Hz. Musa Peygamber (as) Son Bölüm
Tur’da Yahudi Karaktersizliği
Hz. Musa (as), Allah’ın kendisine vereceği emirleri almak üzere, bu defa yanına yetmiş kişiyi de alarak ikinci defa Tur’a gidiyordu. “Musa, tayin ettiğimiz vakit ve yerde bulunmak üzere kavminden yetmiş adam seçti...” (A’raf, 155) Yanına aldığı bu kişiler, belirlenen noktaya gelince Hz. Musa onlara burada kalmalarını ve Allah’tan af ve mağfiret dilemelerini söyleyerek yanlarından ayrılır. Peygamberlerinin ayrıldığını gören bu yetmiş kişi secdeye kapanarak, Allah’tan af dilemeye başlarlar. Çünkü secde ettikleri Yüce Allah, onları defalarca uçurumların kenarından çekip alarak, adaleti yerine merhametiyle muamelede bulunmuştu.
Hz. Musa (as) yüce Allah’ın huzurundan gerekli emir ve yasakları alarak geri dönmüştü. Kavmiyle sohbet ederken hiç beklemediği terbiyesiz bir teklifle sarsılır. “Ey Musa! Allah’ı açıkça görmedikçe, sana asla inanmayız...” (Bakara, 55) derler. Bu nasıl bir terbiyesizlik, bu nasıl bir haddini bilmezlikti. Demek ki hâlâ yüreklerinde Karunca bir kibir ve bir kıskanma kiri duruyordu. Demek ki, bunlarda Hz. Musa (as)’nın Rabb’iyle görüşmesini kıskanmış, ona haset etmişlerdi. İsrailoğulları işte bu şımarıklığın çocukları, bu sadakatsizliğin Karunları, bu küstahlığın Ebu Cehilleriydi. Onlar, her aklına gelene sarılıyor, kulluğun adabına ve sınırlarına riayet etmiyorlardı. Yüce Allah (cc) oracıkta akıllarını başlarından alacak müthiş bir depremle onları sarsmaya başlar. “... Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: ‘Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yü zünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.” (A’raf, 155) diyerek, yine üm metine kıyamamıştı.
Senin sabrına, merhametine kurban olayım ey Musa (as). Bunca kötülüklerine, şımarıklıklarına bunca ter biyesizliklerine rağmen yüreğin hâlâ onlar için çarpıyor, onların acı çekmesine dayanamıyordun. Hz. Musa (as)’nın bu davranışı, gelecek ümmetler için de bir müjde mahiyetindeydi. Bu yakarış karşısında Rabb’inin Hz. Mu sa’ya; “Azabıma dilediğimi uğratırım, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; ayrıca rahmetimi Allah korkusu taşıyanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize gönülden inananlara ihsan edeceğim.” (A’raf, 156) buyurdu. Hz. Musa (as)’nın bu yakarışı karşısında yüce Allah bir daha kavmini ona bağışlamış, onları ölümün kıyısından kurtarmıştı. Tur’dan döndükten sonra, burada olup biten her şey İsrailoğulları için çok acı ve bir o kadar da ibret vericiydi. Bu olay uzun yıllar bu kavmi terbiye ve teskin etmeye yetse de, unutulan gerçekler ve ya şanan olaylar yerini yine rahat ve rehavete bırakacaktı.
Ayarlara Geri Döndüler
Evet, aradan geçen zaman zarfında İsrailoğulları, Tur’u unutmuş, eski ayarlarına geri dönmüşlerdi. Bu defa ellerinde yüce Allah’tan gönderilen Tevrat olduğu halde, onun hükümlerine baş kaldırmaya başlıyorlardı. Tevrat’ın hükümlerinin çok ağır olduğunu, bunları yerine getirmekte zorlandıklarını ve bunların altından kalkamayacaklarını bahane ediyorlardı. Bu küstahlık karşısında bu defa da yüce Allah, Cebrail (as)’e Tur Dağı’nı kaldırıp, bu kavmin üzerine çevirmesini emreder. “Hatırlayın ki, sizden sağlam bir söz almış, üzerinize de dağı kaldırmıştık. ‘Size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın; umulur ki korunursunuz’ demiştik.” (Bakara, 63) İsrailoğulları dağın tam başları üzerine kaldırıldığını görünce, hemen sol tarafları üzere secdeye kapanıp, sağ gözleri ile dağın düşüp düşmeyeceğini kontrol etmeye başlarlar. Tam bu esnada yüce Allah, peygambe rine ‘On Emri’ indirerek; “Size verdiğimiz emirlere kuvvetle sarılın ve onları ciddiyetle yerine getirin. Onlardaki hükümlerimizi belleyip, ince ve derin manalarını iyice düşünün.” (M. Dikmen, Peygamberler Tarihi, 373) buyurarak, aflarına ferman sayıyordu.
Muhammed ümmeti sonradan gelen ve müjdelenmiş bir ümmet olmasına rağmen, yaşanmış bu olaylar bizim için de mukad derdir. Son ümmet olmamızın bir müjde olmasının yanında, ibret alacağımız, hayatlarından dersler çıkaracağımız, geçmiş ümmet lerin hayatları da bizim için büyük bir lütufdur. Hangi peygamberin neleri yaşadığı, hangi hataların nelere sebep olduğunu bir kılavuz kitap olarak önümüze seren yüce Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Burada bizim için çok daha önemli, çok daha büyük bir müjde olduğunu düşünüyorum. İsrailoğullarının yapmış olduğu hatalara karşı, Hz. Musa (as)’nın çırpınışları ve onlar için Allah’a yalvarıp onları koruması, bizim için mükemmel bir ölçüdür. Çünkü, ümmetine çok düşkün Hz. Muhammed (sav) gibi bir peygamberin ümmetiyiz. Kur’an’da; “Seni alemlere ancak rah met olarak gönderdik.” (Enbiya, 107) buyurulurken, Bir hadisi şerifte; “Ey Cebrail! Muhammed’e git ve O’na de ki: Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz ve asla kederlendirmeyeceğiz.” (Müslim, iman, 346) gerçeği, bizleri de ümitlendiriyordu.
Çünkü o, son peygamber olduğu için Musa’nın da İsa’nın da peygambe ridir. Allah dostlarından birinin dediği gibi; “Ben ömrüm boyunca hayatını didik didik ederek yaşamaya çalıştığım Muhammed (sav)’i birazcık dahi tanıyabildiysem O, ümmetinin son neferini cehennemden çıkarıp, cennete getireceği ana kadar, cennetteki makamına gelip, oturacağına hiç ihtimal vermiyorum.” Evet, biz peygamberlerin hayatlarını okurken, bunları düşünerek okumalı bize bunları örnek olarak sunan Allah’a da şük retmeliyiz.
Hz. Harun’un Vefatı
İşte Musa’nın kavmi zamanla o gün Tur’da ‘işittik ve itaat ettik” dedikleri 10 emri unutur ve şimdi de; “işittik ve isyan ettik” demeye başlıyorlardı. “Hatırlayın ki sizden sağlam bir söz almış, dağı da üzerinize kaldırmıştık. ‘Size verdiklerimizi kuvvetle tutun, söylenenlere kulak verin’ demiştik. Onlar, ‘işittik ve isyan ettik’ dediler. İnkârları yüzünden kalpleri buzağı sevgisiyle dopdoluydu. De ki ‘Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara, 93) Hz. Musa (as) Tıh Çölü’nde Yahudilerle birlikte zorlu geçen günlerinde en büyük yardımcısı kardeşi Hz. Harun (as)’u kaybeder. Yüce Allah tarfından kavmini mukaddes topraklara gö türmekle görevli Hz. Musa (as), kavminin yapmış olduğu itaat sizlikler yüzünden bu görevini tam 40 yıl geciktirmiş olur. Ama o, her ne pahasına olursa olsun mukaddes toprakların en büyük şehri olan Eriha’yı kuşatmaya hazırlanırken Yüce Allah, çok yorulan peygamberini yanına alarak mukaddes toprakları fethetme görevini Hz. Yuşa (as)’a bırakacaktı.
Çünkü büyük şahsiyetler, işin hep çile ve ızdırap kısmını yaşar, yaptıkları işin mükafatını Rabb’e kullukta ararlar. Çünkü, onlar için: “Bu dünya bir imtihan ve bir hizmet yeridir. Lezzet ve ücret yeri değildir.” Hz. Musa (as) bin bir türlü zorluklarla kavmini Mukaddes toprakların kıyısına kadar getirmeyi başarmış olmasına rağmen savaşmaya ikna edememişti. Çünkü onlar, karınları acıkınca bir çocuk gibi ağlayan, karınları doyunca da eski haylazlıklarına devam eden şımarık çocuklar gibiydi. Yüce Allah kendilerini aç bırakmayacağına dair her türlü garantiyi vermesine rağmen, onlardan sadece yemek biriktirmemelerini istemişti. Ama onlar bu yasağa uymayıp biriktirdikleri yemeklerin kokmasına sebep olmuşlardı. Tıpkı kendi karakterleri ve fıtratları gibi. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde; “İsrailoğulları olmasaydı, yemek ekşimez, et kokmazdı...” (Buhari, IV/103) buyurmaktadır.
Hz. Musa (as)'nın Vefatı
Yüce Allah (cc), Hz. Musa (as) doğduğunda küçük bir sepet içerisinde onu Firavun’a emanet etmişti. Sarayda büyüyen Musa, İsrailoğullarına bir Mesih ve bir peygamber olarak gönderilirken, ilk görevi de onları Firavun’un zulmünden kurtarıp, mukaddes topraklara götürmekti. Hz. Musa (as) şimdi bu toprakların kıyısın daydı ve hareket için Rabb’inden emir bekliyordu. Ama kavminin şımarıklıkları, hataları yüzünden bu hayalini gerçekleştiremeye cekti. Çünkü Tıh Çölü’ndeki 40 yıllık ceza, onun bu görevinden alıkoyacaktı. Ama; “... Hakkınızda hayırlı olduğu halde, bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde, bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsi niz.” (Bakara, 216) ayetinin vurguladığı gerçek, burada da ken dini gösterecek, kırk yıl geçirdikleri bu çölde İsrailoğulları yeni bir nesle kavuşacaktı. Böylelikle mukades topraklar, sadakat ve samimiyetine güvenilen genç ve dinamik bir nesille fethedilecekti. Hz. Musa (as) büyük kardeşi Hz. Harun (as)’dan tahminen 3 yıl sonra, mukades toprakların eşiğinde vefat eder. Peygam berlik görevini Hz. Yuşa (as) üstlenir.
Hz. Yuşa (as) ve İsrailoğulları
Artık sahrada geçen 40 yıl boyunca yetişen bu nesil, Arzı Mukaddes’e yürüyebilecek azme, kudrete ve karaktere sahip bir nesildi. Zor bir savaşın ardından Yuşa (as) komutasında, Eriha şehri kuşatılarak Filistin toprakla rına da girilmiş olurlar. Böylelikle İsrailoğulları uzun bir aradan sonra, ilk defa ataları Yakub (as)’un yaşadığı topraklara tekrar geri dönmenin mutluluğunu yaşarlar. Her ne kadar Tıh Çölü’nde yeni bir nesil yetişmiş olsa da, da marlarında atalarının kanının dolaşıyor olması, zamanla onların da yoldan çıkmalarına sebep olacaktı. Çünkü bu yaramaz ve şı marık çocuklar, daha Eriha şehrine girerken, Yuşa (as) onlara kırk yıl önce kendilerine tebliğ edilen ve şehrin kapısından girerken; ‘Allah’ım bizi bağışla’ emrini hatırlatır. Onlar secdede başlarını yere koyup, arkalarını (popolarını) havaya kaldırıp; “Buğday isteriz, buğday. Hem de başaklısından” diyerek, Rabb’leriyle alay edeceklerdi.
Damarlarındaki Kan Değişmemişti
“Fakat zalimler kendilerine söylenenleri, (şehre girerken şükretmeleri) başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle, zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.” (Bakara, 59) Hz.Yuşa (as) Tıh Çölü’n de kırk yıllık bir zamanda yetişen yeni bir nesille, İsrailoğullarını mukaddes topraklara, Filistin’e taşıyan ilk peygamberdi. İsrailoğullarına yirmi sekiz yıl peygamberlik yapan Yuşa (as), Yahudilerin ilk defa yerleşik hayata geçmelerini sağladı. 110 yaşlarında Filistin’de vefat ettiği söylenen peygamberin, bugün İstanbul Beykoz ilçe sınırları içerisinde yer alan Yuşa Tepe’sinde meftun olduğu da rivayet edilmektedir.
Hakimler Devri (İkinci Ara Dönem)
Hz. Yuşa (as)’ın vefatından sonra “Hakimler Devri” başlar. Bu devir, Allah’ın sadık kulları olan hak ve hakikata bağlı insanların önderlik ettiği, peygamber gönderilmeyen ara dönem (fetret dönemi) olarakta bilinir. “Bu devrede bir çok Hakim gelip geçmiştir. Bunlar arasında tarihin karanlıklarında kalan ve adı bizlere kadar ulaşamayan birçok peygamberin de olduğu bilinmektedir.” İsrailoğulları 5 asır gibi uzun bir zaman bu Hakimlerle yollarına devam ederler. Bu geçen zaman zarfında hayat şartları onları tekrar eski çizgilerine geri döndürür ve yine karakterlerinin gereğini sergiler ler. Yüce Allah (cc) bu defa da içlerinde doğruluğuna inandıkları İşmoil adında bir Hak dostunu onlara Hakim tayin eder.
İsrailoğullarının Hz. Yuşa’dan sonra en rahat yaşadıkları ve tahminen 5 asır süren Hz. İşmoil’in Hakimlik dönemi olur. Hiç bir peygamber devrinde rahat duramayan ve en ufak bir boşluğu değerlendirerek, fitne kapılarına dayanan İsrailoğulları, Hakimler devrinde de yerinde durmamış, her türlü küstahlığı, karaktersizliği, omurgasızlığı sergilemekten çekinmemişlerdi. Yüce Allah onları Hz. Musa (as)’ın duasıyla bağışlamış ve müh let vermişti ama, bu defa onları ihmal etmeyecek ve Firavun’a rahmet okutturacak ayrı bir zalimle onların iflahını kesecekti. “Andolsun ki biz İsrailoğulları’ndan kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse, bir kısmına yalancı dediler, bir kısmını da öldürdüler.” (Maide, 70
Yorumlar
Kalan Karakter: