Hz. Yusuf PEYGAMBER (as) 4. Bölüm
Rüya İle Gelen Şöhret
Hz. Yusuf’un rüyaları tabir etmede üzerinde yoktu. Mahkûmlar, her gördüğü rüyayı ona anlatır, yorumunu isterlerdi. Günler den bir gün, saraydan iki genç daha zindana atılır. Bunlardan birisi yaptığı ekmeklerle hükümdarın karnını doyuran fırıncı, diğeri ise şerbetleriyle saraydakilerin ağızlarının tadını değiştiren saray şerbetçisiydi. Onlar da, sarayda Yusuf gibi bir iftiraya maruz kalmış, hangisinin suçlu olduğuna karar verilemeyince, ikisi de zindana gönderilmişti. Suçları ise dış güçlerle bir olup, hükümdara darbe yaparak onu tahtından indirmekti. Çünkü hükümdarın yanına rahatça giren ve yediği ekmeği, içtiği şerbeti getiren bu iki adamdan başkası değildi.
İşte bu gençlerin Yusuf (as) ile yıldızları barışıktı. Bütün dertlerini ona anlatır, âdeta rahat bir nefes alırlardı. Günlerden bir gün kendisini çok seven bu delikanlılara, Züleyha’ya anlattığı aynı olayı anlatır. Gençler; “Fakat şunu bilin ki, beni seven kişiye bir takım sıkıntılar da gelmiş, bu sevginin zararını görmüşlerdir. Halam beni pek çok seviyordu bu sevgi onun zarar görmesine sebep oldu. Babam beni çok sevdi, bu sevgiden dolayı babam çok rahatsız oldu. Yıllar yılı ben de babam da bu derdi ve mihneti çekmekteyiz. Mısır Aziz’inin hanımı beni sevdi, başına bunca belâ geldi, dedi.” (İbn Kesir, Tefsir,2/477,478)
Saray Şerbetçisi
Bir sabah erkenden bu gençler yine Yusuf’un yanına gelerek, gördükleri rüyaları tabir etmesini isterler. Yusuf (as), önce onlara Allah’ın varlığı ve birliğini anlatarak, imana davet ederek, hayat ta olabilecek her şeye hazır olmalarının gerekliliği tembihinde bulunur. Sonra sırasıyla gençlerin rüyalarını tabir etmeye başlar. İlk yorumu şerbetçiye idi. Ona: “Sevgili zindan arkadaşım. Sen zaten hükümdara darbe işine karışmamış, bu kirli işe evet demeyerek, vatanına ve milletine ihanet içinde olmamışsın. Sadakatinin ve vefanın karşılığını buradan çıkarak alacak, tekrar saraya dönüp, eski işine devam edeceksin” dedi. Delikanlı sanki yeniden dünayaya gelmiş gibi sevinmiş, bu tevil onun zindanını saraylara çevirmişti.
Saray Fırıncısı
Sıra ekmekçiye gelmişti. Arkadaşının yorumu onu da heyecanlandırmıştı. Hemen, arkadaşının kalktığı yere oturarak, heyecanla Yusuf (as)’u dinlemeye başaldı. “Sevgili arkadaşım. Ne yazık ki sana, arkadaşın kadar güzel bir yorum yapamayacağım. Sen ise, buradan çıkamayacak ve idam edileceksin. Çünkü yaptığın ihanet bunu gerektiriyordu. Tepene kuşlar konacak ve başının etini yiyecekler” deyince, gencin rengi benzi atmış ve çok üzülmüştü. Son olarak; “Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak; diğeriniz ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecek. Yorumunu sorduğunuz iki rüya bu şekilde kesinleşmiştir.” (Yusuf, 41) diyerek, sözünü tamamlar.
Saray Yolu Açıldı
Zindana atılan şerbetçi için ferman çıkmış, tahliye zamanı gelmişti. Şerbetçi bir vefa örneği sergileyerek, arkadaşı Yusuf’un yanına gelerek onunla vedalaşmıştı. Tam yanından ayrılacağı bir anda Hz. Yusuf kurtulacağını müjdelediği gence: “Sen saraya gidince bir fırsatını bul ve hükümdara benim suçsuz yere zindana atıldığımı ve burada unutulduğumu anlat” diyerek tenbihte bulu nur. Aslında Yusuf (as) bir anlık aklından geçenleri ifade etmişti. Her şeyde olduğu gibi yüce Allah burada da en sevdiği kullarına yaşattığı bazı şeylerle bize yolun adabını gösteriyordu. “Onlardan, kurtulacağına inandığı kişiye, ‘Efendinin yanında benden bahset’ dedi. Fakat şeytan ona, efendisine Yusuf’tan söz etmeyi unutturdu. Dolayısıyla Yusuf, bir kaç sene daha zindanda kaldı.” (Yusuf, 42)
Müfessirler yukarıda geçen ayetle alakalı şu önemli gerçeği vurgularlar: “Şeytan Hz. Yusuf’a Allah’ı anmayı unutturdu. Böylece Yusuf, zindan arkadaşından, kendisinin suçsuz olduğunu krala hatırlatmasını rica etti de kurtuluşu, Allah’tan değil de, hükümdardan diledi. İşte bundan dolayı da Allah onu birkaç yıl daha zindanda tutarak, cezalandırdı.’ Bu konuda rivayet edilen bir hadis i şerif te Resülullah (asv) şöyle buyurmuştur: “Yusuf bu sözü söylememiş olsaydı (Yani, yardımı kraldan değil de Al lah’tan beklemiş olsaydı) zindanda bu kadar uzun süre kalmazdı. Zira o kurtuluşu Allah’tan başkasından istedi.’ (Taberi, XII, 223)
Burada şunu da unutmamak gerekir. Yusuf (as) bir peygamberdir ve böyle bir zelleyi nasıl yapabilir dememeliyiz. Çünkü, yüce Allah (cc), hayat sahnesinde önce en sevdiği kulları, onların hayatlarını, yaşam tarzlarını, çile ve ızdıraplarını bize yol gösteren bir rol model olarak takdim ediyordu. Emir ve yasaklarını ilk önce onlar üzerinde uygulayarak arkadan gelecek kullarına örnek olmalarını murad ediyordu. Kısacası, insanoğlu peygamber kıssalarını bir hikaye, bir masal olarak değil de, bir yaşam kılavuzu olarak görmeli ve hayatına hayat kılmalıdır.
Allah’tan Başkasına Bel Bağlamak
Aradan dört yıl geçmesine rağmen, saray şerbetçisinden hâlâ bir haber yoktu. Demek ki, Yusuf’un: “Efendinin yanında benden bahset” sözünü unutmuş veya Allah tarafından kendisine unutturulmuştu. Çünkü bir kulun eğer bir anlık bile olsa Allah’tan başkasından yardım beklemesi, kurtuluşunu O’ndan başkasına bağlaması, unutulmasına bir vesiledir. “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın...” (Haşr, 19) Malik bin Dinar; “Yusuf (as) hükümdarın şerbetçisine, “Beni efendinin yanında an!” dediğinde, yüce Allah ona buyurdu ki; “Ey Yusuf! Benden gayrı vekil edindin. Ben de senin zindanını uzatacağım” dedi. Bu olay üzerine Yusuf, yaptığı hatayı anlayarak yaşlı gözlerle; “Ey Rabb’im! Hüzün ve belâların çoklu ğundan kalbime kasvet gelmiş, senin affını istiyorum” dedi. Aslında burada unutulan Yusuf değil, unutturulan Yusuf’tu. Çünkü, insanlar, başına gelen bela ve musibetlerle bazen sarhoş haline gelir ve gidilecek, yardım istenecek kapıyı şaşırır.
Bir devleti, bir milleti ayakta tutan ve Allah’ın bereketini bir paratoner gibi kendine çeken güzel huylu ve hak perest insanların varlığıdır. Hak yemeyen, adaletten ayrılmayan ve insanların mutluluğu için hayatlarını ortayan koyan hasbi ruhlar, o toplumun huzuru, bereketi, ekonomisi ve hayat sigortasıdır. Himmeti milleti olan bu insanlar, eğer toplumdan uzaklaştırılır, haksız şeylerle yürekleri yaralanır, kalpleri kırılırsa, artık o toplumda huzur ve mutluluğun yakalanması mümkün olmayacaktır. Ekonomik dengeler, huzur ve barış ancak Yusuflar gibi yaşantısıyla Rabb’ine kul olduğunu ispat eden, örnek şahsiyetlerin varlığına bağlıdır.
Hükümdarın Rüyası
Mısır hükümdarı yaşanan ekonomik sıkıntıların gölgesinde bir gece gördüğü rüya vesilesi ile şerbetçiye unuttuğu Yusuf’u hatırlatır. Rüyasında, Nil kenarında dinlenirken, Nil’den 7 tane besili inek çıkar. Bunların hemen ardından 7 tane daha inek çıkar, fakat bunlar çok çelimsiz ve zayıf ineklerdir. Bu zayıf inekler birden besili inek lere saldırarak, onları yemeğe başlarlar. Kısa bir zaman sonra besili ineklerden eser kalmaz ve zayıf inekler onları yiyip bitirmiş olur. Yatağında kan-ter içinde uyanan hükümdar, odasının içinde adeta ‘deli tavuk’ gibi dolaşmaya başlar. Gecenin bir yarısında ‘bu da neyin nesiydi?’ diye mırıldanır kendi kendine. Biraz sakinleştikten sonra tekrar yatağına dönen hükümdar, bu defa da yedi tane kuru başağın, yedi tane yeşil başağın içine girip onu yuttuğunu görür.
Arka arkaya görülen bu rüyalar, iyice hükümdarın dengesinin bozulmasına sebep olur. Odasından dışarı çıkarak avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar ve âdeta sarayı temellerinden sarsar. Yataklarından fırlayan saray ehli bir yandan üzerlerindeki elbiseleri düzeltirken diğer taraftan da sesin geldiği yöne doğru yürümeye başlarlar. Hiç vakit kaybetmeden gecenin bir vakti bütün vezirler hükümdarın odasında bir araya gelirler. Vezirler, hükümdarın bu haline bir anlam veremez ve nelerin olacağını sessizce beklemeye başlarlar. Hükümdarın eli ayağı titriyor, hâlâ rüyaların tesirinden kurtulamıyordu. Hükümdar, çabuk bana bu rüyaları yorumlaya cak birini bulun emri, saray gündemine bomba gibi düşer. Fakat, hangi tabirciye gittiyseler, onlar bile bu karışık rüyanın içinden bir türlü çıkamamışlardı. Sonunda içlerinden birisi “Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.” (Yusuf, 44) deme cesaretinde bulunur.
Yüce Allah (cc) sadece kendine kulluk yapan ve yardımı da ancak kendisinden isteyen, yaratılanların teveccühlerine gönlünü kaptırmayan kulları için, bir rüya ile de olsa sarayı ve hükümdarı Yusuf için seferber ediyordu. Yaşanan olaylar neticesinde saray ehli diken üzerindedir ve herkes dört koldan bu rüyayı tabir edebilecek birilerini aramaktadır. İşte tam bu esnada Yüce Allah, sinirlerini yatıştırmak için hükümdara şerbet ikramında bulunan şerbetçiye Yusuf’un sözünü hatırlatır. “Aradan tam yedi yıl geç mişti. Bu kadar yıl boyunca onu hatırlamadığı için hayıflandı.” (M. Dikmen, Peygamberler Tarihi, 269) Hükümdarın sözlerinin bitmesini bekleyen şerbetçi çekine çekine: “Efendim, sizin rüyanızı tabir edebilecek birisini tanıyorum. Bu rüyayı ondan başka hiç kimse tabir edemez” dedi. Hükümdar; “Sahi mi söylüyorsun, söyle bakalım kimmiş bu tabirci?” deyince şerbetçi; “O da benim gibi bir iftira yüzünden zindana atılanlardan birisi. Adı Yusuf’tur efendim” dedi. Hatırlamasına hatırlatmıştı ama bir iftira yüzünden hem de sarayın hanımının iftirasıyla zin dana atılan bir insanı hükümdara nasıl kabul ettirecekti.
Ama hem Yusuf’a karşı vefa borcunu yerine getirmek hem de hükamdarın bu derdini çözmek için bunu yapmak zorundaydı. Bütün cesaretini toplayarak tekrar; “Evet efendim, bu rüyanın tabirini ancak Yusuf yapabilir” diyerek sözlerini tekrarladı. Kral, bu fırsatı değerlendirmek için vezirlerinden bir kaçını hemen Hz. Yusuf’a gönderir. Yusuf’un yanına gelen vezirler, rüyaları olduğu gibi anlatırlar. Yusuf, önce Mısır’da büyük bir bolluk yaşanacak ve ardından da yedi yıl kıtlık yaşanacak diyerek, vezirleri şaşkına çevirir. Hükümdar duyduğu bu tabir karşısında şaşırır. Ülkenin içine düştüğü bu kaos döneminde böyle akıllı ve bilgili bir gencin, zindanlarda çürümesine gönlü asla razı olamazdı ve adaleti iki dudağı arasında barındıran hükümdar, hemen Hz. Yusuf’un zindandan çıkarılmasını emreder. Suçun büyüklüğünün, sarayın ve Züleyha’nın itibarının artık bu problemin yanın da hiç bir kıymeti harbiyesi yoktu ve olamazdı.
Artık Yusuf için tahliye işlemleri başlamış, hürriyetine kavuşma zamanı gelmişti. Herkes onun koşa koşa zindandan çıkıp, hükümdarın ayaklarına kapanmasını ve ona teşekkür etmesini bekliyordu. Ama o, haksız yere zulmedilen, zulme maruz bırakılan, hayatları zindana çevrilen, ailesi parçalanan ve değişik iftiralarla zindanlarda kendine yer hazırlanan birisi olarak, bu af teklifini kabul etmeyecekti.
Devam edecek…
Yorumlar
Kalan Karakter: