Hz. Musa Peygamber (as) 3. Bölüm
Kutsal Vadi ve Peygamberlik
O gün o sokakta Hz. Musa (as)’ya şehirden ayrılmasını haber veren Firavun’un amca oğlu Sem’an idi. Hz. Musa’yı çok seven ve gönülden ona bağlı bir insandı. Daha önce hiç bir planı olmayan Musa (as), nereye gideceğini ve kimlere sığınacağını bile düşünmemişti. Bir yandan sevk-i ilahi ile hızlıca şehirden uzaklaşırken, diğer yandan da çıkılan ilahi bu yolda Rabb’inin ona mutlaka bir yol göstereceğini düşünüyordu. Çünkü şu anda Mısır’ın en gözdesi, en yiğidi, en kuvvetlisi ve aynı zamanda Firavun’un manevi evladı olarak bilinen bu genci hiç kimse himaye edemez ve hiç kimse ona yardım edemezdi. Zaten o da, Rabb’inden başka hiç kimsenin himayesini kabul etmemiş, kim seden de yardım istememişti. Kaderin kendisine çizdiği bu yol, Hz. Musa’yı Medyen’e, Hz. Şuayb (as)’ın himayesine götürecekti.
Günlerce yol yürümüş ne ayakta duracak takati ne de susuzluktan konuşacak gücü kalma mıştı. Az ileride kuyu başında koyunlarını sulayan çobanları gördü. Çok fazla acıkmış ve aşırı derecede de susamıştı. Böyle zamanlarda çobanlar bulunmaz bir nimetti yolda olanlar için. Kuyunun başı koyunlarını sulamaya gelen çobanlarla doluydu. Herkes kavurucu çöl sıcağı altında sıraya geçmiş, sıranın kendilerine gelmesini bek liyordu. Tam bu esnada Musa (as)’ın gözü iki çoban kıza takılmış tı. Çok güzel bir aile terbiyesi aldıkları her hallerinden belliydi. Çünkü erkek çobanların arasına girmektense, kavurucu sıcağın altında bir kenara çekilerek sıranın kendilerine gelmesini bekli yorlardı. Ama çobanlar, bu genç kızların koyunlarını sulamasını zorlaştırıyordu.
Musa, Şuayb (as)’ın Kızıyla Tanışıyor
Hz. Musa (ra) kızlara yaklaşarak; “Siz bu sıcağın altında neden bekliyorsunuz? Koyunlarınızı neden sulamıyorsu nuz?” diye sorar. Kızlar, yabancı bu insan karşısında utana sıkıla: “Biz, erkeklerin arasına girip, koyunlarımızı sulamak istemiyoruz. Onların işini bitirmesini bekliyoruz,” dediler. Hz. Musa, bu iki terbiye timsali kıza hayran kalıyor, onların neden çobanlık yaptığına da bir anlam veremiyordu. Çünkü bu iş kadınlara göre bir iş değildi. Hz. Musa(as):“Ailenizde bu işi yapacak başka bir erkek yok mu? Neden bu işi siz yapıyorsunuz?” deyince: “... Ba bamız çok yaşlıdır.” (Kasas, 23) cevabını alır.
Bu konuşmalardan sonra Hz. Musa (as) kızlara: “Siz sürüyü bana bırakıp, kenara çekilin” dedi. Koyunları önüne katan Musa (as), onları kuyunun başına kadar götürüp suladı. Diğer çobanlar rahatsız olsa da, kimse sesini çıkaramadı. Çoban kızlar, koyunlarını sulamanın rahat ve huzuruyla evin yolunu tutarken, Musa (as) kuyu başında oturmaya devam ediyordu. Çünkü gidecek bir yeri yoktu. Musa Peygamber büyük bir teslimiyet içerisinde, kuyu başında beklerken kader, kendisine ördüğü elbiseyi bu kuyu başında ona giydirecek, onu bu toprakların en merhametli insanına teslim edecekti. Aradan fazla bir vakit geçmemişti ki, çoban kızlardan birisi koşarak çıkageldi ve Musa (as)’ya: “Ba bam, hayvanlarımızı sulamanızın ücretini vermek için, sizi evi mize davet ediyor, buyurun,” dedi. Bu davete icabet etmemek mümkün değildi. Hem çok yorul muş hem de gidecek başka bir yeri yoktu.
Yolu bilmediğinden, çoban kız önden Musa (as) da arkasından gitmek zorundaydı. Rüzgârın, çoban kızın eteğini kaldırması ihtimaline karşı, bir hamle ile kızın önüne geçen Musa’nın ne yapmak istediği çoban kızın gözünden kaçmamıştı. Nihayet, eve varmış onu babasıyla tanıştırmıştı. Uzun uzadıya sohbet etmiş ve başından geçenleri nur yüzlü ihtiyara bir bir anlatmış: “Artık korkma, ben Allah’ın peygamberi Şuayb’ım. Artık Firavun ve Mısır’dan kurtuldun. Seni bulup yakalamalarına imkân yoktur.” (Kasas, 25) sözleriyle de, Rabb’i onu bütün endişelerinden kurtarmış, başka bir peygamberine teslim etmişti. Artık Musa (as), Allah’a güvenmenin huzuruyla en güvenli limanı bulmuş ve çabon olarak Hz. Şuayb (as)’ın yanında çalış maya başlamıştı. Bundan böyle bu kupkuru çölde bulduğu Şuayb (as) peteğini sabırla örecek, her köşesini ballarla dolduracaktı.
Teklif yine Şuayb (as)’dan gelir: “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan bu da senin bileceğin bir şey; seni zorlamak istemem. İnşallah iyi kimselerden olduğumu göreceksin, dedi. Musa, Bu seninle benim aramdadır; bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana haksızlık yok! Söylediklerimize Allah şahittir, diye cevap verdi.” (Kasas, 27-28) Hz. Şuayb (as) on yılın sonunda verdiği sözü tutarak, kızıyla Hz. Musa (as)’ı evlendirir. Artık kendisi de bir aileye kavuşur ve uzun zamandır haber alamadığı ailesini bulmak için Mısır’a doğru yola çıkar.
Musa Tekrar Mısır Yolunda
Hamile hanımıyla yapılacak bu yolculuk hem çok riskli hem de çok meşakkatliydi ama, yıllardır hasret kal dığı ailesinin yaşayıp yaşamadığını dahi bilmiyordu. Onun için bütün bu riskleri göze alıp yola çıkıyordu. Doğum zamanı bir hayli yaklaşmıştı. Bütün bu olumsuzluklarla yola çıkmanın vakti değildi ama, tek bildiğimiz şey yüce Allah’ın kuluna hazırladığı sürprizlerin vaktinin gelmiş olması idi. Kutsal Vadi Uzun bu yolculuk esnasında korktukları başlarına geliyor, gecenin zifiri karanlığında eşinin doğum sancıları başlıyordu. Hava çok soğuktu ve yollarını da kaybetmiş bir dağın başında kalakal mışlardı. Hz. Musa ne yapacağını şaşırmış, tıpkı Hacer annemizin Safa ve Merve arasında sağa-sola koşuşturduğu gibi, telaşla sağa-sola koşmaya başlamıştı.
Bu dağın başında kimden yardım isteyecek, kime koşacaktı. Çaresizliğin ivme ivme ördüğü sabır ağlarına uzaktan bir ışık hüzmesi takıldı. Issız bu dağ başında, bu ışıkta neyin nesiydi? Musa hiç düşünmeden o ışığa doğru ilerlerken, hanımının çığlıkları dağ başını inletiyordu. “Musa süreyi doldurup ailesiyle birlikte yolda giderken, Tur dağında bir ateş gördü; ailesine, ‘Siz burada bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir parça ateş getiri rim’ dedi.” (Kasas, 29) Yüce Allah, bütün hadiseleri âdeta birbirinin içine cem ederek, Musa’nın yolunu Mukaddes vadiye doğru çekiyordu.
Musa (as) ve Hz. Harun (as)’a Peygamberlik Veriliyor
Mu kaddes vadiyi öyle bir ışık hüzmesi sarmıştı ki, bu ışığın bir insan eliyle yakılması mümkün değildi. Hz. Musa, bu ışığa yaklaştığında; “Ey Musa! Muhakkak ki ben yalnızca alemlerin Rabb’i olan Allah’ım” (Kasas, 30) sedasıyla, irkilmişti. Evet, Hz. Musa (as)’ya seslenen yüce Allah’tı ve kendisini peygamberlik vazife siyle müjdeliyordu. Onu önce bu dağ başında zor şartlar altında bir çocukla sevindiriyor, arkasından da ona ‘peygamberimsin’ di yor ve onu bu defa kendi koruması altına alarak; “İyi bil ki ben, evet yalnız ben senin Rabb’inim; artık papuçlarını çıkar, çünkü şu anda kutsal vadide, Tuva dağındasın. Ben seni peygamber olarak seçtim...” (Taha, 12-13) buyuruyordu.
Burada Allah tarafından kendisine bazı emirler verilerek, irşad ve tebliğ yapması emredilir. Bunlardan en zor gibi gözükeni, şerrinden buralara kadar geldiği Firavun’a giderek; ''Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslupta söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.'' (Taha, 44) buyruğu üzerine onu hidayete çağıracaktı. Ama, Hz. Musa’yı düşündüren ayrı bir mesele daha vardı. Sarayda Firavun’un sakalından çekme hadisesinden sonra yanan dilinde bir pelteklik ve tutukluk kalmıştı. Bu haliyle Firavun’un karşısına çıkamaz ve hakikatleri usulune göre güzel bir lisanla anlatamazdı. Bunun için “Ya Rab bi, lisanımdaki tutukluğu, sözlerimin anlaşılması için kaldır. Bu hususta bana yardımcı olarak kardeşim Harun’u da peygamber olarak vazifelendir. Çünkü o, benden daha güzel konuşur, da vamızı daha iyi anlatır....” (Taha, 25-35) diye, niyazda bulunur.
Hz. Musa (as) artık bir peygamberdi. Hiç kimseden korkmasına ve kaçmasına da gerek kalmamıştı. Allah’ın yarattığı hiç bir şey asla ona zarar veremezdi. Diğer bir ifade ile güç ve kuvvetin sırrı çoklukta ve parada olmadığı gibi; ‘güç bende’ diyenlerin de artık onun gözünde hiç bir ehemmiyeti kalmamıştı. Güç ve kuvvet artık kendindeydi çünkü, en güçlü olanın himayesine girmişti. İşte bundan dolayıdır ki, ağabeyi Hz. Harun’a ihtiyaç duyuyordu. Bu ayette yüce Rabb’imiz, özellikle irşad ve tebliğ görevini yüklenenlere altın değerinde bir metod sunuyordu. Bir insanı hidayete erdirmek veya doğruları kabul ettirmek için güç ve kuvvetin, baskı ve zulmün hiç bir işe yaramayacağını açıkça ortaya koyuyordu. Vaizin biri Abbasi Halifelerinden Me’mun’a sert ve acı bir dille nasihat etmeye kalkışınca Halife: “Be adam, biraz halim-selim ol. Allah (cc) senden daha hayırlı olan Hz. Musa (as)’yı, benden daha şerli olan Firavun’a gönderirken, yumuşak ve mülayım konuşmasını emretmiş ve şöyle demişti. ‘Ona yumuşak bir dille nasihat edin. Belki bu saye de öğüt alır veya Allah’tan korkar” (Taha, 44) diye, cevap vermişti.
Muhteşem İkili Firavun’un Karşısında
Yüce Allah, Hz. Harun’a da peygamberlik görevi vererek, iki kardeşin güç birliği yapmasını sağladı. Musa (as), yıllar önce ayrıldığı Mısır’a, çocukluğunu yaşadığı Firavun’un sarayına tekrar dönmenin heyecanı içerisindeydi. Burada kendisini bir ana merhameti ile büyüten ve ona sahip çıkan sarayın hanımı Asiye annesini de görecek olması, onun heycanını daha da arttırıyordu. Ama, onu heyecanlandıran başka bir amil daha vardı ki, Firavun’la tekrar karşı karşıya gelecek olmasıydı.
Muhteşem ikili, Firavun’un karşısına dikilir ve Allah tarafından peygamber olarak gönderildiklerini söylerler. Firavun, cevap vermeden önce soracağı sorusuna bir cevap istiyordu. Yaptığı bunca iyiliğe rağ men, neden onu yüzüstü bırakıp kaçtığını ve yıllar sonra neden geri döndüğünün cevabını istiyordu. Firavun, gururla ve alaycı bir tavırla tahtına kurulur ve peygamber kardeşlerin irşad ve tebliğini dinlemeye başlar. Kendilerinin Allah’ın elçisi olarak onu Hakk yola davet için geldikleri ve İsrailoğullarının Mısır’dan çıkmalarına müsade etmesi gerektiğini söylerler.
Firavun, kardeşlerin bu cür’etine bir türlü anlam vere miyordu. Alaycı ve aşağılayıcı bir tavırla: “... Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ekmeğimizi yiyip, suyumuzu içmedin mi? Şimdi bize nankörlük yapıyorsun.” (Şuara, 18-19) dedi. Aralarında geçen uzun bir konuşmadan sonra Firavun köşeye sıkıştığını anlayınca, gerçek karakterini ortaya koyarak; “Ey Musa! İzzetime yemin olsun ki, sen benden başka bir ilaha taparsan, seni zindanlara atıp çürüteceğim” (Şura, 29) diye tehdit eder.
Peygamber kardeşlerin bunca nazik davranışı karşısında sakinleşmesi gerekirken aksine küstahlaşan Firavun, tehditler savurmaya devam eder. Buna rağmen nazik ve yumuşak davranmaya devam eden kardeşler, öfkesinden kızaran Firavun’a: “Davamın doğru ve Hakk olduğunu sana mucizelerimle isbat edersem, yine de beni hapseder misin?” (Şuara, 30) diye sorarlar. Firavun, Hz. Musa’nın bir peygamber olabileceğine inanmadı ğı için teklifini kabul etse de, mucize gösteremeyeceğine inandığı için, bütün saray ehlini huzuruna çağırır ve bu olaya herkesin şahit olmasını ister. Hz. Musa(as) Allah’ın izniyle, elindeki asasını yere atar atmaz, o asa korkunç bir yılan halini alır. Huzurdaki herkes küçük dilini yutmuşçasına şaşkın şaşkın birbirlerine bakarlar. Daha şaşkınlıklarını üzerinden atamamışken bu defa Musa (as) ikinci bir mucize olarak, elini koynuna sokup çıkarınca eli bir ışık kaynağı gibi parlamaya başladı.
Bu üst üste gösterilen iki mucize huzurda bulunanların nefesini kesmeye yetmişti. Etraftaki halkın duygu ve düşüncelerinin Hz. Musa’ya kaymaya başladığı gören Firavun; “Vay canına! Şu adam ammada büyük bir sihirbaz olmuş. Saltanatımızı elimizden almak için gurbet ellerde durmadan sihirle uğraşmış ve doğrusu başarılı da olmuş” dedi. Firavun, Hz. Musa’nın göstermiş olduğu bu mucizden halkının etkilendiğini ve kafalarının karıştığını anlamıştı. Zalim olduğu ka dar da çok zeki, şeytansı bir zekâya sahipti. Ama, eğer peygamber kardeşlere zorbaca davranmaya devam ederse, halkının aklındaki şüpheler çoğalacak ve Musa’ya iman etme riskini de artırmış olacaktı. Bu mağlubiyetin üzerine; “Firavun adamlarına şöyle dedi. Doğrusu bu çok bilgili bir sihirbaz. Yaptığı sihirle sizi yurdunuz dan çıkarmak istiyor. Buna karşılık ne buyurursunuz? Dediler ki, onu ve kardeşini bir süre alıkoyun ve sihirbaz toplamak üzere şe hirlere adam gönderin. Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.” (Şuara, 34-38) diyerek, Musa’ya güzel bir ders vermek istiyordu.
Devam edecek…
Yorumlar
Kalan Karakter: