Hz. Yusuf Peygamber (as) 3. Bölüm
Bu İş Burda Bitmedi
Yaptığı ahlak dışı işler, attığı bunca iftiralardan sonra Züleyha’nın durmaya hiç niyeti yoktu. Sarayda yaşanan bu olay her ne kadar gizli tutulmaya çalışılsa da, kısa zamanda halk bu olaydan haberdar olmuş, başta saraydaki diğer kadınlar olmak üzere sokaklar ve evler bu söylentilerle çalkalanır olmuştu. “Şehirdeki bazı kadınlar, ‘Aziz’in karısı hizmetindeki genç ile beraber olmak istiyormuş. Yusuf’un sevdası kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapkınlık içinde görüyoruz’ diyorlardı.” (Yusuf, 30)
Züleyha, etrafındaki bu dedikoduları kaldıracak, insanların ağızlarını kapatacak durumda değildi ama, bir an önce bu çatlak sesleri kesmek, sarayın itibarını da korumak zorundaydı. Etrafta bu işin dedikodusunda öncülük yapan yaklaşık 40 kadar kadını evine çağırarak, büyük bir ziyafet hazırlar. Böylelikle bu iğrenç olayı da Yusuf’un üzerine yıkıp, onu suçlu ilan ederek, elindeki kozları daha da sağlamlaştıracaktı. Züleyha’nın düşündüğü plan aslında akla mantığa uygun en tutarlı olanıydı. Zaten halk sarayın soylu hanımına değil de Yusuf’a mı inanacaktı?
İftiraya İkna Odası
Planını devreye koymak için müthiş bir masa hazırlattı ve sarayın en şatafatlı salonunu bu iş için âdeta ikna odasına dönüştürdü. Aslında Züleyha burada müthiş bir algı operasyonu yapıyor, Yusuf’un dayanılmaz güzelliğini ön plana çıkararak, bu güzelliğe hiç bir kadının dayanamayacağını gözler önüne sermeye çalışıyordu. Masa etrafında toplanan bunca kadın, Yusuf’un güzelliği hakkında çok şeyler duymalarına rağmen, onu hiç görmemişlerdi. İşte Züleyha’da hemcinslerinin bu zaafını çok iyi bildiği için, bu kirli oyununu Yusuf’un güzelliği ile perdelemeye çalışıyordu.
Herkesin önüne içerisinde nar olan bir tabak, tabağın kenarına da keskin bir bıçak duruyordu. Misafir kadınlar için bunun anlamı, yemekten sonra meyve yemek demekti ama, Züleyha’nın planı bundan çok farklı idi. O, bir erkeğin yakışıklılığı karşısın da, bir kadının nasıl kendinden geçtiğini; değil kendini teslim etmek, kendi ellerini bile nasıl parçaladığını bu boşboğaz kadınlara göstermek istiyordu. Plan, müthiş bir aklın ürünüydü. Bu arada Züleyha, Yusuf’a en güzel ipek elbiselerini girdirmiş ve hoş kokularla güzelliğine güzellik katmıştı.Misafirler tam ellerine bıçakları alıp, meyveleri soymaya başlayınca, hayatın normal akışıymış gibi Yusuf’u içeri alacak ve planını uygulamaya koyacaktı.
Sadakat ve vefanın bütün güzelliklerini çehresine aksettiren Yusuf, salonun büyük kapısından içeri girince, salon ışık hüzmeleriyle aydınlandı. Bir anda bütün gözler bu ay parçası gibi parlayan delikanlıya çevrildi. Bu güzellik karşısında büyülenen kadınların nefes alışları bile durmuş, gözleri bir mıknatıs gibi Yusuf’a yapışmıştı. Bu arada elde etmenin, sahip olmanın vücud dili olan eller, bıçaklar tarafından âdeta doğranıyor, tabaklar meyve yerine kanla doluyordu. Züleyha, bu manzarayı oturduğu yerden sessizce izliyor, verdiği dersin çok isabetli ve yerinde olduğunu düşünüyordu.
Kadınlar ellerini doğradıklarının farkına bile varamadan; “... Kadınlar meyvelerini soyarken Yusuf’a, karşılarına çık dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar. Bu yüzden ellerini kestiler ve ‘Haşa Rabb’imiz! Bu bir beşer değil, bu ancak değerli bir melektir...” (Yusuf, 31) diyerek, mırıldanmaya başladılar. Rabiatü’l Adeviyye, kadınların ellerini doğraması ve acıyı hissetmemelerini açıklarken; “Matlubunu müşahede ederken, yarasının verdiği acıyı hisseden kişi davasına sadık değildir. Mısırlı kadınların Yusuf’a bakerken, yara acısını hissetmemelerine şaşırmamak gerek...” diyordu.
Züleyha, kadınların büyülendiğini görünce, vakit geçirmeden taşı gediğine koyacak ve haklı olduğunu ispatlamaya çalışacaktı. Yani ısınan demiri tavında dövecekti. Sözlerine; işte şu gördüğünüz ve bu ancak bir melek olabilir dediğiniz delikanlı benim kölem, hizmetçim Yusuf’tur. Siz bir kaç dakika onu görmeye bile dayanamadınız ve kendinizden geçtiniz. Damarlarınızda âdeta kanınız dondu. Bıçaklarla parmaklarınızı doğradınız. Ama tenkit ettiğiniz, ayıpladığınız, aşağıladığınız ben, her gün bu ay parçasıyla aynı havayı teneffüs ediyorum. Odamı, salonumu, mutfağımı onunla paylaşıyorum. Siz; ’İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onunla beraber olmak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır.” (Yusuf, 32) diyerek, ayağına kadar gelmiş bütün fırsatları değerlendiriyordu.
Yalancının Şahidi Bozacılar
Bu olay karşısında Züleyha istediğini almış, yapmış olduğu bu kirli planla hem kadınlardan öcünü alarak onları kendi tarafına çekmeyi başarmış, hem de Yusuf’un hareket alanını daha da daraltmış oldu. Züleyha, burada hazır fırsatını bulmuş iken, içini kadınlara dökmeyi de ihmal etmemişti. Yusuf’unda bulunduğu o ortamda kadınlara dönerek, âdeta Yusuf’u tehdit edercesine ya kendisinin teklifini kabul edeceğini ya da ona yaşama hakkı tanımaycağını söyler. Evet yalana, günaha, haksızlığa, zulme, iftiraya boyun eğecek ya da zulümlerden zulüm beğenerek, zindanlarda kendisine yer hazırlayacaktı.
Böylelikle Züleyha, kadınlara haklı olduğunu ispat edip, sokakları susturmayı başarmıştı. Şimdi sıra binbir tehdit ve entrika ile, tekrar Yusuf’u elde etmenin yollarını aramaya gelmişti. O da biliyordu ki, fiili olarak bir şeyi kabul ettirmek yerine, aklı ve mantığı devreye sokmak bir işin en kolay yoluydu. Zalimler her ne kadar iftiralarıyla, zorbalıklarıyla, zulümleriyle ortalığı kasıp kavursalar da; Yusuflar, Yusuf yüzlüler asla onlara boyun eğmeyecek, Hak bildikleri yoldan dönmeden zindanları, hapishaneleri Medrese-i Yusufiye’ye çevirerek “Ey Rabbim, bunların tehdit ettikleri zindan, teklif ettikleri sana isyandan benim için daha hayırlıdır.! Ey Rabbim, eğer bunların şerrini benden def etmezsen, belki onlara meyleder ve cahiller zümresinden olurum” (Yusuf 33) diyerek, yollarına devam edeceklerdir.
Sultanlığın Son Pillesi
Züleyha, toplum içinde aleyhinde propaganda yapan kadınları, kendi lehine çevirmeyi başarmıştı. Geriye sadece yıllardır sahip olmak istediği Yusuf kalmıştı. Kendine göre senaryoyu sil baştan yazıyor, kadınca hünerlerini kullanarak, bir erkeğin gönlüne girebilecek tüm yolların uzun uzadıya analizini yapıyordu. Günler haftaları kovalıyor, Züleyha, Yusuf’u elde etmek için hergün bir köşede tuzağını kurup, onu bekliyordu. Burada da Yusuf, Züleyha’nın bütün hamlelerine, iffetini bir dalga kıran yaparak karşı koyuyordu. “İffet, erkeğin elinde imkân varken bedensel zevkleri tatmamak uğruna şehvetten sakınmasıdır. İffet sahibi kimse, nefsi emmareyi kendi heva ve arzularından zorla alıkoyar.” Sarayın hanımının artık dayanacak gücü ve bu güzelliğe sabredecek takati kalmamıştı.
Bir gün Yusuf’u karşısına alarak, için de bulunduğu durumu ve kendisine olan inanılmaz aşkını bir kez daha ilan etmesine rağmen yine bir karşılık bulamaz ve kendi çözümlerini üretmeye devam eder. Züleyha bu defa elindeki gücü kullanarak, aba altından sopa gösterircesine; “Ya benim dediğimi yapar, benim olursun; ya da zindanların o nemli duvarları arasında çürürsün” diyerek, onu tehdit eder. Züleyha, isteyerek kabul ettiremediği bu iğrenç teklifini zor kullanarak, saray ve halk arasında Yusuf’u itibarsızlaştırarak kabul ettirmeye çalışacaktı. Kısa zamanda yapılan algı operasyonları, iftira kampanyaları Yusuf’u da iyice bunaltmıştı. Mısır Aziz’i Yusuf’un suçsuz olduğunu bilmesine rağmen; “Yapacağım her şey sonunda bana dönecek. O bir hata etmiş olsa da benim eşimdir. Affetmekten başka yolum yoktu. Onun günahını yüzüne vurursam, yine ben rezil olurum ve ailemin adı kötüye çıkar. Mecburen suçu Yusuf’a yıkarak, onu zindana atmak zorundayım.” demek zorunda kalıyordu.
Algı Opresyonları İşe yaradı
Evet, bu algı operasyonlarına göz yuman ve bizatihi bunları desteklemek zorunda kalan Kıtfir, gönlü istemesede Yusuf’u suçlu ilan ettirip zindana atılmasına göz yumacaktı. Çünkü suçlanan karısı, suçlayan da köle diye evine alıp beslediği bir yabancıydı. Tarihin derinliklerine inildiğinde bu gibi olayların yaşandığı saray ve çevresinde hep aynı planların uygulandığına, mazlum ve mağdur edilen insanları sindirmek adına iftira ve zindanların bir kamçı olarak kullanıldığına şahit olacaksınız. Yaptığı bunca algı operasyonlarına rağmen hiç bir sonuç alamayan Züleyha, artık bu durumu daha fazla uzatmak istemiyor, kocası Kıtfir’e: “Bu çocuk yüzünden insanlar arasına çıkamaz oldum. Herkesin diline düştüm. Herkes benden bahsedip, duruyor. Eğer böyle devam ederse, senin ve sarayın itibari zedelenecek. Eğer Yusuf’u zindana atarsan, herkes onun suçlu olduğuna inanacaktır. Böylelikle insanların ağızında sakız olmaktan kurtulup, rahat bir nefes alacağım.” dedi.
Kıtfir de Yusuf’un suçsuz olduğunu bile bile, sadece hanımının süfli duygularını tatmin, saray ve aile sininin itibarını korumak için, onu zindana mahkum eder. “Sonra (Yûsuf’un suçsuzluğuna dâir) o delilleri görmelerinin ardından, yine de onu bir müddet zindana atmaları (böylelikle gözden uzak tutmaları kanâati) kendilerine daha uygun göründü.” (Yusuf, 35)
Dünyaya Kapalı Allah’a Açık
Yusuf’un zindana atılması, bütün bu olayları bitirecek miydi bilinmez ama, gerçeklerin er-geç ortaya çıkmasıyla yalancıların mumlarını söndürecekti. Yusuf’un suçsuz bir şekilde zindana atılması, ilk planda şer olarak telakki edilse de, onun adına bir rahmet tecellisiydi. Çünkü ortam, Yusuf için güvenilir değildi. Yapılan algılar neticesinde saray ve halk arasında ona düşman olan bir sürü kendini bilmez vardı. Ona, başka şekilde zarar ve rebilir ve hatta kardeşlerinin ona yaptığı gibi onu öldürmek isteyebilirlerdi. Zaten, Kıtfir’in bile bile bu kararı vermesi, başka şekilde izah edilemezdi.
Günler ilerledikçe Züleyha hâlâ zindandan kendisini mutlu edecek güzel haberler bekliyordu. Çünkü saraylarda büyümüş bir gencin, zindanın rutubetli ve kaoslu havasına fazla dayanacağını düşünmüyordu. Günler geçiyordu fakat, Yusuf’tan Züleyha’yı mutlu edebilecek hiç bir haber gelmiyordu. Kitfir, Yusuf’un suçsuz olduğunu bildiği için onu, saraya yakın ve korunaklı bir hapishaneye koydurmuştu. Yusuf’u rahat ettirmekle, kendi vicdan acısını da biraz daha hafifletmeyi düşünüyordu. Zindanın saraya yakın olması, aslında Züleyha’nın da işine geliyor ve gönlüne de su serpiyordu. Çünkü, hapishanenin saraya yakın olması, Yusuf’un ona yakın olması anlamına geliyordu.
Bazı akşamlar dışarıya çıkar, zindan da ibadet eden Yusuf’un sesini dinler, kendini teselli ederdi. O, gönül saatini bir gün Yusuf’un döneceği zamana ayarlamış, bütün olumsuzluklara rağmen, o saatin ayarına hiç do kunmamıştı. Çünkü Yusuf’un aşkı, Züleyha’nın bütün zerratına sinmiş, gözle görülen ve elle tutulabilen her cisme onun adını koymuştu. Yüz binlerce isim say deseydiniz o hep Yusuf adını terennüm edecekti. Acıkırsa onunla doyar, yemeklerde onun tadını arar, susuzluğunu onunla giderir ve gönül saraylarını onun hayaliyle süslerdi.
Yıllar geçse de Züleyha boşuna bekleyecek ve Yusuf Rabb’i nin inayetinden başka ne saraydan ne de siyasilerden asla yardım istemeyerek Züleyha’nın bütün oyunlarını boşa çıkaracaktı. Hz. Yusuf (as), yürüdüğü Hakk yolda çizgisini asla değiştirmemiş, hep doğru ve doğrulardan yana olmuştu. Saraylar, saray hayatı, kadınların cazibesi, iftiralar, algı operasyonları, baskılar onu bu çizgisinden asla döndüremedi. İşte bu sebepten dolayı da;“Kendisinden sonra aynı yolda yürüyen nice iman ve İslam mücahitleri, aynı şekilde iftira ve ithamlara maruz kalarak, zindanlara atılmış; onlar da, aynen Yusuf gibi, zindanları birer ıslahane, terbiyehane ve dershaneye çevirmişlerdir. Binaenaleyh Hz. Yusuf, haksız yere hapsedilen hak yolcularının piri hükmündedir.”
Yorumlar
Kalan Karakter: