
Hz. Adem PEYGAMBER (as)
Böylelikle şeytan’ın ilk düşmanı ve ilk hasmı, Hz. Adem (as) olmuştu. Çünkü imtihanı kaybetmesi, huzurdan kovulması tabiri diğerle, “eski köye yeni adet” getirilmesi onun sayesinde olmuştu. İnsanlığın ikame ettirilmesinde melekler de, Hz. Adem (as) ile imtihan olmuş, Azazil (Şeytan) denilen melek dışında herkes bu imtihandan başarı ile çıkmıştı. Sadece, Azazil Rabb’ine karşı isyan ederek, kıyamete kadar da Adem ve onun neslinin en amansız düşmanlığına soyunmuş oldu.
Büyük bir imtihanı başarıyla geçen Hz. Adem (as), yaratılış sırrına göre yeni yeni imtihanlara tabi tutuluyordu. Şimdi de yalnızlıkla sınanacak, büyük bir sabır testine tabi tutulacaktı. Tekti, insanlığın fıtratına ters düşen bu yalnızlık artık ne kadar daha devam edecekti. Yüce Allah (cc), kulunu yalnız bırakmamak adına, ona bir zevce ihsan eyledi. ‘‘Allah Teâlâ Hz. Âdem’i yaratınca, O’nu bir zaman uyuttu. Sonra da, O’nun sol kaburgalarının birinden, Hz. Havvâ’yı yarattı. (bk. Fah ruddîn Er Râzî Tefsîr-i Kebîr, c.7 S, 310-313)
Evet yüce Allah (cc), onları kendi dertlerini anlayan, yaratılış maddeleri aynı olan iki arkadaş haline getirmişti. Onlar, iki arkadaş olsalar da, kocaman bir alemde sadece iki arkadaş ne kadar mutlu ve huzurlu olabilirlerdi. Bir müddet yanlızlıkla imtihan olan Adem ailesi, başlarını sokacakları rahat bir ortama kavuşuyorlardı. Yüce Allah (cc) onlara cennet gibi daha önce hiç görmedikleri rahat ve huzurlu bir ortam hazırladı. Çünkü, rahat ve rehavetin kol gezdiği, mutluluk ve huzurun egemen olduğu bir hayatın, insana manevi olarak kazandıracağı hiç bir şey yoktu.
Hz. Adem ve Havva için her geçen gün zorlu hayat şartları ve imtihanların ardı arkası kesilmiyordu. Tam rahat ettik derken, arkasından ayrı bir imtihanla karşı karşıya kalıyorlardı. “Ey Adem, sen hanımınla birlikte cennete yerleş. Cennetin her çeşit nimetinden bol bol, dilediğiniz gibi yeyin, ancak şu ağaca yaklaşmayın. Şayet yaklaşırsanız, kendinize yazık edenlerden olursunuz.” (Bakara, 35) diye de ikaz ediliyorlardı. Allah (cc) onlara müthiş bir ikramda bulunmuş, daha önce hiç kimsenin görmediği nimetleri ayaklarının altına sermişti. Ama, hemen arkasından da onları rahat ve rehavetin kollarından, şeytanın oyunlarından haberdar etmiş; “Ey Adem, işte bu İblis, sana ve hanımına düşmandır. Sakın ola ki sizi cennetten çıkarmasın. Yoksa bedbaht olursun. Orada sana acıkmak ve çıplak kalmamak nimeti vardır. Ve sen orada susamayacak, güneş altında kalma yacaksın.” (Taha, 117-119) buyurmuştu.
Bu uyarıların ardından, kendileri için hazırlanan cennete giren Hz. Adem ve Havva annemiz, mutlu ve mesut bir hayat yaşamaya başlamışlardı. Yeryüzünün ilk ailesi cenneteki yaşamına tam alışmaya başlamıştı ki, düşman cennet kapılarında boy gös termeye başladı. O, kullukta Rabb’ine nasıl söz verdiyse, şeytanda; “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’raf, 16-17) diyerek, Rabb’e ve kullarına açıkça düşmanlığını ilan etmişti.
Şeytan, Allah (cc) tarafından cennetteki bir ağacın Hz. Adem ve Havva’ya yasak edildiği haberini alınca çok sevinmiş, adeta havalara uçmuştu. Ama, cennet kendine yasak edildiği için onlara nasıl ulaşacağını bilemiyordu. Vaktini cennetin kapısında oturmakla geçiriyor, onların kapıya yakın bir yerden geçmesini bekliyordu. Nihayet onlarla bir konuşma fırsatını yakalamış ve şeytani desiseleriyle onları meyveden yemeğe razı etmeyi başarmıştı. Şeytanın bu sevinci Hz. Adem ile Havva adına çile ve ızdıraplı bir dönemin de başlaması anlamına geliyor. “İkisi, ‘Ey Rabbimiz! Kendimize yazık ettik. Şayet sen kusurumuzu örtüp, bize merhamet etmezsen, en büyük hüsrana uğrayanlardan oluruz’ diyerek yalvarmaya başladılar.”. (A'raf, 23)
Asıl Mekâna Yolculuk
Hz. Adem (as) ve Havva annemiz, yapmış oldukları bu zelleden dolayı, Rabb’leri karşısında âdeta iki büklüm olmuşlardı. Onlar, yapmış oldukları hatayı anlamış, dua ve niyazla Rabb’lerinden gelecek nidayı beklemeye koyulmuşlardı. Evet onlar, kul olmanın gereğini sergiliyor; “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka ziyan edenler den oluruz.” (A’raf, 23) diyorlardı. Bunun üzerine Rabb’i onların tövbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tövbeleri kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır. Kabul edilen tevbe üzerine; “Oradan hepiniz çıkın! Benden size muhakkak bir yol gösterici gelecektir. Kim benim gönderdiğim rehbere uyarsa, artık onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir.” (Bakara, 38)
Adem ailesi için imtihan zorlaşarak devam ediyordu. İşledikleri bir zelleden dolayı oklar mecburi istikamet olarak yeryüzüne hicreti gösteriyordu. Bununla da insanlık tarihinde ilk mukaddes göç olan hicret, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem (as) ile başlamış oluyordu. Ama ne Hz. Adem’in, ne de Hz. Havva’nın gidecekleri yer ile alakalı hiç bir bilgileri yoktu. Ayrıca onları burada da hiç düşünmedikleri bir sürpriz bekliyordu. Zor günlerde birbirine dayanarak güç ve kuvvet buldukları eşler, burada birbirlerinden ayrılacak, yabancı oldukları yeryüzünün ayrı ayrı bölgelerine tek başlarına hicret edeceklerdi.
İslâm kaynaklarında geçen rivayetlere göre, Hz. Adem (as), Hindistan’ın güneyindeki Seylan Ada’sına, Hz. Havva annemiz ise Cidde şehrine hicret etmişlerdi.. Daha sonra Allah (cc) onları Mekke’nin Arafat bölgesinde bulunan ‘Cebel-i Rahme’ Rahmet Dağı’nda bir araya getirerek, vuslatın en güzelini yaşatır ve bunun ardında, beraberce Arafat ovasına giderek Kâbe’yi inşa etmeye koyulurlar..
Hz. Adem (as)’in Nesli
Yüce Allah (cc), Hz. Adem ile Hz. Havva gibi ilahi bir projeyle yeryüzünü insanlık adına yaşanır bir mekân haline getirecekti. Elbette ki, Hz. Adem (as)’in çocukları sadece Habil ve Kabil’den ibaret değildi. İslam kaynakları Hz. Adem’in çocuklarının, yüce Rabb’imizin takdiri ile bir kız ve bir erkek (ikiz) olarak dünya ya geldiğine işaret ediyor. İslam alimlerinin çok değişik rivayeleri yanında en çok tercih ettiği görüş, Hz. Adem'in 41 çocuğu olduğudur. Buna göre, Adem ile Havva’nın toplamda 40 çocuğunun birbiriyle ikiz olduğu ve son doğumda da tek bir erkek çocuğunun dünyaya geldiğini naklederler.
Hz. Adem (as) bir emri ilahi ile Habil’in, Kabil ile be raber doğan kızla; Kabil’in de Habil ile doğan kızla evlenmesini emreder. Fakat Kabil, Habil ile doğan kızın çirkin olduğunu bahane ederek, kendi ikizi ile evlenmekte ısrar eder. Bu kıskançlık Kabil’in kardeşi Habil’e savaş açmasına sebep olur. Kabil, bir yandan kardeşine kinini kusarken, diğer taraftan da; ‘Bu Allah’ın emri değil, kendi görüşündür’ diyerek, babasına isyan eder. Artık haklarında kararı Yüce Allah verecekti.
Hakk’tan gelen emir üzerine her ikisi de Allah’a birer kurban takdim edeceklerdi. Bunlardan hangisinin kurbanı kabul edilirse, Kabil’in ikizi olan Aklima (İklima) ile o evlenecekti. Bunun üzerine Kabil, kendi mesleği gereği bir demet buğdayı, Habil de kendi mesleği ile alakalı bir koyunu kurban etmeyi uygun görürler. Gökten inen bir ateş Habil’in kurbanını alarak Kabil’in kurbanını olduğu yerde bırakır. Bu durumda Habil’in kurbanı kabul edildiğinden Aklima ile evlenmeye hak kazanır. Fakat bu hadise üzerine Kabil iyice çileden çıkar ve bu karara uymayacağını söyler. Sonunda korkulan olmuş, Kabil, Habil’i öldürerek, kayıplara karışır.
Habil’in ölümünden yıllar sonra, Hz. Havva ilk defa tek olarak bir erkek evladı dünyaya getiriyordu. Allah ona, Habil’in yerine çok daha farklı bir evlat lütfediyordu. Yani bir kardeş katilinin yerine, bir peygambe ihsan ediyordu. Çünkü bu doğum, meydana geliş şekline göre diğerlerinden çok farklıydı. Hediye edilen bu çocuk, insanlığın ikinci rehberi, babasından sonra peygamberliğin ikinci halkasını oluşturacak Hz. Şit (as) olacaktı.
Gelecek bölümde: Şit (as), İdris (as) ve Fetret Devri
Yorumlar
Kalan Karakter: