Bilali Habeş Rolu ve Ünlü Boksör Muhammed Ali
Çağrı filmi için çekilen bu zorluklardan şimdilik kimsenin haberi olmasa da, filmin çekimleriyle alakalı bazı haberler Müslüman ülkelerde takip ediliyordu. Bunu duyan Müslüman dünyasının tanınmış ünlüleri Akkad’a haber göndererek Çağrı filminde rol almak istediklerini iletmeye başlarlar. Bu ünlülerden biri de Amerikalı Müslüman boksör Muhammed Ali idi. Vietnam savaşına gitmeyerek savaşı protesto etmiş fakat, bu olayın ardından Amerika’da halk tarafından adeta dışlanmıştı. İnsanların bu vefasızlığı karşısında kazanmış olduğu bütün madalyaları Filedelfiya nehrine atarak o da bu haksız saldırıları protesto etmişti. Ünlü boksörün Akkad’dan isteği ilk ezanı okuyan Bilal-i Habeşi rolünün kendisine verilmesiydi.
Muhammed Ali’nin bu teklifine sıcak bakmayan Akkad: ‘’ Malum olaylarla alakalı bu aralar çok gündemdesin. Sana rol vermemiz bu filme zarar verebilir. Toplumun sana karşı olan tutumu filme yansıyarak anlatılmak istenen hakikatlere gölge düşürebilir. Bu filmin odağında İslamiyet’in doğuşu ve Hz. Muhammed (sav)’i oturtmak zorundayım. Kusuruma bakma, bu filmi izleyerek yardımcı ol fakat, bu filmde sana rol vermemi benden isteme’’ diyerek teklifini nazikçe geri çevirir.
Hz. Hamza’nın Şehit Edilme Sahnesi ve Yaşanan İlginç Olaylar
Çağrı filminin çekimlerinde de en çok zorlanılan sahnelerden biri Hz. Vahşi’nin Hz. Hamza’yı şehit ettiği sahneydi. Bu sahnenin çekimleri sırasında hiç beklenmedik ilginç olaylar yaşanmıştı. Filmde oynayan ve Hz. Hamza’nın etrafında onu korumakla görevli oyuncular kendilerini rollerine öyle kaptırmış, Quinn’i öyle Hamzalaştırmışlardı ki, çekimleri ancak birkaç günde tamamlanabilmişti. Rol icabı Vahşi’nin Hz. Hamza’ya mızrağını saplayabilmesi için etrafındaki askerlerin sette önünü açması gerekiyordu. Fakat etrafındaki oyuncular sanki önlerindeki gerçek Hz. Hamza imiş gibi, gayri ihtiyari onun etrafından ayrılmak istemiyor, rol icabı da olsa Vahşi’nin mızrağını saplamasına izin vermiyorlardı.
Defalarca çekimler yarıda kesilse de, oyuncular uyarılsa da bir türlü çekimler tamamlanamamıştı. Akkad, sürekli çekimleri durdurup oyunculara yapmaları gerekenleri bir bir anlatsa da çekimler yine yarıda kalıyordu. O gün çekimlere ara verilmiş, oyuncuların bu psikolojiden çıkması beklenmişti. Ancak çok büyük uğraşlar sonucunda Hz. Hamza’nın şehit edilme sahnesi tamamlanabilmişti. Ama bu defa da sahne karışmış, oyuncuların üzerine müthiş bir hüzün çökmüştü. Herkes bir köşeye çekilmiş hüngür hüngür ağlıyor, sanki Hz. Hamza öldürülmüş gibi onun yasını tutuyorlardı. Bu olaydan sonra Akkad, her ne kadar oyuncuları sakinleştirmeye uğraşsa da çekimlere iki gün ara vermek zorunda kalmıştı.
Mesele bu olayla da bitmemişti. Akkad’ın kaldığı otelde elektrik ustası olarak çalışan Vahşi rolündeki Ganalı oyuncu Salem Gedara adeta oyuncuların düşmanı haline gelmişti. Figüranlar onu setin sağında ve solunda yalnız bulduklarında taciz ve hakaretlere maruz bırakıyor, Hz. Hamza’nın gerçek katiliymiş gibi dışlıyorlardı. Salem, bitmek tükenmek bilmeyen bu baskılar neticesinde filmden ve setten ayrılmak zorunda kalır fakat, setten ve kadrodan ayrılmak ta bu sıkıntıları bitirmez. Bu defa film dünyada gösterime girdikten sonra izleyicilerin gözleri her yerde Salem’i arar ve sokaklarda taciz ve hakaretlere maruz kalır ve iş için her gittiği kapı yüzüne kapanır. Hatta kendi annesi bile filmi izledikten sonra; ‘Hz. Hamza’nın katilinin bu evde işi yok’ diyerek onu evden kovar. İş bulamadığı için ailesine bakmakta zorlanan Salem, bu baskılara daha fazla dayanamaz ve Mustafa Akkad’ a bir mektup yazarak; ‘’ Bu rol sayesinde hayatımı zehir ettin. Kimse benimle konuşmuyor, kimse tarafıma bakmıyor, kimse bana iş vermiyor. Sanki gerçekten Hz. Hamza’yı ben şehit etmişim gibi her gittiğim kapı yüzüme kapatılıyor’’ durumunu anlatır. Bir vefa kahramanı olan Akkad, hemen Libya İletişim Bakanını arayıp bu olayı anlatarak Salem’e sahip çıkmalarını rica eder.
Akkad’ın zorlandığı diğer bir sahne de Taif’te peygamberin taşlanma sahnesi idi. Bu sahnede kimse rol almak istemiyor, film de olsa kimse peygamberine taş atmaya yanaşmıyordu. Uzun bir çalışmanın ardından zorda olsa bir ekip oluşturularak sahnenin çekimi ancak tamamlanabilmişti. Fakat ne olduysa tam da sahnenin tamamlanmasından sonra oldu. Çekim biter bitmez set ekibi oyuncuların üzerine yürüyerek: ‘’ Siz nasıl olurda efendimize taş atarsınız?’ diye oyunculara saldırırlar. Çekim seti birden savaş alanına dönerken Mustafa Akkad ve arkadaşları araya girerek bu kavgayı zor da ayırırlar.
Çağrı Filmi Sinemalarda
Çok zor şartlar altında çekilen bu filmin pazarlaması ve gösterime sokulması da öyle kolay olmayacaktı. İlk olarak radikal İslami gruplar tarafından büyük bir tepkiye sebep olan ‘Muhammed Allah’ın Elçisi’’ ismi ‘’The Message’’ olarak değiştirilerek Türkçemize de ‘Çağrı’ olarak girer. Çağrı filmin Türkiye’deki galası Mimar Sinan Üniversitesi sinema tv merkezinde Mustafa Akkad ve Anthony Quinn’in katılımıyla yapılır. Yoğun bir ilgi gören Çağrı filmi artık gösterimdeydi. Maurice Jarre gibi Hristiyan birinin hicaz makamına benzer bir müzik yapması ve adeta ruhlara manevi bir maya çalması karşısında Müslim ve Gayrı Müslim herkes bu filme karşı hayranlığını gizleyemez. Çağrı film müziği Oscar’a aday olarak gösterilse de, ödülü son anda Star Wars’a kaptırır.
Çağrı filmi ilk defa gösterime girmesiyle beraber problemler de ortaya çıkmaya başlar. Londra Kraliyet Filormani Orkestrası tarafından seslendirilen çağrı film müziği, bütün otoritelerden tam not alır. Film Londra’da ilk gösterime gireceği sırada afişlerde isminin değiştirilmesiyle alakalı tehdit telefonları yağmaya başlar. Bu olaylardan sonra ‘Allah’ın Elçisi Muhammed’ isminden ‘Muhammed’ kelimesi çıkarılarak ismi ‘The Message’ olarak değiştirilir. Film bir taraftan Müslüman olmayan ülkelerde gösterime girerken, diğer bir taraftan da Kuveyt, Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bir çok Müslüman ülke hükümetleri tarafından da yasaklanmaya başlanır. Gurur duyulması ve sahip çıkılması gereken böyle bir eserin bazı Müslüman ülkeler tarafından yasaklanması anlaşılır gibi değildi.
Radikal bazı İslami örgütler tarafından bitmek tükenmek bilmeyen tehditlerin ardından ABD’de gösterime gireceği sırada bu işe ilk kan bulaştırılır. Kendilerini militan ‘Siyahi Hanefi hareketi’ diye lanse eden bir grup tarafından Vaşington DS’deki iki çalışma merkezi, içindeki insanlarla birlikte esir alınır. Eğer Çağrı filmi yayından kaldırılmadığı takdirde, bu binaları içindeki insanlarla beraber havaya uçurmakla tehdit ederler. Özel harekat polisleri binayı kuşatır. Üç gün süren bu kuşatma sonucunda bir polis ve ikisi gazeteci olmak üzere üç kişi hayatını kaybeder.
Bu olayların ardından Müslüman ülkeler arasında radikalliği ile dikkat çeken İran, Humeyni’nin emri ile filmin ülkelerinde yayınlanmasına izin verince, diğer Müslüman ülkelerde de Çağrı filmi yavaş yavaş vizyona girmeye başlar. Çekimlerine 1977 yılında başlanıp 1981 yılında tamamlanan bu film, Türkiye’de 1982 yılında vizyona girer. Çağrı filmi TRT’de yayınlanması bir ramazan ayına rastlar ve böylelikle ramazan aylarının vaz geçilmezi olarak gönüllerimizdeki yerini alır. Filmin geçtiği ülke olarak bilinen ve İslamiyet’in merkezi Arabistan’da ise Çağrı filmine koyulan yasak ancak 2018 yılında kaldırılır.
Mustafa Akkad’ın Yeni Projeleri
Büyük zorluklarla geçmiş koca bir hayat, İslam dininin ikinci kaynağı olan Peygamber sünnetini adeta tarihi ciltler arasından alarak sinema perdesine taşımıştı. Hayatını İslam’ın doğru anlaşılması ve ön yargıların kırılmasına adayan Akkad, bu filmle yüzlerce insanın da Müslüman olmasına vesile olmuştu. Bugün eğer yaşamış olsaydı projeleri arasında ‘’Filistin Fatihi Selahaddin Eyyübi’’ ve ‘’İstanbul’un Fatihi Fatih Sultan Mehmet’’in hayatını beyaz perdeye taşımak olacaktı. Bu konuda ünlü oyuncularla anlaşmalar yapmış, çekim alanları ve film setlerinin bile yerlerini hazırlanmıştı.
Geriye sadece bu filmlere sponsorluk yapacak dini bütün, vatanını ve milletini seven yürekleri bulmak kalmıştı. ‘’Filistin Fatihi Selahaddin Eyyübi’’ filmi için çok dolaştı ve adeta çalmadığı kapı, gitmediği petrol zengini Müslüman kalmamıştı. Önlerinde Çağrı filmi gibi müthiş bir örnek olmasına rağmen milyar dolarlık orta doğu petrol zengini Müslümanlardan bu müthiş proje için bir dolar bile çıkmamıştı.
Hatta İstanbul’un Fethi filmi için Büyük çekmecede set yerleri bile ayarlanmış olmasına rağmen ne acıdır ki, söze gelince mangallarda kül bırakmayan lafazanlardan ünlü yönetmene bir tek kişi bile yardım eli uzatmamıştı. Daha acısı, yardım etmek şöyle dursun onun dolandırıldığı iddiaları da kulaktan kulağa yayılmıştı. Demek ki, onlarca Müslüman ülke liderini, yüzlerce Müslüman petrol zengini ve iş adamını üst üste koyup toplasaydınız, hiç biri Kaddafi’nin bir tırnağı bile etmeyecekti.
Mustafa Akkad’ın Ölümü
İslam’a fobinin revaçta olduğu bir zamanda dünya sinemasının en ünlülerini, en iyi müzik yapımcılarını İslam dinini anlatan bir filmde bir araya toplamak öyle kolay bir iş değildi. İşin asıl acı tarafı ise, aynı Allah’a inandığını söyleyen ve aynı peygambere ümmet olduğunu iddia eden sözde cihatçı bir grubun eliyle öldürülmesiydi. Mustafa Akkad, 9 kasım 2005 günü Ürdün’ün Başkenti Amman’da katıldıkları bir düğünde otel lobisinde kızıyla sohbet ederken patlatılan bombalar sonucunda kızı olay yerinde, Mustafa Akkad ise kaldırıldığı hastanede kan kaybından hayata veda ediyordu.
Daha önceleri Vaşington’da kendisine silahlı saldırı da bulunan sözde bu cihatçı gruplara: ‘’ Batıda yaşayan bir Müslüman olarak İslam ile alakalı tüm gerçekleri anlatmayı ve böylelikle buradaki insanların dinime olan ön yargısını kırmayı kendime bir görev olarak görüyorum. Ve bununla da Çağrı filmi ile bu insanlarla aramızda kardeşlik köprüleri kurmayı arzu ediyorum.’’ dese de, Sacide er-Rişavi’in planlayıcısı olduğu söylenen Irak el-Kaide örgütünün gerçekleştirdiği bu saldıra da İslam dünyasının en büyük yönetmeni Mustafa Akkad hayata veda ediyordu.
Mustafa Akkad, Rabbim senden razı olsun. Sen, okumayan, okuduğunu anlamayan; okumaktan çok seyretmeyi seven günümüz Müslümanlarına eşi ve benzeri olmayan bir eser hediye ettin. Kütüphanelere hapsedilmiş ciltler dolusu İslam tarihi ve peygamberimizin hayatını bir kuyumcu hassasiyetiyle işleyerek; bunca zorluklara, tehditlere rağmen sinema perdesine aktardın. Bununla da hafızalarımızda silinmez izler bıraktın. Rabbim seni o çok sevdiğin Efendimiz’e komşu eylesin. O çok sevdiğin ve hülyalarını süsleyen Hz. Hamza sahnesini Rabbim öbür tarafta sana gerçeğiyle yaşatsın. Bir serap misali uzaklardan atının üzerine süzülüp gelen Hz. Hamza, atından inerek seni o pak alnından öperek: ‘Hoş geldin Mustafam’ desin. Amin
Yorumlar
Kalan Karakter: