
Hz. Yakub Peygamber (as)
Hz. Yakub peygamber (as), Hz. İshak (as)’ın ikiz çocuklarından biridir. Hz. İshak (as) ve oğlu Hz. Yakub (as), Peygamberler Tarihi bakımından çok önemli bir yere sahiptirler. Hz. İbrahim (as) ile devam eden peygamberler ağacı, oğlu İshak’ın doğmasıyla iki kola ayrılırken Hz. Yakup Peygamberle devam eden kol, İsrailoğullarını oluşturacaktı. Hz. Yakub (as)’un ikiz kardeşi İys (Ays) ile bir türlü yıldızları barışmıyor, aralarında sürekli sürtüşmeler yaşanıyordu. Kıskanç ve kindar bir fıtrata sahip olan kardeşi, sürekli problemler üreterek, Yakub (as)’u gözden düşürmeye çalışıyordu.
Günlerden bir gün Hz. İshak (as), oğlu İys’e canının av eti çektiğini ve ava gitmesini söyler. Oğlu, saatler geçmesine rağmen hâlâ avdan dönemez. Babası,Yakub’a; “Oğlum, kardeşinin dönmesi uzun sürdü. Ben çok acıktım. Sen bize koyunlarımızdan birini keste karnımızı doyuralım.” dedi. Yakub (as) babasının bu isteği üzerine, hemen koyunlardan birini keser, pişirir ve babasına ikramda bulunur. Koyun afiyetle yenir ve arkasından peygamber sünneti olarak yemek duası yapılır. Hz. İshak (as), bu yemek duasının sonunda, oğlu Yakub’u kendisinden sonra peygamber olarak göndermesi için Allah’a niyazda bulunur. Geçte olsa avdan dönen İys, yaşa nanları annesinden öğrenince, âdeta deliye döner. Kardeşine karşı içinde beslediği kıskançlık duygularını artık bastıramaz olur. Hele hele peygamber olması için baba duasını aldığını öğrenince; “Sen babama dua et. Babamın ölümünden sonra seni öldüreceğim.” (bkz.İbn Kesir, El Bidaye Ve’n-Nihaye,1/285) diyerek, üzerine yürür. Böylelikle İys, içindeki kıskançlığı nefrete; nefreti de düşmanlığa dönüştürmüş olur.
Yine Hicret Göründü
Bunun üzerine Yakub (as) işi oluruna bırakmadan karakterinin gereğini sergileyerek, Harran’a dayısının yanına hicret etmek zorunda kalır. Yakub (as), uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından bir taşı yastık yaparak güvenli bir yerde uykuya dalar. Rüyasında yerden göğe doğru uzanan ve melekler topluluğunun inip çıktığı parlak bir merdiven görür. Bu esnada yüce Allah kendisine; “Seni mübarek kılacak ve soyundan peygamberler getirerek neslini çoğaltacağım. Üzerinde bulunduğun bu yerleri sana ve senden sonra haleflerine miras kılacağım.” (Tarih-i Taberî, I/224) diye nida eder.Rüyanın şaşkınlığı ile yola koyulan peygamber uzun bir yolculuktan sonra dayısı Laban’ın evine ulaşır.
Yusuf Gülünün Açacağı Bahçe
Hz. Yakub (as)’un gerçek manada imtihanı kardeşi Iys ile değildi ve onun asıl imtihanı dayısının yanında geldiği günden itibaren başlıyordu. Yüce Allah (cc) anne rahminden dünyaya, dünyadan kuyuya, kuyudan zindana ve zindandan da saraya ulaşan bir kader yolunun temellerini işte burada atacaktı. Genç bir delikanlı olan Hz. Yakub, dayısının güzel ve iffet abidesi kızı Rahil’i çok beğenmiş ve onunla evlenmek istediğini dayısına ilet mişti. Dayısı, dünyalık mal mülk, şan şöhret ve paraya düşkün birisi olduğundan;“Ey yeğenim, malın mülkün, paran var mıdır? Benim kızımla evlenmek, onun mehrini ödemek öyle kolay değil dir,” der. Hz. Yakub; “Biliyorum, dayıcığım. Fakat senin yanında çalışır, mehirimi sana öderim,” der.
Dayısıyla yapmış olduğu anlaşma gereği Hz. Yakub (as) tam yedi yıl dayısının yanında çalışarak, bir akşam üstü kıyılan nikahla bu iş nihayete erdirilir. Gecenin karanlığından istifade eden dayısı, âdetleri bahane ederek yeğenine, insan onuruna yakışmayan büyük bir oyun oynar. Gecenin karanlığından yararlanan dayısı, kızı Rahil’in yerine büyük kızı Liya’yı Yakub’un yanına gönde rir. Fakat, sabah olunca Yakub (as) yatağında Rahil’i değil de, ablası Liya’nın yattığını görünce irkilir. Bir anda neye uğradığını şaşırır ve hemen dayısına koşarak bu işin sebebini sorar. Dayısı: “Ey kız kardeşimin oğlu. Sen âdetlerimizde olmayan bir şeyi is teyerek, dayını zor durumda bırakmak istemiştin. Büyük kardeş dururken, küçüğünün evlendirilmesi nerede görülmüş?” diyerek, oynadığı o iğrenç oyunu, gözler önüne serer.
Dayısı; “Eğer kabul edersen ve illâ da Rahil’e ile evleneceğim diyorsan, aynı şartlar altında burada yedi yıl daha çalışman gerekiyor,” dedi. Yakub (as) o zor şartlar altında yedi yıl daha çalışır ve henüz iki kızkardeşle evlenmenin yasak olmadığı o dönemde, diğer kız kardeş Rahil’i de nikahı altına alır. Onun herşeye rağmen Rahil’i istemesi bir aşk hikayesi değildi ve olamazdı. Çünkü onun soyundan Yusuf gibi bir iffet abidesinin ancak Rahil gibi iffetli bir annenin genlerinde gizlenmiş olmasındandı. Evet, bu zor imtihanlar silsilesinde yapılan bu iki evlilikten 12 erkek çocuk dünyaya gelir. Bunların 10 tanesi Liya hanım ve babasının düğün hediyesi olarak verdiği cariyelerden olmasına rağmen, en küçükleri olan Yusuf ve Bünyamin de ikinci hanımı, Rahil’den dünyaya gelecekti.
Yüce Allah (cc) kendine peygamber olarak seçtiği insanları daha küçük yaşlarda hiç kimseye muhtaç bırakmadan, yaslanmadan kendi ayakları üzerine durmaya zorluyordu. Yusuf (as)’da daha annesinin şefkatli kollarına doyamadan öksüz kalır ve yetimlerin sahibi Rabb’inin koruması altına girer. Annesinin olmadığı bir dünyada halası ona annelik yapmaya ve ona gözü gibi bakmaya çalışır. Günler ayları, aylar yılları takip etmiş ve yıllardır oğlundan ayrı kalan Hz. Yakub’u Yusuf’a kavuşmanın heyecanı sarmıştı. Uzun süren beraberlikler halasını Yusuf’a öyle bağlamıştı ki, elinden gelse bir yolunu bulup onu kardeşi Yakub’a vermeyecekti. Halası cesaretini toplayarak, bir yıl daha yanında kalması için teklifte bulunsa da Yakub’u saran Yusuf ateşi, buna izin vermemişti.
Müthiş Bir Plan
Çaresiz kalan halası, Yusuf’un eşyalarını toplamak için odaya girdiğinde birden aklına müthiş bir plan geldi. Bu öyle bir plan idi ki, Yakub (as) başta olmak üzere, âdetlerine bağlı olan hiç kimse buna itiraz edemeyecekti. Halası, planını hayata geçirmek için hazırlıklara başlamış, yıllar önce kardeşi Yakub’un kendisi ne emanet olarak verdiği ve atası Hz. İbrahim (as)’den kalma bir kemerin olduğunu hatırlar. O günün âdetlerine göre, her kim bir yerde hırsızlık yapar, birilerinin malını çalarsa, hırsızlık yapan kişi, çaldığı malların sahibinin yanında bir yıl boyunca ön koşulsuz hizmetçi olarak çalışma cezası alıyordu.
Planına göre Hz. İbrahim (as)’den kalma kemeri Yusuf’un beline bağlayıp, üzerini de giysileriyle örtmüştü. Yusuf, büyük bir coşkuyla babasına koşarken, içeriden acı bir çığlık yükselir. Halası; “Olamaz, olamaz! Nerede bu kemer! Halbuki o bana kardeşim Yakub’un emanetiydi.” diye bağırmaya başlar. Bu ses üzerine Yakub (as) hızlıca odaya girer ve meselenin ne olduğunu anlamaya çalışır. Hz. İbrahim (as)’den kalan ve kız kardeşine emanet ettiği yadigâr kemer ortalıkta yoktu. Halası uygulama ya koyduğu planı yine kendisi eksiksiz bir şekilde devam ettiriyordu. Şimdi de evden ayrılacakların aranmasının gerektiğini söylerken kardeşi Yakub (as)’u da üzmemek için aramaya Yusuf’tan başlayacak, kardeşine varmadan bu işi çözecekti. Halası hemen Yusuf’a koşar ve eliyle koymuş gibi; “İşte kemer burada. Yusuf’un belinde” diyerek, kemeri bulur.
Evet, âdetlerin yerini bulması için Yusuf, bir yıl daha halasının yanında kalacağından babasıyla kavuşmaları da başka bir bahara kalıyordu.
Yorumlar
Kalan Karakter: