(2. Bölüm)
Çağları Delen Bir Nağme: Çağrı Film Müziği
Amerikan ve İngiliz ortak yapımı olan Arabistanlı Lawrence filmi (Lawrence of Arabia) 1962 yılında bir şah eser olarak sinema tarihinde yerini almıştı. En iyi görüntü ve en iyi yönetmen dalında 7 Oscar ödülüne layık görülen bu filmin aldığı ödüllerden üç tanesi, film müziklerini yapan Fransız asıllı Hıristiyan ünlü müzisyen Maurice Jarre’ye gitmişti. Akkad, Çağrı filmini en iyi filmler arasına girmeye ve Oscar ödülüne layık bir film kalitesine yükseltmeye gayret ediyordu. Çünkü film, Hak bir davanın gönüllere girmesi, Müslümanlara karşı bütün önyargıları yerle bir etmesi için her şeyin en iyisini hak ediyordu. İşte Mustafa Akkad da o günün şartları neyi gerektiriyorsa onu yapacak, kendi davasını anlatan bu filmin çıtasını her bakımdan en yükseğe çıkarmaya çalışacaktı.
Bu film için fazla uzaklara gitmeye ve üzerinde kafa yormaya gerek yoktu. Zamanın en iyi filmi, müzik dalında üç Oscar alan Lawrence’nin müziklerini yapan Jarre’ye teklif götürür. Peki Akkad, gayri Müslim olan ve İslam dini adına hiçbir birikimi olmayan, belki de fobisi olan birisini bu filmin müziğini yapmaya nasıl ikna edecekti? Onun bu filmi yapmadaki tek gayesi ne meşhur olmak ne de servet kazanmak değildi. Ne Oscar almak ne de dünyalıklara boğulmak değildi. Onun tek derdi batı dünyasının İslam dinine ve Müslümanlara karşı ön yargılarından kurtulması, İslam ile müşerref olmasıydı. Çünkü o yaptığı işi Allah rızası için yaptığına gönülden inanıyordu.
Evet, gaye bu olunca Yüce Allah onun yollarına su serpmeye ve olmayacakları oldurmaya devam ediyordu. Mustafa Akkad, vakit kaybetmeden Fransız besteci Maurice Jarre’ye gider. Hristiyan bir besteciden Müslümanlığın doğuşu ve onun Peygamberinin hayatını anlatan bu filmin müziğini yapmasını ister. Lawrence filmin müziği ile Oscar ödülü kazanmış ve sinema dünyasında o günün bir numarası haline gelmiş Jarre’den hiç beklenmedik bir cevap alır.
Çöl Kumlarından, Gönül Kuydularına
Akkad’ın bu teklifini tereddütsüz kabul eden Jarre, İslamiyet’in doğuşuyla alakalı güvenilir kaynakların temin edilmesini ve ardından sahranın tam ortasında kendisi için bir çadır kurulmasını ister. Mustafa Akkad, bu büyük teklif karşısında şaşırır fakat sahranın ortasında kurulmasını istediği bu çadıra ilk önce bir anlam veremez. Maurice’nin isteği üzerine 2 ay yetecek miktarda yiyecek ve içecek ile çölün ortasında kendisi için mütevazi bir çadır kurulur ve iki ay boyunca insanlardan uzak tek başına burada müzik çalışmalarına devam eder. Yaklaşık 2 ayın sonunda Maurice gönüllerin adeta yağını eriten çağrı filminin müziğini çölün en sapa yerindeki işte bu çatırda besteler. Bu müzik öyle gerçekçi, öyle içten gelen bir nağme idi ki, filmde Peygamberimizin fiziksel olarak gösterilmemesine rağmen onun varlığına delil sayılabilecek mükemmel bir armoni gibiydi.
Bir Arap yorumcu; ‘’hiç anlamıyorum. Bu filmin müziklerini bestelemekle görevlendirilmiş milliyeti ve dini bizden olmayan bir insanın bizim kimliğimize ve mirasımıza nasıl böylesine erişebildi. Filmde Peygamberimizin varlığını bir müzikle nasıl damla damla gönüllerimize akıtabildi. Ben bu filmi bu müzik olmadan bir an bile hayal edemiyorum’’ diyerek, hayranlığını ortaya koyuyordu.
Hayırlı işin Muzir Manileri
Gayesi büyük böyle bir filmde aktörlerin fiziksel olarak gösterilmemesi, başrollerde oynayan Hz. Hamza rolünü daha da cazip hale getirmişti. Akkad, kusursuz bir film yapmak ve ‘en kaliteli filmleri ancak batılılar yapabilir’ ön yargısını da ayaklar altına almak istiyordu. Önünde zamanın en güzel örnek filmi Lawrence dururken yetenekleri uzaklarda aramasına gerek yoktu. Hem Hz. Hamza’ya yakışan ve hem de onun yerini doldurabilecek en önemli aktör olarak Anthony Quinn ile anlaşır. Böylelikle yıllar önce etkilendiği ve bir türlü hafızasından silemediği Lawrence filmindeki Şerif Ali sahnesi için de biçilmiş kaftanını bulmuş olur.
Akkad, Çağrı filmi ile sinema tarihinde bir ilke daha imza atıyordu. Film İngilizce ve Arapça olmak üzere iki ayrı versiyonda çekiliyordu. 1977’de çekimlerine başlayıp İngilizce versiyonu ‘The Message’, Arapça versiyonu ise ‘Er-Risale’ olan filmi için sponsorlar bulunur ve çekim hazırlıklarına başlanır. Nedendir bilinmez fakat, tam çekimlere başlandığı günlerde sosyal medyada çıkan asılsız haberlerden dolayı mıdır, yoksa değişik karanlık mihrakların baskılarından mıdır bilinmez ama, Arabistan devleti finansörlükten çekilme kararı alırlar. Sadece çekilmekle de kalmaz, Mekke ve Medine’de çekilecek filmin ülkesinde çekilmesini de yasaklar.
Mustafa Akkad böyle bir film için teklifler götürdüğü Hristiyanlardan olumlu cevap almasına rağmen, çekimleri yasaklayan ve bu filme karşı çıkan Müslümanları anlamakta zorlanıyordu. Ama o hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedi ve bu zamana kadar ortaya çıkan problemleri nasıl çözdüyse, bunların da üstesinden gelecekti. Arabistan’dan ümidini kesen Akkad, hiç vakit kaybetmeden diğer bir sponsor ülke olan Fas’a gider ve orada 300 kişilik dev bir ekiple yaklaşık altı ay süren çalışmaların ardından Mekke ve Medine film setini burada inşa eder. Bugün seyrettiğimiz Çağrı Filminin ilk 15 dakikası işte Fas’taki bu setlerde çekilir. Tam işler yoluna girdi derken Arabistan’ın baskısı sonucu Fas hükümetinden de Akkad ve ekibine kötü bir haber gelir.
O da Arabistan hükümeti gibi çekimleri yasaklamakla kalmaz film ekibine ülkeyi terk etmeleri için 15 gün süre tanır. Bu karar çok zor şartlar altında dünya sinemasının en iyi aktörlerini, en iyi müzisyenlerini, en iyi yazarlarını ve en iyi senaristlerini ikna ederek buralara kadar getiren ve İslam hakikatlerini beyaz perdeye taşımaya çalışan Mustafa Akkad’ın kendi dindaşı tarafından adeta linç edilmesi manasına geliyordu. Fas hükümetinin kararı kesindi ve bunca emek, bunca masraf boşuna gitmiş; kurulan bütün set yeniden sökülmeye başlanmıştı.
Muammer Kaddafı ve Çağrı Filmi
Tüm ekibiyle birlikte Fas’tan kovulan Mustafa Akkad çaresizlik içinde öylece ortada kalır. Gayri Müslimlerin gayretiyle çekmeye çalıştığı bu filme, bu defa Müslüman olduklarını iddia eden ülke liderleri karşı çıkıyorlardı. Artık ümitlerini, son sponsor ülke olan Kaddafi yönetimindeki Libya’ya bırakan Akkad, ekibini Fas’ta bırakarak Anthony Quinn’i de yanına alarak komşu ülke Libya’ya geçer. Artık onlara yardımcı olabilecek sadece Libya ve onun lideri Kaddafi kalmıştı. Onunla görüşerek bu filmin tamamlanması adına yardımcı olmalarını isteyecekti.
Kaddafi ile bir araya gelen Akkad, yaşadıklarını anlatarak ekibine yardımcı olmasını ister. Muammer Kaddafi yapılan işin büyüklüğünü, bunca fedakarlığı ve bu işe ömrünü veren Mustafa Akkad’ın çaresizliğini görünce, İslam peygamberi Hz.Muhammed’in hayatını anlatan böyle müthiş bir filmi asla sahipsiz bırakmayacağını söylerken; ‘’ Topla bütün ekibini gel ülkeme. Çöl ise çöl, para ise para, asker ise asker, yardımsa yardım. Bu filmi bizim topraklarımızda çek. Bunların hepsi bizde var.’’ diyerek, gerçek karakterini ortaya koyarak bu filme sahip çıkar.
Sadece 15 dakikası Fas’ta çekilen çağrı ve Er-Risale filmleri, Kaddafi’nin bu civanmertliği karşısında Libya’ya taşınır ve çekimler bu ülkede tamamlanır. Bedir Savaşı, Uhud Savaşı, Mekke’nin fethi sahnelerindeki o müthiş kalabalıklar, o müthiş savaş tecrübesi olan figüranlar Libya ordusunda görevli askerlerden oluşuyordu. Çünkü Kaddafi adeta ülkesinin bütün nimetlerini Akkad ve ekibinin önüne sermişti. Hatta bununla da kalmamış, ‘’Çöl Aslanı Ömer Muhtar’’ filminin çekimlerine de 35 milyon dolar bağışta bulunmuştu.
Kaddafi’nin bu jestine karşılık Akkad onu onurlandırmak adına; ‘’ Herkes bizi kovduğu bir zamanda sen bize sahip çıktın ve bu filmin çekilmesi için her fedakarlığa katlandın. Biz de filmin sonunda bu film Muammer Kaddafi’nin büyük yardımları sayesinde çekilmiştir ibaresini yazmak ve bütün Müslümanları bu yardımlarınızdan haberdar etmek istiyoruz.’’ der. Bu teklif üzerine Kaddafi gerçek karakterini bir kez daha ortaya koyarak;‘’ Asla olmaz. İslam dinini tanıtmak her Müslümanın görevi olduğu gibi benim de görevimdir. Ben bir Müslüman lider olarak görevimi yaptım. İleride İslamiyet’in inkişafına hizmetleri olacak bu büyük projeyle birlikte adımın anılmasını kabul edemem’’ diyerek bu teklifi de geri çevirir.
Gelecek Bölümde: Filmin en zor sahnesi. Hz. Hamza’nın şehit edilme sahnesinde yaşanan ilginç olaylar ve çekimlere ara verilmesi
Yorumlar
Kalan Karakter: