Hz. Yusuf Peygamber (as) 8. Bölüm
Huzurda Okunan Mektup
Hz. Yakub (as)’un yazdığı mektup, Mısır Aziz’i Yusuf’un eline ulaşmıştı. Mektubu eline alan Yusuf (as), açarken elleri titrediği bu mektuptan, yıllar sonra ilk defa baba kokusunu alıyordu. Ciğeri yanan bir baba tarafından her kelimesi gözyaşlarıyla yazı lan mektubu; ciğeri yanan, başka bir dertli okuyordu. İki hasret çağlayanı bir mektupta buluşmuş, Mısır çölleri adeta Nil misali gözyaşı çağlayanlarına dönmüştü. Huzurda büyük bir sessizlik vardı ve bütün kardeşler, Aziz’in mektuba vereceği cevabı bekliyorlardı. Yusuf, mektubu okumuş, baba hasreti bir ok gibi ciğerine saplanmıştı. Yıllar önce o kadar yalvarmasına rağmen, onu ıssız bir ku yuya atan merhametsiz kardeşleri, şimdilerde saf tutmuş karşısında duruyorlardı. Burada güç ve kuvvet artık onun elindeydi. Bir sözle kardeşlerinin hayatını zehir edebilir, onlara her türlü kötülüğü yaparak, ömür boyu onları zindanlarda çürütebilirdi.
Terleten Sorular
Hz. Yusuf, bir zalimin yapabileceği en büyük zulmü yapabilirdi kardeşlerine, ama yapmadı ve yapamazdı. Çünkü, en güçlü olduğu zamanda bile affetmenin, imtihanların en büyüğü olduğunu biliyordu. Ama, yine de onları biraz daha terletmek ve yaptıkları kötülüklerini Allah’ın nasıl boşa çıkardığını göstermek için; “Sizin cahilliğiniz, kin ve nefretiniz yüzünden kardeşiniz Yusuf’a neler yaptıklarınızı hatırlıyor musunuz?” (Yusuf, 89) diyerek başla dı sözlerine. Aziz’in bu sorusu karşısında, kardeşlerinin gözleri âdeta çukurlarından fırlayan yay gibiydi. Buna rağmen yıllar önce bir haset yüzünden yokluğa, açlığa, çaresizliğe terkettik leri Yusuf’a yaptıklarından hiç pişman olmuşa benzemiyorlardı.
Bünyamin’in çuvalında hükümdarın su tası çıktığında da kardeşini hırsızlıkla suçlamayı da ihmal etmemişlerdi. Demek ki, hâlâ içlerindeki o kin ve nefreti temizleyememişlerdi. Evet, bu sırrı vereni düşünecek zamanları çoktu ama, Mısır Aziz’inin sorduğu soruya cevap vermek için zamanları yoktu. Artık ortada böyle bir suçun olduğunu ve bunu kendilerinin işlediğini kabul etmekten başka çareleri kalmamıştı. Vücutlarından terler akmaya başlayan ve bu kıskaçtan kurtulmanın yollarını arayan kardeşlerin, yıllar önce Yusuf’a yaptıkları canlandı gözlerinde. Aslında kendileri adına her şeylerini bilen Aziz’e verilecek cevap yerine, hep bir ağızdan; “Sen yoksa Yusuf musun?” sorusunu sormaktı. Artık saklanacak hiç bir şey kalmamış ve bu hasret bitme noktasına gelmişti.
Yusuf tahtından ayağa kalkıp, onlara doğru yürürken; “Evet ya, ben o Yusuf’um!” cevabını ve rince, ayakta duran kardeşler birden sendelemeye, kelimeler boğazlarında düğümlenmeye başlar. Çünkü, bir hiç uğruna kuyuya attıkları birisinin, Mısır’da sultan olarak karşılarına çıkmasını hiç beklemiyorlardı. Artık şimdi bunları düşünecek vakitleri yoktu ve asıl onları düşündüren, kendilerine uygulanacak cezalardı. Onların Filistin’e geri dönme ümitleri de kalmamış, yapmış oldukları kötülüklerle başbaşa kalmışlardı. Çünkü herkesi kendileri gibi kin ve nefretin, haset ve kıskançlığın esiri olarak görüyorlardı.
Yusuf (as); “Bir defa olsa dahi bana sevgi ve merhamet ile yaklaşmadınız. Hep dışladınız, hor gördünüz, elinize geçen her fırsatta beni cımcıklayıp, canımı yaktınız. İnsafsızca her türlü yalan ve iftiraya başvurarak, babamın sevgisini kırmak için beni öldürmeyi bile göze aldınız. Ben tam otuz yıldır ki, baba hasretiyle yaşadım. Bir köle gibi pazarlarda satıldım. Baba şefkatine, sizin gibi ağabey korumasına muhtaç olduğum yaşlarda, başkalarına hizmetçi olarak çalıştım. İftiralara maruz kaldım, zindanlarda çürütüldüm ama, asla Rabb’imden başka hiç kimseye yalvarmadım ve hiç kimseden yardım istemedim.
Hayatımda bir anlık bir gafletin, hükümdarın beni zindanda unuttuğu zannıyla bir kuldan yardım istemem, dört yıl daha zindanlarda çürümeme sebep oldu. Hatamı anladığımda iş işten çoktan geçmiş dört yılım heba olmuştu” diyerek, yüreklerindeki kin ve nefreti söndürüyordu. Artık doğruları söylemek ve suçlarını itiraf etme zamanı gelmişti. Onlar da tıpkı Züleyha gibi herşeyi itiraf edip, merhamet etmedikleri kardeşinden; “Gerçekten Ey Yusuf! Allah seni bizlere üstün kıldı. Biz sana bu kötülükleri yapmakla, büyük bir hata işledik. Çok pişmanız. Ne olur yaptıklarımızdan dolayı bizleri cezalandırma!” (Yusuf, 91) diyerek, merhamet dileneceklerdi.
Bir Suçun İtirafı ve Tevbesi
Bir suçun itirafı ve tövbesi, onun açmış olduğu yaraları, hayattan kopardığı insanları, yaşattığı çile ve ızdırapları kapatır mı bilinmez ama; affedebilme, bağışlama: “Allah’ın kullarına karşı davranışını ölçü kabul edip, kullarına da öyle davranmanın” bir peygamber sünneti olduğu bilinen bir gerçekti. İşte Yusuf (as) bu büyük imtihanı zor da olsa bir tek kelimeyle savacak ve gerçek manada bir kul olduğunu ortaya koyacaktı. O, kendisine yapılan bütün kötülüklerin kendisini gaddar bir zalim haline getirmesi ne asla izin vermeyecekti.
Kardeşlerinin itirafları karşında o da kendine yakışanı yaparak; “Korkmayın! Bugün ve bundan sonra, size benden en ufak bir zarar ve eziyet gelmeyecektir. Yaptıklarınızı başınıza kakacak, yüzünüze vuracak değilim. Bilesiniz ki, hakkımı size helâl ettim. Allah’a dua dua yalvarın, umarım ki Allah’ta size affeder.” (Yusuf, 92) diyerek, kardeşlerini affedecekti.
Hz. Yusuf akıllara durgunluk verecek bir merhamet örneği gösteriyor ve onlara o kadar naim, o kadar müşfik, o kadar merhametle davranıyordu ki, kırmamak için adeta ‘kılı kırk’ yarıyordu. Burada Hz. Yusuf insanların anlamada zorlandıkları bir gerçeği daha ortaya koyuyordu. O, kardeşlerine kin ve nefret besleme yerine, şefkat ve merhamet besliyordu.
Allah’ın, kullarını zorluklarla imtihan etmesi, onların önünün açılmasına, daha güzel bir makama pervaz etmesine bir vesiledir. Altın madenini topraktan ayırıp saflaştırmak için ateş ne ise; ilahi yolda çekilen çile ve ızdıraplar da aynı şeyi temsil ediyordu. Yusuf; “Ben her ne kadar Aziz makamında bulunuyorsam da Mısır halkı bana hep bir köle nazarıyla bakıyordu. Sizin sayenizde halkın gözünde büyüdüm. Benim sıradan bir köle olmadığımı, bir peygamber ailesine mensup olduğumu öğrendiler. Onun için aslında ben size minnettarım.” (Çantay, I, 362; M.H. Yazır, IV, 2913) diyerek, onları şereflendiriyordu.
Yorumlar
Kalan Karakter: