Hz. Süleyman Peygamber (as)
“ Süleyman dedi ki, Ey Rabb’im beni bağışla. Bana öyle bir salta nat verki o, benden başka hiç kimseye verilmiş olmasın. Şüphe sen bütün duaları kabul eden sensin.” (Sad, 35) Hz. Süleyman, (as) babası Hz. Davut (as)’un saltanat ve peygamberliğini devam ettiren on dokuz oğlundan birisidir. Liyakat bakımından diğer kardeşlerin den çok farklı olan Hz. Süleyman’ın 12 yaşında peygamber olduğu rivayet edilir. Hz. Süleynam’ın konuşması, fikirleri hal ve hareketleri sanki büyümüşte küçülmüş bir delikanlıyı çağrıştırıyordu.” “Süleyman Davut’un yerine geçti. Dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden gerektiği kadar verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. Ey Rabbim! Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın işler yapmaya beni muvaffak eyle. Rahmetinle beni iyi kullarına kat.” (Neml, 16, 19)
Hz. Süleyman (as) babasının vefatından sonra hükümdarlık tahtına peygamber olarak oturan ikinci isimdi. O da babası gibi yaptığı icraatlarıyla, tesis ettiği adalet sistemiyle adından söz ettirmişti. “Ey Rabb’im beni bağışla. Bana öyle bir saltanat ver ki o, benden başka hiç kimseye verilmiş olmasın. Şüphesiz bütün duaları kabul eden sensin.” (Sad, 35) duasıyla, Allah’tan hiç kimseye nasip olmayan bir saltanat istedi. Yüce Allah’ta kulunun duasını kabul ederek, ona istediklerinin fazlasını ihsan etti. “Bu nun üzerine, emriyle dilediği yöne doğru tatlı tatlı esen rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları ve zincirlerle bağ lanmış diğer yaratıkları onun buyruğuna verdik” (Sad, 36-38)
Bilgi ve Teknolojinin Peygamberi
Süleyman Peygamber’in hayatı baştan aşağıya teknik ve teknolojik buluşlara işaretlerle doludur. Bugün, bütün dünyanın üzerinde çalışmalarını yoğun olarak sürdürdüğü maddenin nakli ile alâkalı Kur’an’ın yeteri kadar anlaşıldığını düşünmüyorum. Davut ailesi, peygamberlik ile hükümdarlığı mükemmel bir uyum içinde yürüterek, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir örneği ortaya koymuştur. İbni Abbas (ra); “Süleyman (as) mal, ilim ve hükümdarlık arasında muhayyer bırakılırken o, ilmi tercih etti. Ve bu sayede her ikisine de sahip oldu.” (İhyau Ulu middin, I, 24) Çünkü o, Rabb’in verdiklerine karşı şımarmıyor, gücünü ve kuvvetini sahip olduğu hükümdarlığa bağlamıyordu. Aksine, verdiği nimetlerine karşı Rabb’inden o kadar utanıyordu ki, dolaşırken bile başını yukarıya doğru kaldırmıyor, mütevazi liğin bir alameti olarak hep yere bakarak yürüyordu.
Nükleer Güç
Hz. Süleyman (as) diğer peygamberler gibi kavmiyle çok imtihana tabi tutulmasa da insanoğlu için imtihanların en ağırı olan mal varlığıyla imtihan edilmişti. Yüce Allah’ın hüküm ve takdiri ile sadece insanlara değil, rüzgâra, kuşlara ve cinlere de hâkim olmuştu. İnsanlık tarihinde hiç kimseye verilmeyen nükleer bir ordunun komutanlığını yapıyordu. “Bir zaman cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları Süleyman’ın emrine toplan mış, birlikte sevk ve idare ediliyordu.” (Neml, 17) Kur’an bu gerçeklere parmak basarken, âdeta nükleer silahla donatılmış bir ordudan bahsediyordu. Hz. Süleyman oturduğu yerden cinlere, kuşlara, karıncalara ve rüzgâra yön verebiliyor, tahtıyla beraber, rüzgârın kanatlarına binerek istediği yere anında ulaşabiliyordu. İşte bu süper gücün komutanlığında da Hz. Süley man (as) oturuyordu. “Onlar Süleyman’a, isteğine göre yüksek ve görkemli binalar, heykeller, havuz gibi lengerler, yerinden kalkmaz kazanlar imal ederlerdi. Ey Davut ailesi! Şükür için çaba gösterin. Kullarım arasında hakkıyla şükredenler pek azdır.” (Sebe, 13) Bu ayette geçen “hakkıyla şükredenler”; Allah’a şükrünü eda ederken acizliğini de güçsüzlüğünü de dile getirerek, dil ve bedenini her dakika şükrün emrine veren insan manasındadır.
Mescid-i Aksa’nın İnşası
Süleyman (as)’ın ordusu içinde mühendisler, dalgıçlar, şehir planlamacıları gibi çok maharetli canlılar vardı. Hz. Davut (as), yapımına başladığı Mescid-i Aksa’nın tamamlamasını oğlu Hz. Süleyman’a vasiyet eder. Müthiş ordusu tarafından inşasına devam edilen bu mübarek mabedi ziyaret ettikten sonra, hac yapmak üzere ordusuyla Kabe’ye gider. Dönüşünü Yemen üzerinde yaparak San’a’ya uğradığında ordusu susamış suları da iyice azalmıştı. Süleyman Peygamber kurmuş olduğu düzenli ordu içerinde, herkesin ayrı bir görevi vardı. Su bulma görevi de Hüdhüd adında bir kuşa verilmişti. Fakat bu kuş Hz. Süleyman’ın izni olmadan, ordudan ayrıldığı için ortalıklarda gözükmüyordu.
Hüdhüd Kuşu ve Hükümdar Belkıs
Bu itaatsizliği peygamberi kızdırır ve; “Hüdhüd ya bana açık bir gerekçe getirir veya onu şiddetle cezalan dırırım ya da onu boğazlarım.” (Neml, 21) der. Çok geçmeden hüdhüd gelip Süleyman Peygamber’in hu zuruna çıkar. Kendisinin cezalandırılacağını bildiği için; “Ben senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe halkından sana kesin bir bilgi getirdim. Onları bir kadın hükümdar yönettiğini gördüm; kendisine her imkan verilmiş, bir de muhteşem tahtı var.” (Neml, 22-23) diyerek, özür beyan eder. Hüdhüd’ün haber verdiği kadın hükümdar Sebe Devleti kralı Şerahil’in kızı Belkıs idi. Başka erkek kardeşi olmadığından, babasının ölümünden sonra devletin başına o geçmişti. Süleyman (as) Hüdhüd’ü sınamak için yazdığı bir mektubu Belkıs’e götürmesini emreder. Mektubu alan Belkıs, bu mektup Süleyman’dandır diye korkuya kapılır. Çünkü mektupta Hz. Sü leyman’ın; “Bana üstünlük taslamayın, gelip bana teslim olun.” (Neml, 31) demesi, aynı zamanda bir meydan okumaydı.
Belkıs’ın adamları her ne kadar savaşmak isteseler de, savaştan yana olmadığını bildirmek için elçilerini deve yüklü hediyelerle Hz. Süleyman’a gönderir. Elçilerden önce Hüdhüd orada yaşananları gelip Hz. Süleyman’a anlatır. Hz. Peygamber bu müşrik tayfasına, Allah’ın izniyle gerekli dersi vermek için hazırlıklara başlar. Asıl maksadı Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri onların takdirine sunarak, iman etmelerini sağlamaktı. Nihayet Belkıs’ın elçileri hediye yüklü develerle, Hz. Süleyman’ın yurduna ulaşır. Hz. Süleyman (as) cinler, kuşlar, karıncalardan müteşekkil ordusuyla, müthiş bir karşılama töreni hazırlayarak saltanatının bütün ihtişamını ortaya koyar. Bu muhteşem ordu ve bu muhteşem tören karşısında, âdeta elleri ayakları titremeye başlayan elçiler, develer dolusu hediyelerini takdim etmek isteyince; “Siz bana mal ile mi yardım etmeye kalkıyorsunuz?... Allah’ın bana bahşettiği nimetler, sizin getirdiklerinizden daha hayırlıdır. Dön haber ver ki onlara karşı durulması mümkün olmayan ordularla varırım ve oradan kendilerini zillet içinde, hor ve hakir oldukları halde çıkarırım.” (Neml, 36-37) diyerek, Bel kıs’ın hediyelerini iade eder.
Belkıs’ın elçileri geldikleri gibi geri döner ve olanları hüküm darlarına anlatırlar. Belkıs akıllı, akıllı olduğu kadar da zeki bir kadındı. “Biz güçlü bir orduya zorlu savaşçılara sahibiz. Güneşe tapmayı bırakıp Allah’a iman etmezseniz, ülkeni başınıza yıkarım. Karar sizindir.” (Neml,33) Böyle bir orduya, böyle bir sultana karşı durmak, mağlubiyeti ve zilleti peşinen kabul etmek manasına geliyordu. Yaptığı değerlendirme sonunda Hz. Süleyman’a gidecek ve bütün meseleleri yüz yüze görüşecek, eğer ikna olursa da onun dinine girecekti. Bütün hazırlıkları tamamlayan Belkıs, kimsenin elini dahi değdirmesini istemediği o inci kakmalı tahtını da, bir mahzene kilitler. Hz. Süleyman (as) Allah’ın kendisine vermiş olduğu güç ve kuvvetle Belkıs için de güzel bir sürpriz hazırlıyordu.
Belkıs Peygambere Koşuyor
Nihayet beklenen misafir gelir ve karşılıklı Süleyman (as) ile sohbet etmeye başlarlar. Aslında Belkıs’ın buraya gelmesinin asıl sebebi bir olan Allah’a teslim olmaktı. Bunu bilen Hz. Süleyman gelen misafirini kendisine yakışır, billurdan bir köşkte karşılar. Hz. Süleyman ifrit cinlerine getirtmiş olduğu Belkıs’ın tahtını da bu bil lur köşkün misafir odasında beklettiriyordu. Oturdukları salonun bir kenarında Belkıs’ın o müthiş süslü tahtı duruyordu. Bir ara Belkıs kendi tahtından bahsedince, Süleyman (as); “Sizin tahtı nızda böyle miydi?” diyerek, tahtını gösterir. Belkıs şaşırmıştı. Çünkü köşede duranın kendi tahtından hiçbir farkı yoktu ama, onu nasıl gizlediğini bildiği için buna ihtimal bile vermiyordu. O da “Evet, tıpkı benim tahtımın aynısı” dedi. Bu defa Süleyman Peygamber: “Evet o sizin tahtınız. Ülkenizden getirttim. İster seniz daha yakından bakın” deyince, Belkıs tahtın yanına kadar gider ve gördüklerine inanamaz.
Bu olay karşısında kendisine yakışan mertliği ortaya koyan Belkıs: “... Rabb’im ben gerçekten kendime zulmettim. Artık Süleyman’la beraber alemlerin Rabb’i olan Allah’a teslim oldum” (Neml, 44) diyerek iman ederek, Hz. Süleyman’a da ümmet olur. Belkıs, iman etmesinden sonra Hz. Süleyman (as)’ın evlenme tekli fine de evet diyerek hem Sebe’nin melikesi hem de Sarayın hanımı olma ünvanını da kazanmış olur. Belkıs bu evliliğin ardından tekrar ülkesine döner ve etraf ülkelere Süleyman’ın dinini tebliğ etmeye devam eder. “Belkıs’tan binlerce yıl sonra, Nebiyyi Muhterem Efendimizin Bizans, İran, Mısır, Habeş ve benzeri ülkelerin krallarına mektuplar yazıp İslam’ı anlatacak elçiler göndermiş ama, Habeş ve Bahreyn emirlerinden başka hiç kimse İslam’ı kabul etmemişti.”
Hz. Süleyman (as)’ın Vefatı ve Mescidi Akasa’nın İnşası
İslam peygamberleri arasından en haşmetli ve debdebeli saltanatı aynı anda hakkıyla temsil eden Hz. Süleyman (as)’dı. 40 yıl süren peygamberlik döneminde Allah’ın verdiği serveti, yine O’nun yoluna harcadı. Emrine verilen insanlardan, cinlerden, hayvanlardan ibaret büyük bir orduyu adaletli bir şekilde yönet menin en güzel örneğini ortaya koydu. Emrine verilen orduları hep hayırlı işlerde kullanarak, insanlığa hayırlı miraslar bıraktı. Hz. Süleyman (as) ömrünün son yıllarında bu düzenli ve adaletli ordusuna Kâbe’den sonra yeryüzünün en kutsal mabedi olan Mescid-i Aksa’yı inşa ettirmişti.
Rivayetlere göre, Mescid-i Aksa bitmek üzereydi. Her zaman olduğu gibi Hz. Süleyman peygamber asasına dayanmış bir şekilde çalışmaları seyrediyordu. Tam bu esnada Azrail (as) gelerek, Allah’ın emriyle onun ruhunu kabzetmek istediğini söyler. Hz. Süleyman; “Ya Rabbi! Cinler ve şeytanlar eğer benim öldüğümü anlarlarsa, bu mescidin yapımını yarım bırakırlar. Ben de babam Davut’un başladığı bu mabedi tamamlayamam. Onlara öldüğümü geç duyur” diye, dua eder ve Rabb’i duasını kabul eder. Hz. Azrail (as) ruhunu kabzetmesine rağmen, o hâlâ asasına dayanmış şekilde öylece durmaya devam eder. Mescid-i Aksa’nın bittiğini haber vermeye gelenler, onun günler önce vefat ettiğini anlarlar. Bu hadiseye şahit olan cinlerden biri: “Bizim gaipten haber verdiğimizi iddia edenler, eğer öyle olsaydı Süleyman Peygamber’in öldüğünü de haber alırdık” diyecekti.
İsrail Devletinin Kurulması
Hz. Süleyman (as)’ın ölümünün ardından çıkan anlaşmazlıklardan sonra İsrailoğulları ikiye ayrılır. Hz. Süleyman (as)’ın yolundan devam sülale, Hz. Yakub’un oğulları olan Yehuda ve Bünyamin’in soyundan gelen Yahudilerdi. Geriye kalan 10 sülale ise Hz. Süleyman’ın oğlunun arkasından gitmeyi kabul etmemiş yine Hz. Yakub’un diğer oğlu Efrahim’in soyundan gelen ve Süleyman Peygamber’in yakını olan birisini başlarına Melik olarak seçerek, ayrı bir devlet kurarlar. Bununla da İsrailoğulları Hz. Süleyman (as)’ın ölümünün ardında iki ayrı devlet olarak yollarına devam ederler.
Bunlardan Hz. Süleyman (as)’ın oğlunun başında olduğu devlete, Yehuda Devleti; diğerine de İsrail Devleti adı verildi. Zaman ilerledikçe Yehuda Devleti’nde putperestlik yine kendini gösterse de İsrail Devleti’ne nazaran çok azdı. “Çünkü Kudüs’te bulunan alimler ve Mescid-i Aksa’da okunan Tevrat’tan dolayı böyle sapık inançlar fazla inkişaf edemedi. İşte o sıralarda Hz. İlyas ve Hz. Elyesa İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilmişlerdi.”
Yorumlar
Kalan Karakter: