Cebrail (as) İle Konuşan Kadın: Hz. Meryem
“Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerdeki kadınlara üstün eyledi.” (Ali İmran, 42) Doğduğu günden beri kendisini Rabb’inin rızasına adayan ve ona gönülden bağlı olan Hz. Meryem, Allah tarafından en büyük mükâfatını alıyordu. O güne kadar kadınlar arasından seçilmiş, Rabb’inin himayesi altında ilahi lütuflara mazhar olmuş tek kadındı. Ama bu himaye onun imtihan edilmeyeceği manasına gelmiyordu. Hatta, her kul gibi bu kadar iltifata mazhar olması, büyük imtihanların yaşanacağı manasına geliyordu. Hz. Meryem Beyt-i Mukaddes’in doğu tarafında ve Hristiyanlar tarafından kıble edinilen odasında ibadetle meşgul idi. Bu mekana yeme-içme ihtiyaçlarını getirmek için sadece Hz. Zekeriyya (as) girebiliyordu.
Aradan kısa bir müddet geçmişti ki, Hz. Meryem içeriye birisinin girdiğini farkeder. Zaruret dışında Hz. Zekeriyya (as) da dahil, hiç bir erkeğin yüzüne dahi başını kaldırıp bakmayan Meryem, vakitsiz gelen bu misafire bakmak zorundaydı. Bu defa gelen Peygamber değildi. Hz. Meryem o gün odasının kapısında tanımadığı ve yakışıklılığı ile dikkatleri üzerine çeken bir erkeğin kendisine baktığını gördü. Meryem hemen kendisini toparlayarak; “Ben senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’a karşı saygılı bir kişi isen burasını terk et ve bana dokunma dedi.” (Meryem, 18) dedi.
Yakışıklı adam hiç oralı olmamış, hâlâ kapının önünde durup Meryem’e bakmaya devam ediyordu. Çünkü bu, Meryem’in ilk imtihanıydı ve ilk imtihanını iffeti üzerinden yaşayacaktı. Hz. Mer yem’in vereceği ilk tepki, onun duruşu ve Rabb’ine bağlılığı adına da çok önem arz ediyordu. Hz. Meryem sorusunu arka arkaya bir kaç kere tekrar edince, yakışıklı genç onun korktuğunu ve bir güvercin gibi titrediğini anlamıştı. Ey Meryem korkma! Ben Cebrail’im dedi. Cebrail bu gelişinde eli boş görünse de, Hz. Meryem’e bir rahmet, bir ikram ve bir müjde ile gelmişti.
Müjdelenen Çocuk
Cebrail (as); “Ey Meryem! Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabb’in tarafından gönderilmiş bir elçiyim” (Meryem,19) dedi. Hz. Meryem bunun bir rahmet, bir ikram ve bir müjde oldu ğunu anlamakta zorlandı. Nasıl yani, hiç erkek eli değmeyen bir kadın, burada tek başına bir çocuk sahibi mi olacaktı? Şaşkınlık içerisinde; “Ben iffetsiz olmadığım ve bana erkek eli bile değmediği halde nasıl bir çocuğum olur?” (Meryem, 20) diye sordu. Cebrail (as): “Gerçek olan böyledir. Ancak Rabb’in ‘Bu bana göre kolaydır’ dedi. O çocuğu insanlar için bir mucize ve tarafımızdan bir rahmet olmak üzere babasız olarak yaratacağız. Bu işte zaten yerine getirilmiştir.” (Meryem, 21) diyerek, Meryem’i teselli etti.
Bu konuşma üzerine Cebrail (as) Hz. Meryem’in üzerine üfleyerek oradan ayrılır. Böylelikle Allah (cc), büyük bir mucize olarak yaratacağı Hz. İsa (as)’yı babasız olarak ana rahmine ilka etmiş oldu. “İmran kızı Meryem’i de misal vermiştik. O, iffetli ve çok iyi korunmuş, biz de ona ruhumuzdan üfledik. O, Rabb’inin sözlerini ve kitaplarını hep tasdik etti. Ve o içtenlikle itaat edenlerdendi.” (Tahrim, 12) Beki, Hz. Meryem bu hadiseyi insanlara nasıl anlatacaktı? Bir erkek eli değmediği halde, hamile kaldığını nasıl izah edecekti? Ama yüce Allah, sevdiği kulları için kainata koyduğu kanunları bile değiştirebileceğini insanlığa gösterecekti. Halbuki, annesi ve teyzesi için yüce Allah (cc) koyduğu kanunları tersine çevirmemiş miydi? Yaşları ilermiş olduğu halde evlat sahibi yapmamış mıydı? Bunları yapan Allah (cc), elbetteki Meryem’e de babasız bir evlat vermeye gücü yeterdi.
Bir gün amcasının oğlu Hz. Meryem’in yanına gelerek, “Sana bir şey soracağım ey Meryem!” dedi. Meryem de “sor” deyince; “Hiç tohumsuz ot biter mi? Su suz ağaç yetişir mi? Erkek olmadan kadından çocuk doğar mı?” dedi. Hz. Meryem meseleyi anlamış; “Allah (cc) ilk defa yarattığı zaman, otları tohumdan mı yarattı?... Hz. Adem’i ve hanımını bir ana ve bir babadan mı yarattı?” diye cevap verir. Yeter ki kul, kendine düşeni yaparak, Rabb’ine kopmaz bir bağla bağlanıp, başına gelen bela ve musibetlere O’ndan gelen bir imtihan nazarıyla bakabilsin. O zaman görün bakalım yüce Allah, kainata koyduğu bütün kanunları ters-düz ederek, güneşi ve ayı ayakları nın altına bir kaldırım taşı gibi dizmiyor mu?
Çok Zor Bir İffet İmtahanı ve Hz. İsa (as)
İmtihanlar Sarmalında Hz. Meryem Hz. Meryem’in hamilelik günleri çok zor geçiyor, karnını insanlardan gizlemekte zorlanıyordu. Zaten hamilelik zahmeti yetmiyormuş gibi, bir de insanların dedikodularıyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Bütün bunlardan kurtulmak için, hiç kimsenin bilmediği uzak bir yere gitmeyi düşünüyordu. Hiç olmazsa insanlardan uzak olur, kendi başının çaresine bakardı. “... işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.” (Meryem, 22) Artık insanlardan uzakta, kuytu bir köşede günlerini geçiriyordu. Yüce Allah isteseydi, ona daha rahat bir hayat lütfetmez miydi? Ama bu, değişmez ilahi bir kanundu ve Allah sevdiği kullarını sürekli imtihan edecek ve sevgilerinde sadık olup olmadıkları nı sınayacaktı. Aslında Allah yolunda çekilen bela ve musibetler verilen nimetlere, ikramlara karşı şükrün bir diğer adıydı.
Hz. Meryem her gün temiz havada yürümeyi seviyordu. Yine böyle güneşli bir havada dışarıda dolaşırken, birden doğum san cıları tutar ve bir ağacın altına oturur. Belli bir müddet sonra Hz. Meryem bu hurma ağacının altında mucize bebek Hz. İsa’yı dün yaya getirir. Her anne doğumunun ardından sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin mutluluğunu yaşarken, o, buruk ve mutsuzdu. Çünkü, bekar bir kız olarak girdiği Mescid-i Aksa’dan kucağında bir çocukla çıkıyor; “... Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” (Meryem, 23) diyordu. O, çocuğunun doğduğuna sevinemeyen bir anne olarak biliniyordu. Her gün kafasında bu soruların cevabını ararken; “Tasalanma! Rabb’in senin altında bir su kaynağı yaratmıştır. Altında bulunduğun hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün. Ye iç, gözün aydın olsun! İnsanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok esirgeyici olan Rahman’a adakta bulundum; artık hiç bir insanla konuşmayacağım, de.” (Meryem, 24-26) diye kulağına bir ses gelir.
Konuşan kundaktaki mucize bebek İsa idi. Artık, bu mucize karşısında Hz. Meryem rahatlamış, Rabb’i nin koruması altında olduğunu bir kere daha hatırlamıştı. Verilen bu teselli ve ilahi emirle artık Kudüs’e dönmenin ve İsa bebeği orada büyütmenin zamanının da gelmiş olduğunu anladı. Yolda karşılaştığı insanlar Meryem’in kucağındaki bebeğe alaycı gözlerle tuhaf tuhaf bakıyor, sadece bakışmalarla da değil, sağdan soldan sürekli sataşmalar, hakarete varan sözlerle onu rahatsız ediyorlardı. O, ayette kendisine bildirildiği gibi hiç kimseyle konuşmuyor, karşılık vermiyordu. Kudüs’e geldiğinde, onun iffetine, sadakatine, samimiyetine kefil olup mescidde kalmasına izin veren din hadimleri bile başına toplanmış, şaşkın gözlerle Meryem’i baştan aşağı süzüyor, gözlerine inanamıyorlardı.
Kız olarak mescide aldıkları Meryem, kucağında bir bebekle karşıla rında duruyordu. İffetli bir kadın için bunun nasıl bir imtihan, na sıl bir çile olduğunu ancak iffetine düşkün Hz. Meryemler anla yabilirdi. İşte o da “Ey Meryem! Bu çocuk kimindir?” sorularına, vücud diliyle: “Benimdir” cevabını veriyordu. Sorulan sorular karşısında susması, cevap vermemesi üzerindeki baskının daha da artmasına sebep oluyordu. Hz. Meryem’in burada susması, konuşmaması asla onun suçlu olduğunu göstermiyordu. Çünkü eğer Meryem o gün onlarla konuşup cevap vermeye ve kendini aklamaya çalışsaydı, asla bu algıyı değiştiremeyecek, elindeki bazı kanıtları da geçersiz kılacaktı. Onun için Rabb’inin verdiği mühlet bitinceye kadar konuşmayacak ve hiç bir soruya cevap vermeyecekti.
Fakat onun susması soruların ardı arkasının kesileceği manasına da gelmiyordu. Aksine, bundan sonra sorular yerini iğrenç iftiralara bırakarak Hz. Meryem’in imtihanını zorlaştıracaktı. Bundan dolayı, etrafındaki insanlar kendi kafalarına göre bu işin adını koyarak; “Ey Meryem! Yemin ederiz ki sen anlaşılmadık, görülmedik, utanç verici ve garip iş yaptın. Ey Harun’un bacısı, senin baban fena bir adam değildi, annen de zina ile tanınan facire bir kadın değildi.” (Meryem, 27-28) diyerek, iftiralarını sıralamaya başlıyorlardı. Burada iftira atanlarla, iftira atılanın aynı dini duygu ve düşüncenin insanları olması dikkate şayandır. Atılan iftiralar karşısında bir insanın konuşması, onu haklı gös termeyeceği gibi, susması da onun haksız olduğunu göstermez. Yaşananları duyan herkes meydana koşuyor Hz. Meryem’in etrafındaki halka gittikçe genişliyordu. Onlar için bu yaşananlar hiçte akla mantığa yatan şeyler değildi. Kimileri bir yandan olup bitenleri anlamaya çalışırken, kimileri de yerden taş toplamaya çalışıyordu.
Ne acıdır ki, muhakeme eden de, kararı veren de ve yerden taş toplayanda aynı dine inanan insanlardı. Gayzlar, nefretle bileniyor, kalpler kinle çarpıyor ve bu meydanı içindekilerle beraber yakıp kül edecek bir kıvılcım bekleniyordu. Çünkü, onlara göre bu kadına unutamayacağı bir ders verilmesi gerekiyordu. Hz. Meryem bu karmaşanın tam ortasında sıkı sıkıya oğlu İsa’ya sarılmış, halkın öfkesinin dinmesini ve yolunun açılmasını bekliyor du. Olayların çığırından çıkması karşısında Rabb’in verdiği mühlet sona ermiş ve Hz. Meryem’e de imtihanını sona erdirmesi ilham edilmişti. Bu defa da kundaktaki bebeği işaret etmeye başladı. Buna şahit olanlar ilk başta bir anlam veremeseler de çocuğun kime ait olduğunu kundaktaki bebeğe sormalarını istiyordu. Halk kendisiy le alay edildiğini düşünerek: “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşup, söyleşelim.” (Meryem, 29) dediler.
Hz. Meryem’in kendileriyle dalga geçtiğini düşünen halkın artık sabrı tükenmiş, yerden topladıkları taşlarla tam bir recm havası oluşturmuşlardı. Tam bu esnada alay konusu yaptıkları kundaktaki İsa bebeğin sesi duyuldu. “Ben Allah’ın kuluyum; O, bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekatı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankar yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır” (Meryem, 30-33) deyince, meydanı dolduran kalabalık adeta heykeller gibi taşlaşmış, küçük dillerini yutmuşlardı. 40 günlük bir bebek nasıl konuşur ve nasıl etrafındakilerin sorularını anlayıp, onlara cevap verebilirdi.
İşte Hz. Meryem gibi, Allah’ın sadık kulları zora kalınca yüce Mevla, kundaktaki bebeği bile konuşturmuş, onu zalimlerin, müfterilerin şerrinden korumuştu. Toplanan kalabalık bu defa Meryem’e saygı dolu gözlerle bakmaya ve Beytül Maktis’e gidecek yolunu açmaya çalışıyorlardı. Çünkü kulluk, samimiyet ve sadakat ister. “Hiç şüphe etmeyin ki Allah benim Rabb’imdir, sizinde Rabb’inizdir. O halde O’na samimiyetle kullukta bulunun. İşte bu doğdoğru bir yoldur.” (Meryem, 36)
Müfteriler İş Başında
Herşey gözlerinin önünde cereyan etmesine rağmen, bazı münafıklar bu olayı fırsata çevirmek için harekete geçmişlerdi. Tıpkı ifk hadisesinde Hz. Aişe annemize yaptıkları gibi. Bu defa hedeflerinde hiç bir zaman hazmedemedikleri Hz. Zekeriy ya (as)’yı koymuşlardı. Sonu düşünülmeden yapılacak bu iftira kampanyası, İslam tarihinde sonuç itibariyle bir ilk olacak ve İsrailoğulları kendi peygamberlerini testere ile keserek şehit ede ceklerdi. Yaptıkları plan korkunçtu ve münafıklar peygamberle rini Hz. İsa (ra)’nın gayrı meşru babası ilan ediyorlardı. İsrailoğulları Hz. Musa (as)’nın yardımıyla, Mısır’dan çıktığı günden itibaren fitne kazanları hiç boş kalmamış, sürekli kayna maya devam etmişti. Şimdi de bu fitne kazanını kendi peygam berleri için kaynatıyorlardı.
Halkın büyük bir çoğunluğu yapılan algı operasyonlarıyla peygamberlerinin suçlu olduğuna bile inandırılmıştı. Atılan bu iftiralar karşısında Zekeriyya (as)’da onlara hiç bir karşılık vermiyor, hal ve hareketleriyle her şeyi Rabb’ine havale ediyordu. Çünkü münafıkların iftiraları halkın gerçekleri öğrenmesinin önüne geçiyordu. Böylelikle halk galeyana gelmiş, Hz. Zekeriyya (as)’yı öldürmek için harekete geçmişti. Ve nihayet bir iftira uğruna kendi peygamberlerini öldürmekten çekinmeyen omurgasız, haysiyetsiz bir millet olarak insanlık tarihine peygam ber katili olarak geçerek, Kur’an-ı Kerim’de de lanetlenmiş bir millet olarak yerlerini almışlardı.
İki Peygamberin Şehadeti
Rivayetlerde göre Zekeriyya (as)’nın şehit edildiği şöyle anlatılmaktadır. “Bu iftiraları çıka ranların elebaşları, Zekeriyya (as)’ya kötülük etmeye karar verir ve onu takibe alırlar. Bir gün tenha bir yerde onu kıstırırlar. Yaşı oldukça ilerlemiş bulunan Peygamber (as) adamların kötü niyet li olduklarını anlar ve onlardan uzaklaşmaya çalışır. İsrailoğul larının teröristlerinden kaçarken, bir ağacın yanından geçmekte idi. Ağaç dile gelerek; “Ey Allah’ın Resülü, bana gel” der. Bunun üzerine ağaç birden yarılır ve Zekeriyya (as) ağacın içine girer ve kurtulur. Ancak şeytan burada yapacağını yapar. Ağacın içine girerken, giydiği elbisenin eteğinden bir parça dışarıda kalır. Ağa cın yanına gelen teröristler, ağaçtan dışarı sarkan elbise parçasını görünce, bu işte bir tuhaflık olduğunu anlarlar ve ağacı kesmeye karar verirler. Ağacı ortadan keserler. Böylece ağacın içinde bulunan Zekeriyya (as) da ağaçla birlikte kesilir ve şehit peygamberler kervanına katılır. (bk. Peygamberler Tarihi, Osmanlı Yayınevi, I/275) Hz. Zekeriyya (as)’nın şehit edilmesinden sonra, yüce Allah peygamber olarak oğlu Hz. Yahya (as)’yı görevlendirir. Fakat münafıkların yinede bu aileye kin ve nefreti bitmemiş, babasının hunharca şehit edilmesi bile nefretlerini söndürememişti. Kısa bir zaman sonra Hz. Yahya (as)’da tıpkı babası gibi şehit edilir.
Hz. Yahya (as)’ın şehit edilmesi rivayetlerde şöyle anlatır. “Yahudi krallarından Herod Antipas, kardeşi Filips’in karısı Herodya ile evlenmek istemiş, nikahının kıyılmasını Hz. Yahya’dan talep etmişti. Ancak Hz. Yahya Yahudi şeriatına göre haram sayılan böyle bir evliliğe razı olmadı, nikahı kıymaya yanaşmadı. Bunun üzerine Kral, ona kızarak, zindana attırdı. Herodya, kraldan Hz. Yahya’yı öldürmesini istedi. Fakat kral halkın tepkisinden kor karak, buna yanaşmadı. Bunun üzerine kraliçe olmak sevdasıyla yanıp tutuşan Herodya, öz kızı Salome’yi kullanarak kral He rod’u yoldan çıkardı. Salome’ye aşık olan kral ona sahip olmak için, Herod’ya ile evlenmekten başka çaresi olmadığını anlayın ca, bu evliliğe tek engel olan Hz. Yahya (as)’ı ortadan kaldır maya razı oldu. Hz. Yahya’nın başını ve kollarını kestirerek onu şehit etti.” (M. Dikmen, Peygamberler Tarihi, 475)
Yorumlar
Kalan Karakter: