Hz. Yusuf Peygamber (as) 6. Bölüm
Sen Mevla’yı Sevende
Yüce Mevla, Züleyha’nın suçlarını itiraf etmesini nasuh bir tövbe olarak kabul etmiş, zorla sahip olmak istediği herşeyi kendi rızası ile ona lütfetmişti. Kendisini pazardan bir köle olarak alıp, hanımına emanet eden Kıtfir vefat etmiş, Züleyha dul kal mıştı. Yüce Allah’ın adaletine bakın ki, kendi gibi samimi ve sadakatli birinin en değerli varlığını, yine iffet ve sadakat sahibi Yusuf’a emanet edilmişti. Yıllar geçtikçe, Züleyha’nın duygu ve düşünce dünyası öyle bir hal alıyordu ki, ibadet aşkı onu çok sevdiği ve hayatını ortaya koyarak sahip olmak istediği Yusuf’tan bile uzaklaştırıyordu.Yıllar yılı peşinden koştuğu mecazi aşkını, gerçek aşka döndür meyi başarmış, en büyük sevgiliyi bulmuştu artık. Ama o, bir peygamber hanımıydı ve neslinin devam etmesi gerekiyordu. Hz. Yusuf ona sadece doğruyu ve güzeli değil, bütün güzelliklerin kaynağı olan Yüce Allah’ı da sevdirmişti. Allah’a kul olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen bu kadına, “Ümmü’l müminin” (müminlerin annesi) olma şerefi de bahşedilecekti.
Ballar Balını Buldum
Rivayete göre Züleyha, iman edip Yusuf (as) ile evlendikten sonra, kendini gece gündüz ibadete vermişti. Yusuf’a duyduğu mecazi aşk, böylece hakiki aşka inkılap etmiş, gerçek maşukuna kavuşmuştu. Hatta ibadette o kadar ileri gitmişti ki, Yusuf (as)’un yatağına uğramaz, kadınlık görevini yerine getiremez olmuştu. Yusuf (as); “Züleyha’m, bana olan aşkın sebebiyle sarayın itibarını, kendi itibarını ve hayatını ortaya koymuşken, şimdi bu halin nedir?” diye sorar. Züleyha, Yusuf’unun gözlerinin içine bakarak; “Ben bilmeden seni seviyormuşum, ilgi duyuyor mu şum Yusuf’um. O’nu bulduktan sonra, O’ndan başkasına ilgim ve alakam kalmadı” diyerek, kocasının yatağına girmek isteme diğini nazikçe ifade etmeye çalışıyordu.
Ama herşeye rağmen Yusuf (as) bir peygamberdi ve bu kutlu silsilenin devam etmesi gerekiyordu. Bu sözler üzerine Hz. Yusuf; “Benim bu davetim de Allah’ın emridir. Çünkü Rabb’im bana haber verdi ki, senden çocuklarımız olacak ve peygamber neslimiz bunlarla devam edecek” dedi. Bunun üzerine Züleyha: “Madem O’nun emridir, ben de O’nun emrine icabet ediyorum” (İhya-ü Ulûmi’d-dîn IV,595) diyerek, Hz. Yusuf’un davetini kabul eder. Buradan şunu da çıkarmak mümkündür. Züleyha, her türlü entrikaya, yalana, iftiraya başvurmasına rağmen, Yusuf’u kendi emellerine alet edememiş, ona sahip olamamıştı. Ne zaman ki, doğruları itiraf edip, nasuh bir tevbe ile Allah’a sığınmış, ondan başkasından yardım istememiş, işte o zaman yüce Allah kötülükle, yalanla ve iftirayla sahip olamadıklarını ona güzellikle nasip etmişti.
Evlendikleri gece Hz. Yusuf (as): “Evlilik yoluyla meşru bir şekilde bir araya gelmemiz, senin bir zamanlar arzu ettiğinden daha hayırlı değil mi?” dediğinde, Züleyha: “Beni kınama ey Yusuf, ben genç ve güzel bir kadındım. Görüyorsun hâlâ güzelim, halbuki kocam güçsüz, iktidarsız bir kişiydi. Sen ise Allah’ın verdiği bir güzelliğe sahip, yakışıklı bir delikanlıydın. Bu sebeple kendime hakim olamadım.” cevabını verdi. Bazı müfessirler, Kıtfir’in iktitarsızlığı yüzünden Züleyha ile aynı yatakta hiç yatmadığını ve “Züleyha’nın, Hz. Yusuf’la evlendiği güne kadar, hâlâ bakire olduğunu doğrular mahiyettedir.” (bk. Kurtubi, 9/212, 213) Evet, bir itirafla gelen müjdeler manzumesi, Züleyha’yı da gerçek aşka kavuşturuyordu. Yüce Allah ona dünyalıkların en güzeli, en sevimlisi Efraim ve Merşa adında iki oğul ve Rahmet adında bir kız bağışlamıştı. Kızı “Rahmet, Eyyüb (as) hanımı, oğlu Efraim de Hz. Musa (as)’ın dedelerinden olacaktır.” (Ö.N. Bilmen, III, 1577-1611) İmtihanların En Büyüğü;
Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar, günümüz insanları tarafından masal, efsane, hikaye vb. şeylerle karıştırılmaktadır. Bu kıssalara masal ve hikayeler gibi belli bir zaman diliminde yaşanmış ve sadece o zaman dilimine hapsedilmiş rivayetler gibi bakmak yanlış olur. “Masal ve efsane, kalbini kullanma kudreti olmayan insanların kendini avutmak ihtiyacından doğmuştur. Allah’a kalbiyle yaklaşamayanlar, mitolojiyi ve dinlere soku lan efsane ve masalları icad etmişlerdir.” İşte böyle bir yanlışı Kur’an’daki kıssaların hedef ve gayeleri ile bağdaştırmak büyük bir vebal olur.
Yusuf Kardeşleriyle Buluşuyor
Mısır’ı olduğu gibi, Şam ve Filistin topraklarını da kasıp kavuruyordu. Gönlü Yusuf’unun ateşiyle yanan Hz. Yakub ve oğulları da bu kıtlıktan nasibini alanlar arasındaydı. Mısır Aziz’inin erzak dağıttığı haberi, Yakub peygambere kadar ulaşmış, haberi alan aile Mısır’a gitmenin planlarını yap maya başlamıştı. Yol uzun ve meşakkatliydi. Oğullarını etrafına toplayan Yakub (as), onlardan Mısır’a gitmelerini ve kendilerine yetecek kadar erzak almalarını söyler. Zaten yapılabilecek baş ka bir şey de yoktu ve hemen sefer hazırlıklarına başlanır. Fert başına erzak verildiğini duyan aile, daha fazla erzak alabilmek için bütün kardeşlerin Mısır’a gitmesi gerektiğini de biliyor du.
Sabah olunca oğulları yine Yakub (as)’un karşına dikilerek, Bünyamin’in de kendileriyle gelmesini isterler. Ama, peygamber Yusuf’u yakan ateşin Bünyamin’i de yakmasını istemiyordu. Oğullarının bütün ısrarlarına rağmen, bu defa Bünyamin’i onlara teslim etmiyordu. Çünkü, yıllardır Yusuf’um deyip Bünyamin’i kokluyor, Yusuf’unun hasret ve kokusunu onunla gideriyordu. Uzun bir yolculuktan sonra, kardeşler Mısır Aziz’inin sarayı na varmış, erzak almak için sıranın kendilerine gelmesini bekle meye başlamışlardı. Yüce Allah, Yusuf’una yaşatacağı sürprizle ri hâlâ bitirmemiş, yıllar önce onu kuyuya atarak, hayatını zehir eden kardeşlerini karşısına çıkarmıştı.
Kardeşler Huzurda
Ama buna rağmen Yusuf (as), sıradan bir insanın yapacağı gibi ‘kısasa kısas’ demeyecek, affetmeyi seçerek, kendisine yapılanlar karşısında zalimleşip onlara zulmetmeyecekti. Mısır’da erzak almak isteyenler önce Maliye Bakanı’nın huzuruna çıkıp, erzak almak istediklerini beyan etmeleri gerekiyordu. Birazdan sıra onlara gelmiş ve Hz. Yusuf kendisini tanımayan kardeşlerini huzuruna çağırmıştı. Kardeşlerinin onu tanımasına imkan yoktu. Çünkü Yusuf büyümüş, kardeşleri de yaşlanmıştı. Akıllarından her türlü ihanet geçmesine rağmen, kardeşlerinin Mısır’da “Safinat-ı Fuayn” (canlıların azığı) adıyla şöhret olacağı akıllarının ucundan bile geçmezdi.
Hz. Yusuf önce her gelene sorduğu soruları kardeşlerine de sorar. İçini yakan baba hasretine dayanamayan Yusuf, gayrı ihtiyarı: “babanız şimdi nerede?” diye sorunca, aldığı cevap yüreğini daha da yakacaktı. “Biz on iki kardeşiz. Birisi öldü. En küçüğümüz babamızın yanında kaldı. Onunla teselli oluyor” dediler. Yusuf bir anda başını aşağı eğdi ve duygularını gizlemeye çalıştı. Bedeni âdeta ateşler içinde yanıyordu. Küçücük bir çocukken, kardeşlerinin ona yaptıklarını düşünüyor ama o, en güçlü oldu ğu zamanda bile affetmeyi seçiyordu. Zalim kardeşler, hiç bir şeyden habersiz öldü dedikleri ve bir hiç uğruna sattıkları kardeşlerinin karşılarında olduklarından haberleri bile yoktu. Onlar zulmetmişti ama, Yüce Allah onlar için adalet yolunu seçecekti. “Onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya ittifakla karar verince, bunu yaptılar. Biz de Yusuf’a, kardeşlerin bu yaptıklarını bir gün onlara kendileri farkına varmadan mutlaka haber vereceksin diye vahyettik.” (Yusuf, 15)
Başını hafifce kaldırarak ne kadar erzak istediklerini sordu ve istediklerinden daha fazlasının verilmesini emretti. Ama Hz. Yusuf (as); “Bir dahaki gelişinizde babanızın yanındaki kardeşi nizi de getirirseniz, size daha fazla erzak veririm. Eğer bana onu getirmezseniz, benim size verecek başka tahılım yoktur.” (Yusuf, 59-60) diyerek, onları yolcu eder. Kardeşler bu iyilik karşısında şaşırmış, bir an önce bu mutlu haberi babasıyla paylaşmak için Filistin’in yolunu tutmuşlardı. Ama, aldıkları erzak onları belli bir vakit idare eder diye düşünürken, Aziz’in söyledikleri akıl larına geldi. Kardeşlerini kuyuya atma planını gerçekleştiren kafadar ekip, bu defa babalarından Bünyamin’i almanın planlarını yapıyorlardı. Babalarından Bünyamin’i koparmak, Yusuf’u ko parmaktan daha da zor olacaktı. Çünkü Yakub (as), Bünyamin’i âdeta koynunda gezdiriyor gibi, kardeşlerinin ona dokunmasına bile izin vermiyordu.
Hz. Yakub (as)’un Şüpkeleri
Kötülük yaptıkları kardeşinden bilmeyerek büyük bir ihsana mazhar olmuş Yakub oğulları, erzak dolusu develerle Filistin’e doğru yürüyorlardı. Babaları yine endişeli bekleyiş içindedir. Nihayet Bünyamin, kardeşlerinin geldiği haberini babasına ulaştırır ve aile birbirleriyle sarılıp hasret giderirler. Daha sonra kardeşler cömert bir Aziz’in büyük ikram ve iltifatlarını ballandıra ballan dıra anlatırlar. Bu anlatılanlardan bazı noktalar, babası Yakub’un hiç aklına yatmamıştı. Aslında Mısır Aziz’i her erzak almaya gelenle bu kadar sıcak ilişki kurmaz, her gelenle böyle ilgilenmez ve böyle sorular da sormazdı. Mısır’ın gözdesinin normal halk tabakasından gelen insanlarla bu kadar ilgilenmesine bir anlam verememişti.
Tam bu esnada kardeşlerden biri: “Babacığım! Aziz bundan sonra bize bir daha erzak vermeyeceğini söyledi. Eğer evde kalan diğer kardeşinizle beraber gelirseniz, ancak o zaman alabilirsiniz, dedi. Çünkü, verilen erzak, huzura kabul edilen kardeş sayısına göre veriliyor, dedi.” Bu sözler üzerine Yakub peygamberin şüpheleri daha da artmış, Bünyamin’in istenmesi, oğlu Yusuf’u aklına getirmişti. Ya söyledikleri doğru değilse? Ya Bünyamin’e de bir kötülük yaparlarsa? diye, düşünmeden de edememişti. Evet, Hz. Yakub (as) için imtihanların ardı arkası kesilmiyor, biri bitip, bir diğeri başlıyordu. “Daha önce Yusuf hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar gü venirim. En iyi koruyucu Allah’tır. O, acıyanların en merhametlisi dir.” (Yusuf, 64) diyerek, onlara asla güvenmediğini ima etti.
Ücretleri de İade
Yükler indirildikten sonra, oğullarıyla bir istişare yapan baba, onların düşüncelerini aldı. Çünkü getirdikleri erzak, sadece bir kaç ay yetebilirdi. Yusuf onlara bir sürpriz daha yaparak, kardeşlerinin erzak için ödedikleri parayı, onların yüklerinin içine geri koymuş tu. “Eşyalarını açtıktan sonra, ödedikleri bedelin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: ‘Ey babamız! Daha ne istiyorsun? İşte bedelimiz de bize geri verilmiş; yine ailemize yiyecek getiririz; kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü bu ge tirdiğimiz az bir miktardır.” (Yusuf, 65) dediler. Bu olay aileyi büyük bir sevince boğarken, Bünyamin için de izin çıkıyordu. Yakub (as) evlatlarına inanmak istemiyordu ama, erzak almanın da başka yolu gözükmüyordu.
Hz. Yakub bir peygamber olarak bazı şeyleri bilmemesi mümkün değildi. Sonun da; “Aşılamaz engellerle kuşatılmanız hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair, Allah adına yeminle kesin söz vermediğiniz takdirde, onu sizinle beraber göndermem. Ona hepsi de kesin söz verince, söylediklerinize Allah şahittir” (Yusuf, 66) diyerek, Bünyamin’i onlarla Mısır’a göndermeye razı olur.
devamı var
Yorumlar
Kalan Karakter: