkarken; “Allah seni galip edecek” diyenlere, O; “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek O’nun vazifesidir.” dediği gibi. Bütün bu olanlara rağmen, Hz. Yunus (as), Allah’ın verdiği nimet karşısında insanların ona kulluktan yüz çevirmesini kabul edemiyor, Rabb’ine karşı mahcup olduğunu düşünüyordu.
Günlerce başka neler yapabileceğini düşünmüş fakat bir çıkar yol bulamamıştı. Artık, bu kavmin arasından ayrılıp, onları kendi dün yalarıyla başbaşa bırakmayı düşünüyordu. 33 yıl süren irşad ve tebliğ hayatından sonra, sadece 2 kişinin ona inanmasını bir türlü kabul edemiyor ve bir peygamber olarak Rabb’inden izinsiz, va zife yerini terk ediyordu Aslında bu karar ne Allah’ın emirlerine bir baş kaldırma ne de ona karşı gelmek değildi. Sadece ilahi davete boyun eğmeyen Ninova halkına bir kızgınlığın, bir gönül koymuşluğun neticesinde peygamberlere has bir zelleden ibaretti. Çünkü Allah (cc) kader planında Ninova halkının iman etmesini, Yunus’un Ninova’yı terk edip gitmesine bağlamıştı. Artık kararını vermiş, halkına önceki ümmetlerin başına gelenlerin onların da başlarına geleceğini söyleyerek, Ninova’dan ayrılır. “Yunus’u da zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmiş, bizim kudretimizin kendisine yetmeyeceğini zannetmişti. Sonunda karanlıklar içinde, ‘Senden başka hiç bir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü bir iş yaptım’ diyerek yalvardı. Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız.” (Enbiya, 87-88)
Herşeye rağmen Yunus (as) Ninova’dan ayrılacağını söylese de, onun şehirden ayrılışıyla başlarına bir belanın geleceğine ihtimal vermiyorlardı. Ama son bir defa olsun onların huzuruna çakarak irşad ve tebliğine son noktayı koyacaktı. Fakat Ninova halkı da bu irşad ve tebliğlerden çok sıkılmış olacak ki, bir an önce Yunus (as)’u başlarından def etmenin yollarını arıyorlardı. Kavminin bu sert duruşunu gören Yunus (as) onlara 40 gün mühlet vererek, başlarına gelecek olan musibeti beklemelerini söyler. Kavmi alaycı bir şekilde bu azabın gelmesini istiyor; “Tamam, tamam Yunus, anladık. Önce yüzlerimizin rengi değişecek ve ardından da azap gelecek. Başka söyleyeceğim bir şey var mı? Artık kendi işine dön ve bizi rahat bırak artık” diyerek, yanında ayrılıyorlardı.
Yunus Kavminden Ayrılıyor
Ninova’dan ayrılmaya karar veren Yunus (as) bir sabah er kenden yola koyularak, sahile doğru yürümeye başladı. Çünkü Allah’ın azabı gelmeden bu beldeden çıkması gerekiyordu. Tam sahile yakınlaştığında bir geminin limandan hareket etmek üzere olduğunu görür ve koşarak o gemiye biner. İçinde kötü duygular olmasına, ayakları onu âdeta geri çekmesine rağmen o, gitmenin mücadelesini veriyordu. “İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir...” (Tirmizi, Zühd, 57) hadisi gereğince, burada yüce Allah, sadık kulum dediği Hz. Yunus (as)’u büyük bir imtihan bekliyordu. Hz. Yunus (as)’un hal ve hareketlerinden, konuşmalarından onun salih bir kimse olduğunu anlayan tayfa, ona saygıda kusur etmiyordu. Karadan iyice uzaklaşıldığı bir anda gemi denizin ortasına birden çakılıverdi. Ne ileri ne de geri hareket etmiyordu. Yolcuları bir korku bir üzüntü sarmıştı ve gelen fırtınada bu işin ne kadar zor olacağının habercisiydi. Kimse bu duruma bir anlam veremediğinden, bu problemin gemide bulunan yüklerden kaynaklandığı fikri ağır basmıştı.
Yolcuların bü tün bagajları denize atılmasına rağmen, geminin durumunda hâlâ hiç bir değişiklik olmamıştı. İçlerinden birisi bunun sebebinin, gemide uğursuz bir yolcu olmasından kaynaklandığını söyledi. Demek ki, aralarında gü nahkar birinin olduğunu düşünüyorlardı. Ama bunu nasıl ortaya çıkaracaklardı. Uzun bir fikir alışverişinden sonra, kura çekme konusunda görüş birliğine varıldı ve herkesin isimlerinin yazılı olduğu kağıtlar bir kabın içine atılarak çekiliş yapıldı.
Yunus Denize Atılıyor
İlk önce kimin ismi çıkarsa o günahkar sayılıp, gemiden denize atılacaktı. İlk çekilişte Yunus (as)’un isminin çıkması, tayfayı şaşırtmıştı. Çünkü içlerinden en salih gördükleri insan o idi. Bu arada yüce Allah (cc) peygamberine yaptığı işin doğru olmadığını hatırlatarak, onun kavmine dönmesini istiyordu ve “Ey Yunus! Kullarıma ne çabuk beddua ettin? Dön ve onlara kırk gün daha irşad vazifesinde bulun” buyurdu. Hz. Yunus (as) yapmış olduğu hatayı anladığında, tayfa kura ile meşgul oluyordu. Onlar kurayla meşgul oladursun o, sırtındaki gömleğini çoktan çıkarmaya başlamıştı bile. İkinci defa da onun ismi çıkınca, kendini denize bırakmak istese de ona mani oldular. Ama üçüncü defa aynı ismin çıkması üzerine Yunus (as) bir gece vakti gemiden denize atılır. Bu gece onun şansına denizde müthiş bir fırtına vardı. Deniz şiddetli dalgalarla âdeta çalkalanıyordu. Onun dilinde dua, kalbinde müthiş bir pişmanlık vardı.
Yüce Allah onu iyice dalgalarla yorunca karşısına kendi adını taşıyacak bir balık çıkardı. Bu büyük balık onun için âdeta bir denizaltı hükmüne geçmiş, onu denizin hırçın dalgalarından yutarak korumuştu. Çünkü, onun dertlerine derman olacak, onu kurtarıp sahile çıkaracak hem denize hem fır tınaya hem de balığa hükmü geçen birisi olmalıydı. Bunları düşünen Yunus (as): “Ey Rabb’im! Senden başka yardım istenecek ilah yoktur. Ben bir hata yaptım, nefsime zulmettim. Beni bağışla” (Enbiye, 87) diye yalvararak, Rabb’ine iltica ediyor ve onu affet mesini istiyordu. Hz. Yunus’un gönülden yapmış olduğu bu duayı Allah kabul etmiş ve balığa onu sahile çıkarma emrini vermişti. “Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız.” (Enbiya, 88)
Yunus’tan Ders Almak
Burada önemli olan, gönülden gelerek sadece O’na güvenip O’ndan yardım istemektir. Ayrıca, kul sadece sıkıştığı anlarda değil, geniş günlerinde de Rabb’ine dua etmeyi, ona yalvarmayı asla ihmal etmemelidir. Eğer Yunus (as) orada yaptığı hatayı an layıp Rabb’ine yalvarmasaydı veya yardımı kullarından isteseydi asla o balığın karnından dışarıya çıkamayacaktı.“Eğer o, Allah’ın şanını yüceltenlerden olmasaydı, kıyamete kadar balığın karnında kalacaktı” (Saffat, 143-144) buyurulmaktadır. Evet, dua ve yakarış, musibet zamanını kısaltmış, necat kapılarını sonuna kadar açmıştı. Bu samimi duadan sonra balık Yunus (as)’u, Nusaybin veya Musul civarında bir sahile çıkardı. Onu sahile selamete çıkaran Rabb’i, onu kurtarmakla kalmadı, onu koruyup kollama işini de sürdürdü. Onu güneşten koruyacak bü yük bir kabak yaprağı ile gölgeledi, onun meyveleriyle besleyip, eski sağlığına kavuşturdu. İşte bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (sav)’e: “Kabağı niçin seversiniz?” sorulduğunda; “Kardeşim Yunus’un ağacı olduğu için” cevabını vermesi, göl gelendiğini yaprağın kabak yaprağı olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Musibete Beş Kala
Ninova halkı bir sabah yataklarından kalktığında, kendilerinde bir hallerin olduğunun farkındaydılar. Çoluk çocuk bütün ev halkı, şaşkın şaşkın birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı. Bu da ne! Tıpkı Yunus (as)’un dediği gibi yüzlerinin rengi değişmiş, sıfatları acayip bir hal almıştı. Koşarak kendilerini sokağa atarak, gelip geçenlerin yüzlerine bakmaya başlarlar. Evet, durum gerçekten çok vahimdi. Çünkü herkeste aynı hastalık ve aynı şaşkınlık hakimdi. Acaba, bu hal Ninovalı gencin söylediği o korkunç günün bir başlagıç emaresi miydi? Durum gerçekten de vahimdi. Aynen Yunus’un dediği gibi gelecek büyük bir azabın ilk belirti leriydi bunlar. Şaşkın şaşkın sağa-sola koşan Ninovalılar, ilk defa Yunus’u arıyor, gerçekleri ondan bir daha dinlemek istiyorlardı. Belki de yalvaracak, tövbe edeceklerdi ve yaptıklarından pişman olduklarını söyleyerek, af dileyeceklerdi.
Topluca Yunus’un evi ne koşmuş ama onu evde bulamamışlardı. Demek ki, Yunus dediğini yapmış, gelecek musibetin yaklaştığını anlayarak, Ninova’yı terk etmişti. Şimdi korkuları bir kat daha artmıştı ve şehrin her yerinde Yunus’tan bir iz aramaya başlamışlardı. Annelerin amansız telaşları, çocukların çığlıklarına karışmış, âdeta Ninova halkı can derdine düşmüş sokaklara dökülmüşlerdi. Bu büyük beladan Yunus olmadan nasıl kurulabilirlerdi ki, gidecekleri bir yerleri de yoktu. Artık helâkın yaklaştığını haber veren rüzgârın da hışırtısı kulaklara gelmeye başlayınca, Ninova halkı derhal bir meydanda toplanarak, bu beldeyi terk etme kararını alıyorlardı. Bütün halk Ninova’yı terk ederek uzaklaşıyor, kendilerini bu beladan kurtaracak bir çıkış yolu arıyorlardı. Hal kın önde gelenlerinden bazıları, tek çarelerinin Yunus’un dediği gibi Allah’a iman ederek, gönülden tövbe etmeleri gerektiğini söyleyerek; “Yüksek bir dağa çıkalım. Hep bir ağızdan Allah’tan yardım isteyelim. Ve dönmemek üzere Yunus’a iman ettiğimizi söyleyelim” diyordu.
Yunus’tan Helallık ve Topluca Tevbe
Bu söz üzerine Ninova halkı yüksekçe bir yerde toplanarak hep bir ağızdan Allah’a yalvarmaya başlarlar. Ama ondan önce, herkes birbirine haklarını helal ederek, bir helalleşme yapılması gerekiyordu. Akıttıkları gözyaşları onların büyük bir pişmanlık içerisinde olduklarının en büyük şahidiydi. Çünkü Allah’ın mağfireti kulun razılığına bağlanmıştı. Herkes birbirine bütün haklarını helal etmesine rağmen, helalleşmedikleri tek Ninovalı Yusuf (as) kalmıştı. Ninova halkı; ’Ey Rabb’imiz! Bizim günahımız büyüktür. Fakat sen daha büyüksün. Sen bize, sana yakışanı işle, bize yakışanı işleme...” diye yakarışta bulunurlar ve Allah tövbelerini kabul eder. Evet, Yunus (as)’un kavmi, insanlık tarihinde kendilerine gelen büyük bir belanın gelmesine ramak kala tövbe ederek, kurtulan tek ümmettir. “Keşke o helâk edilen beldelerden bir belde halkı iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı! Ama Yu nus’un kavmi hariç. Nitekim onlar iman edince, dünya hayatın daki zillet azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerine belirli bir süreye kadar yaşama imkanı vermiştik.” (Yunus, 98) “Ey günah ta haddi aşarak, hayatını israf eden kullarım! Allah’ın rahmetin den ümidinizi kesmeyin. Allah dilerse, bütün günahları bağışlar; çünkü O, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edendir.” (Zumer, 53)
Ninova Yunus’unu Bekliyor
Ninova halkının gözü yollarda Yunus’unu bekliyordu. Onlar çok ağır bir imtihan yaşarken, aynı imtihanı peygamberleri de yaşamıştı. Yunus (as) sahilde yediği meyvelerle eski güç ve kuvvetine geldiği bir zamanda, her tarafın simsiyah bulutlarla kaplandığını görmesi, kulaklarına gelen korkunç bir rüzgâr sesi, ona yakınlaşan büyük felaketi hatırlatmıştı. Yerinden bir ok gibi fırlayarak, Ninova’nın yolunu tutarken, Cebrail (as) bir müjde ile gelerek, tövbesinin kabul edildiğini ve görevinin başına dönmesinin gerektiğini haber veriyordu. Fakat bu defa inatçı, fesatçı ve inkarcı bir ümmete değil de, tövbe ederek temizlenen apayrı bir ümmete dönmesini istiyordu.
Hz. Yunus (as)’un dönme haberi, Ninova’yı âdeta bayram yerine çevirmiş, Ninovalılar nefesini tutmuş, kıymetini bilemedik leri kutlu misafirlerini, peygamberini bekliyorlardı. Çünkü onlar, yaptıkları hatalardan pişmanlık duyarak, Rabb’e yönelip, üzerlerindeki musibeti kaldırmayı başaran yegane ümmet olarak insanlık tarihine geçmişlerdi. Yunus (as) hiç vakit kaybetmeden kavmine koştu. Sayıları yüz bini bulan Ninova halkı sevinçle onu bekliyor du. Bir zamanlar yüzünü görmeye bile tahammülü olmayan Nino valılar, Hz. Yunus’u büyük bir coşku ve sevgi ile karşılıyor; “Aramıza hoş geldin, gözümüzün nuru, kalbimizin süruru Ey Allah’ın Resülü” diye nağmeler diziyorlardı. Evet, Çile ve ızdırap, ilahi bir mevsimde sonucunu beklemeksizin toprağa atılan mukaddes bir tohumdur. Sabır ve sadakat onun güneşi ve suyudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: