Hz. Musa Peygamber 5.bölüm
Kirli Oyunlar ve İftiralar
Karun, bir taraftan Hz. Musa ve kavmine kirli planlar yaparken, diğer taraftan da saray ile işbirliği içerisindeydi. Yani, mazlumu bırakıp, zalim Firavun’un yardımcısı Haman ile güçlerini birleştirmiş ve her türlü kirli plan ve algı operasyonu bu iki kişi tarafından yürütülüyordu. Karun, kendince fakirleşen halka zen ginlik gösterisi yapıyor, fakirliğin ne çekilmez bir sefalet; zenginliğin ise nasıl müreffeh bir yaşam olduğunu göstererek, onları gayrı meşru bir kazanca özendiriyordu. “Karun, gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi.” (Kasas, 79) Karun, adeta sarayın maşası gibi, kin ve nefret ateşinden köz alıp, sağda solda fitne yangınları çıkararak insanları Hz. Musa’ya karşı kışkırtıyordu.
Saray, bütün planlarını Karun ve Haman üzerinden sahneye sürerken Hz. Musa (as)’yı halk nezninde itibarsız laştırmak için de elinden geleni yapıyordu. Bir gün Hz. Musa’yı bir tebliğ anında yakalayan Karun, fırsat bu fırsat deyip, yanına sokulur. Bu sırada Hz. Musa; “Ey İsrailoğulları, kim hırsızlık yaparsa elini keseriz. Kim zina yaparsa bekar olanını değnekle döver ve evli olanını taşlarız” diyerek, halkla sohbet ediyordu. Karun, hemen araya girerek: “Ey Musa! Bu söylediklerin senin içinde geçerli mi?” diye sordu. Hz. Musa: “Evet, bende aynı şeyi yapsam, benim cezam da bu olurdu.” diye cevap verdi.
İftira ve Algı Operasyonları
Sarayın planı belliydi ve Musa’yı, bu defa da para ile tuttuğu bir kadının iftirasıyla yıkmayı deneyeceklerdi. Karun: “Ey Musa! Kavminden bazıları senin bazı fahişelerle ilişkin olduğunu söylüyorlar, buna ne diyeceksin?” dedi. Hz. Musa, Karun’un iddiasını yalanlamak için derhal o kadının bu topluluğun huzuruna çağırılmasını söyler. İftira nerede atıldıysa, temizleme işine de oradan başlanacaktı . Hz. Musa (as) gelen kadına:“Allah aşkına, doğruyu söyler misin? Benimle senin aranda bu adamın iddia ettiği gibi bir yakınlık oldu mu?” Kadın:“Allah şahit ki, bu adam yalan söylüyor. Beni para ile kandırdı. Musa ile benim aramda asla böyle bir yakınlık olmadı,” dedi. Kadın sözünü bitirir bitirmez Musa (as); “Ey Rabbim! Şayet ben, senin rasülün isem, Karun denilen bu adamı malıyla mülküyle helâk et.” diyerek secdeye kapanır.
Yalancıların Sonu
Yüce Allah, kulu ve peygamberi Musa’nın duasına anında icabet ederek: “Ey rasülüm Musa, toprağı senin emrine verdim. Asanla toprağa vur!” emrinde bulunur. Musa (as) hemen yerden başını kaldırarak, kendine inanların yanına gelmesini, Karun’a inananların da karşı tarafa onun yanına geçmesini emreder. Hz. Musa (as): “Ey arz, Allah’ın rasülüne iftira atanları yutuver” dedi. Arz korkunç bir ses çıkararak yarılır ve onları dizlerine kadar içine alır. Musa (as)’ın her emir verişinde biraz daha toprağa gömülen zalimler, boğazına kadar toprağa bir kazık gibi saplanırlar. Karun ve arkadaşları gözyaşları içerisinde Musa (as)’a yalvarmaya başlarlar. Fakat onlar için mühlet sona ermiş, Musa bir daha ‘Ey arz yut onları’ emrini verince, Karun ve arkadaşları yerin yedi kat dibine gömülürler. (Fahrettin Razi, 25/18) “Sonun da biz onu ve evini, barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildir.” (Kasas, 81)
Zulüm Devam Ediyor
Karun’un ve ekibinin başına gelenler, bazı insanların gönlünü yumuşatmış olsa da, zalimlerin zulmünün daha da şiddetlenmesine sebep olmuştu. Firavun başlarına gelen bütün kötü olayları Hz. Musa’dan bildiği için, her şeyde onu suçluyor ve ona yükleniyordu. Bu defa onların imana gelmesi için yüce Allah; “An dolsun ki biz de Firavun’a uyanları, ders alsınlar diye, kuraklık yılları ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık. (Araf,130) buyurarak, onları ayrı bir imtihana tabi tutuyordu. Bu defa Allah onları kıtlıkla imtihan edecekti. Hz. Musa (as)’da bu kıtlık ve kuraklık imtihanını fırsat bilerek, belki kalpleri yumuşar diye onlara irşad ve tebliğini arttırır. Ama halk, algı operasyonlarıyla öyle bir hale getirilmişti ki, gözünün önünde Karun’un yaşadıklarını bile bile hâlâ bunu bir sihir olarak algılıyor; “Bizi büyülemek için ne işaret getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.” (Araf, 132) diyerek, yine de Musa’yı suçlamaya devam ediyorlardı.
Döneklik Onların Genlerinde Vardı
Akıllarını başlarına almayan Mısır halkı, Nuh tufanı gibi Nil Nehri tarafından silip süpürülecekti. Ardından çekirge ve kurbağa istilası. Onun ardından Nil’in suyunun kan rengine döndürülmesi. “Biz de açık seçik mûcizeler olmak üzere onların üzerine tûfan, çekirge, haşa rat, kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim olmakta direndiler.” (Araf, 133) buyurulur. Kutsal Topraklara Doğru Firavun, İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmalarına izin vermiyor, Mısır’ı onlar için adeta açık hava hapishanesi gibi kullanı yordu. Herkes fişlenmiş, insanlık dışı işkencelerle hayatları alt üst edilmiş, dışlanmış ve ötekileştirilmiş bu insanlar âdeta hayvan muamelesine tabi tutuluyordu. Bekledikleri Mesih de geldiğine göre, artık burada kalmalarının bir önemi de kalmadığına inanı yorlardı.
Hz. Musa’da Mısır’da yapılacak bir şey kalmadığını ve kavmiyle beraber burayı terk etmenin planlarını yapıyordu. Yaşama hakları ellerinden alınan bu insanlar Hz. Musa’ya gelerek, artık dayanacak güçlerinin kalmadığını ne pahasına olursa olsun bu ülkeden çıkmak istediklerini söylerler. Evet, onlarda tıpkı diğer ümmetler gibi zulmün kol gezdiği bu toprakları terk etmek zorunda kalıyorlardı. Bu arada arka arkaya Mısır halkına gelen bela ve musibetler Firavun’un zulmünü birazcık hafifletmiş, Nil’in taşması, kurbağa, çekirge, bit ve karınca istilası onların sosyo-ekonomik güçlerini iyice azaltmıştı. Bu yaşanan olaylar onları tükenme noktasına getirmiş ve bir kurtuluş ümidi ile yine Hz. Musa (as)’nın kapısına gelerek; “Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabb’ine dua et! Eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana iman edecek ve muhakkak İsrailoğulları’nı seninle gönde receğiz,” (A’raf, 134) diye, yalvarırlar.
Bu yaşananlar karşısında. ‘Güç bende, ben sizin Rabb’ini zim’ diyecek kadar alçalan, gururlanan Firavun bile, Musa’nın sadakati yanında dize gelmişti. Devletin gücünü arkasına alarak, mazlumlara kükreyen bu kibir abidesi, şimdi de Musa’ya yalvarması için kendi adamlarını onun kapısına gönderiyordu. Karşılıklı yapılan anlaşmanın ardından Hz. Musa (as), Mısır’dan ayrılmak için hazırlıklara başlanmasını emreder. Allah onların Mısır’dan çıkışlarını Musa’ya müjdeleyerek; “Musa’ya, kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz diye vahyet tik.” (Şura,52) diyerek, bir de uyarıda bulunmuştu. Mukaddes topraklara doğru yola çıkan İsrailoğulları, acı ve hatıralarını Mısır’a bırakarak gidiyorlardı.
Yüce Allah, Hz. Musa (as)’ya bu müjdeli haberin yanında bir de kötü haber vermiş, anlaşma yaptıkları Firavun ve adamlarına güvenilmeyeceğini bildirmişti. Firavun, İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmasına izin verirken, diğer taraftan da onları yolda imha etmek için, gizlice plan hazırlıyorlardı. Hz. Musa, Firavun’un bu şekilde davranaca ğını bildiği için tedbirini önceden almış, halkını da korkmamaları gerektiği hususunda uyarmıştı. Fakat, Musa (as)’nın kavmi içerisinde hâlâ Firavun korkusunu atamamış, sürekli yakalanacağız endişesiyle tir tir titreyen korkak lar vardı. Hz. Musa (as), Allah’ın onları koruyacağı ve korkmamaları gerketiğini bildirilmesine rağmen mızmızlanmaya, insanların morallerini bozmaya devam ediyorlardı.
Kızıl Deniz Karşılarında
Yüce Allah, bela ve musibetlerle Firavun’un elinde avucunda ne varsa hepsini alıp, İsrailoğullarına geri vereceğini de onlara müjdelemesine rağmen, korkaklık modundan bir türlü çıkamamışlardı.“Daha sonra onla rın (Firavun ve halkını) bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik. İşte böyle; Bu nimetleri onların yerine İsrailoğulları’na verdik.” (Şuara, 57-59) Zorlu ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, karşılarında ucu bucağı görülmeyen Kızıl Deniz’i görünce, mutluluklarına diyecek yoktu. Artık yüzleri gülmeye, deniz havasını ciğerlerine çekerek Firavun’dan kurtulmanın sevincini yaşamaya başlamışlardı. Tam rahat bir nefes alıp, suyun huzur veren esintilerini içlerine çekecekken, arkalarında büyük bir toz bulutunun hızla kendileri ne yaklaştığını gördüler. İçlerinden söylenip duranlardan bazıları, “Ben demedim mi, Firavun bizi rahat bırakmayacak. Bizi öldürecek diye. İşte bakın arkamızdan bizi yakalamaları an meselesi” diyerek, titremeye başladı. Artık, yolun sonuna geldiklerini düşünüyorlardı. Güzel ve huzurlu günler sadece bu suyun kenarına kadarmış. Artık burası yolun sonu gibi gözüküyordu. Çünkü, arkalarında Firavun’un askerleri, önlerinde de ucu bucağı görünmeyen koca bir deniz duruyordu.
Bu dönekler, bunca zorlukları O’nun yardımıyla atlattıkları yüce Allah’ı, hiç akıllarına getirmiyor, Firavun’un korkusuyla yatıp onun korkusuyla kalkıyorlardı. Halbu ki, bütün sebeplerin sükut ettiği, bütün yardımcıların kaybolduğu bir zamanda, Yüce Allah’ın yanlarında olacağını ne çabuk unutmuşlardı. Daha işin başında bu şekilde davranmaya başladıysalar, gidilecek bu uzun yolda, Hz. Musa’nın bunlardan çekeceği var demekti. Korkusundan ne yapacaklarını şaşıranlar: “İki topluluk birbirini görünce, Musa’nın adamları, “İşte yakalandık!” (Şura, 61) diyerek ye’se düştüler. Evet, görünürde Firavun onları yakalayıp öldürecek, belki de Mısır’a geri götürerekti. Çünkü önlerinde aşılması mümkün olmayan, Firavun’dan daha korkunç bir düşman olarak Kızıl De niz; arkalarında ise merhametsiz, gaddar, zalim bir ordu vardı.
Karaktersiz Yahudiler
Bu çaresizlik sahillerinde onlara öyle bir el lazımdı ki, onun gücü hem denize, hemde Firavun’a hükmetsin. Bu defa da yıllardır onları Firavun’un zülmunden kurtarmaya çalışan, bütün hayatını onların selameti ve iyiliği için harcayan Hz. Musa (as)’ya sitem etmeye başladılar. Belli ki peygamberlerine güvenmiyor, her olayda kendi fikirlerine sarılarak kazanma kuşağında kaybediyorlardı. Musa (as) kavminin bu tepkisine bir anlam veremiyor, bu uzun yolculukta bunlarla nasıl baş edeceğini düşünüyordu. Halbuki bu sefer onun değil, bizatihi yüce Allah’ın emir ve İsrailoğullarının da isteğiydi. Ama tavırlarına bakılacak olursa (haşa) sanki Allah’a karşı bile itimatları kalmamıştı. Musa (as), hemen olaya müdahale ederek, kavmine yüce Allah’ın inayeti ve yardı mını hatırlatmak için; Ey kavmim! Mesele asla sizin düşündü ğünüz gibi değildir. Sizi Firavun’un zulmünden kurtarıp, kutsal topraklara gitmemizi isteyen siz değil miydiniz? Halbuki, bu sefer iznini veren ben değil, yüce Allah’tı. Yardım edeceğini de O, vadetti. Siz hâlâ neden korkuyorsunuz? Allah’ın nusretinden kaçıp, Firavun’un zulmüne mi sığınmak istiyorsunuz? dedi ve ilave etti. “Hayır! Eminim ki, Rabb’im benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir.” (Şuara, 62)
Yorumlar
Kalan Karakter: