
Hz. Lut Peygamber (as)
Hz. Lut (as), Hz. İbrahim (as)’in kardeşi Harran’ın oğludur. Nemrut’a meydan okuduktan sonra Babil’de kalamayan Hz. İbrahim (as), yanına hanımı Sare annemizi ve amcasının oğlu Lut’u da alarak, doğduğu topraklardan hicret eder. Lut (as) Sodom ve Gomorra bölgesine hicret ederek buraya yerleşir. Bu yerin İsrail toprakları içinde yer alan Lut Gölü’nün güneydoğu sundaki el-lisan yarımadasının güneyinde olduğu tahmin edil mektedir.Bu yörenin halkı kadınları bırakarak, erkek erkeğe cinsi ilişkiyi ahlak haline getirmiş karaktersizlerden oluşuyordu. Yoldan geçenlere saldırır, ellerindeki taşları onlara savurur, attıkları taşlar kime değerse, onlara tacizde bulunurlardı. Kısacası Sodom ve Gomorra’nın her köşesi Livatanın (homoseksüel) yapıldığı umumhanelere dönüşmüştü.
Hz. Lut (as)’ta çok zor bir imtihana talip olmuştu. Peygamber hiç vakit kaybetmeden irşad ve tebliğ görevine başlar ve her fırsatta onlara Hak ve hakikati anlatmanın yollarını arar. Ama, herşeyeden önce kendisinin bir peygamber olduğunu, bir olan Allah’a çağıran kurtarıcı ve müjdeleyici olduğunu kabul ettirmesi gerekiyordu. “Siz Allah’a karşı saygılı olmaz mısınız? Onun azabından endişe etmez mi siniz? Hiç şüphe etmeyin ki ben size gönderilmiş olan güvenilir bir peygamberim. O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben yapmış olduğum bu görev için sizlerden hiç bir ücret talep etmiyorum. Benim ücretim sadece ve sadece Allah’a aittir. Siz insanlar arasında erkekleri tercih ederek, onlara mı yaklaşıyor sunuz? Rabb’imizin sizin için yarattığı hanımlarınızı bir tarafa mı bırakıyorsunuz? Daha doğrusu siz haddi aşmayı adet edinmiş olan bir kavimsiniz.” (Şuara,161-166)
Ama, bu sapık topluluk peygamberin uyarısından hiç mi hiç hoşlanmamış; “Eğer, her köşe başında karşımıza çıkıp, bu sözlerle bizim huzurumuzu ve neşemizi kaçıracak olursan, sana acımayız!” diyerek, onu tehdit etmişlerdi. Bunlar Lut’u ne kadar duymamazlıktan gelmeye çalışsalar da, zaman ilerledikçe bu işin tadının kaçtığının farkına varacak; “Ey Lut! Bize karışma! Bizi kendi başımıza bırak! Biz hayatımızdan memnunuz ve kimsenin bize müda hale etmesini istemiyoruz. Sen nasıl istiyorsan öyle yaşa, biz sana karışmayacağız. Ama sen de bize karışma! İster burada kalır, isterse başka bir yere hicret edersin.” diyerek, bu çirkin ahlaksızlığı bırakmalarının çok zor olduğunu ortaya koyacaklardı.
Artık başlarında, sürekli onları bu alışkanlıklarından vazgeçirmeye çalışan Lut (as)’tan bıkmışlardı. Söylediklerine inanmasalar da, anlatılanlar onların keyiflerini kaçırıyordu. Bu gidişe bir çare bulmak için bir araya geliyorlar ve peygamberlerini kasabalarından uzaklaştırmanın planını yapıyorlardı. Hz. Lut (as)’un irşadıyla bu ahlaksız yapıdan yavaş yavaş kopanlarda onları çok ciddi manada rahatsız ediyordu. Bunlar ne bizim yaptıklarımızı kabul ediyor ne de bizi rahat bırakıyor, diyerek kin ve nefretlerinde boğulmaya devam ederken; “Lut’un ailesini memleketimizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)” (Neml, 56) diyorlardı.
Barabbas Bir Toplum
Barabbas, dört incilde de yer alan ırz düşmanı, kan emici, hırsız, zalim ve haydutluğu karakter haline getirmiş bir adamdı. Barabbas aynı zamanda Hz. İsa (as)’nın da zindan arkadaşıydı. Kur’an böyle topluluklara “kötülük üreten” toplum diyor. Lut kavminin öne çıkan en belirgin özelliği, erkek erkeğe cinsi ilişki görünse de, bu özellik sadece irtikâp ettikleri sapıklıklarından bir tanesidir. Evet, bu çirkin hastalık onların bir özelliği olsa da, onların diğer bir özelliği daha vardı ki o da ahlaksızlık hastalığıydı. Bu şirazeden çıkan tipler de ancak onun zemininde yeşerebilirdi.
Lut kavmi, bu iki hasleti, bu iki mikrobu kendi bünyelerine barındırdıklarından dolayı, bu hastalığın zebunu haline gelmişlerdi. Çünkü, bir millet, bir toplum ahlaken, ruhen yıkılmadan böyle bir illete mübtela olması asla düşünülemez. Demek ki, Lut kavminin bu sapık ruh hallerini anlamaya çalışırken bu temel özelliklerini göz önünde bulundurarak teşhisin iyi yapılması gerekiyordu. ''Hz. Lut’un toplumunun kötülüğünü homoseksüel olarak diyorlar. Hayır. Kur’an ayetleri öyle demiyor. Bu hastalığa bulaşmış, günümüz toplumları gibi çok toplum var. Lut kavmi de bu hastalığa bulaşmış toplumlardan sadece birisidir. Lut kavminin asıl özelliği, dürüstlük ve temizliği cezalandırmasıdır.'' Kavmi, Lut’a saldırırkende bu söylemlerini dile getirerek; “Çıkarın bu Lut’u, ailesini, adamlarını, yakınlarını, kadrolarını, peşinden gidenleri bu ülkeden. Çünkü bunlar temizlik ve dürüstlük tutkunu olmuş insanlardır.” (Neml, 56) diyerek, bu hastalığın gerçek özelliğini ortaya koyuyorlardı.
Bu ayette görüldüğü üzere, Lut’a istinat edilen suç ahlâkilik, temizlik ve dürüstlüktür. İşte burada görüleceği üzere bir insanın, bir toplumun yoldan çıkmasının, insan fıtratına ve şahsiyetine yakışmayan işlere bulaşmasının temel nedeni, aklâkilik, temizlik ve dürüstlükten mahrum kalmalarıdır. Çünkü bu temiz ve dürüst insanlar, onların bütün kötülüklerini, kötü planlarını uygulamaya koymalarına mani oluyorlardı. Evet, Hz. Lut (as)’un irşad ve tebliği bu Barabbas zihniyetli kavmini çok rahatsız etmiş olacak ki; “Ey Lüt! Sen bizim yaptıklarımızı kınamaya devam edersen, biz seni memleketimizden kovarız!” (Şuara, 167) diyerek, bu işin şakasının olmadığını ve; “Eğer sen de doğru sözlü isen, bize Allah’ın azabını getir de görelim.” (Ankebut, 29) diyerek, meydan okurlar. Lut (as), bu olanlardan sonra onlar için artık hiç bir şeyin fayda vermeyeceğini düşünerek Rabb’ine iltica eder ve ondan yardım ister.
Üç Kutlu Misafir ve Müjde
Lut kavmini helak etmek üzere emir alan Hz. Cebrail, Hz. İsrafil ve Hz. Mikail, yakışıklı birer delikanlı kılığında ilk önce Hz. İbrahim (as)’e giderler. Hz. İbrahim (as) bugün yine sokağa çıkmıştı ama, sofrasına çağıracak hiç kimseyi bulamamıştı. Elbetteki bulamayacaktı çünkü, bugün onun çok değerli üç misafiri gelecekti. Derken kapısını üç yakışıklı delikanlı çalıverir. Selam veren bu delikanlıları sofrasına davet eder. Daha sonra bu üç delikanlının üç büyük melek olduğunu anlayan İbrahim (as), geliş nedenlerini sorar. Hz. İsmail doğduktan sonra, girdiği kıskançlık krizlerine sabrettiği için de Hz. Sare annemize İshak adında bir evlat müjdeler. O da tıpkı Hz. Meryem’in annesi, Hz.Yahya (as)’nın hanımı gibi, ihtiyarlık zamanında bir annenin en çok istediği evlat sevgisi yaşayacaktı. Melekler, Hz. İbrahim ve Sare annemizin böyle heyecanlandığını görünce; “Ey Sare ve Ey İbrahim! Siz bu işe bu kadar hayret etmeyin, yaşlandık diye ümitsizliğe düşmeyin. Biz verdiğimiz haberi kendimizden söyle miyoruz. Rabb’imizin söylediklerini size bildiriyoruz. O halde, haberin doğruluğundan şüpheniz olmasın. Allah’ın rahmet ve bereketi, geçmişte üzerinizde olduğu gibi, bundan sonra da ola caktır.” (Hud, 73) diyerek, onları teselli ederler.
Bir Mutlu Haberde Lut Peygambere
Hz. Lut (as), bu sapık kavmi yola getirmek için çok uğraşmış ama, onlardan aynı karşılığı görememişti. Ama, çok yorulduğu ve bu ahlaksız topluluğu yola getirmek için hayatını ortaya koyduğu aşikardı. Artık Lut Peygamberin de yapacak hiç bir şeyi kalmamıştı. Çünkü yüce Allah’ın bu kavim için verdiği mühlet sona ermiş, haklarında ilahi karar verilmişti. Mü’tefike kasabası büyük bir sessizlik içinde, yaptıkları küstahlığın cezasından ha bersiz bir şekilde gündelik hayatlarına devam ediyorlardı. Yüce Allah bu iş için dört büyük melekten üçünü, peygamberinin yardımına gönderiyordu. Bu üç melek ilk önce Hz. İbrahim (as)’in kapısını çaldı ve ona misafiri oldular. Sare annemizi, Hz. İshak (as) adında bir peygamber annesi olma şerefiyle müjdelemişlerdi. Bununla da peygamberler kolu, Hz. İbrahimden sonra ikiye ayrılıyordu. Bir kolu Sare annemizden doğma Hz. İshak (as)’la devam ederken; diğer kolu ise Hacer annemizden doğma Hz. İs mail (as) ile Kainatın iftihar tablosu Hz. Muhammed Mustafa (sav)’yı meyve verecekti.
Verilen bu müjdelerin ardından melekler, doğruca Lut Peygamberin kapısını çalarlar. Kapıyı açan peygamber karşısında fiziki ve cemali güzellikleriyle göz kamaştıran üç delikanlının durduğunu görünce, heyecanlanır. Hz.Lut (as) çok şaşkındır ve bu gençlerin melek olduğunu anlayamadığından; ‘bu yabancı delikanlılarda nereden çıktı?’ diye, mırıldanmaktadır. Sapık kavmi kapıya dayanır, benden onları isterlerse bunlara nasıl karşı koyarım, diye de endişe etmiyor değildi. Lut Peygambere de tıpkı Hz. Nuh (as) gibi, hanımı Vahile kendisine inanmıyordu. Kocası misafirleriyle ilgilenirken, gizlice evden çıkarak, soluğu bu sapık insanların yanında alır ve evde olanları bir bir anlatır. Bu arada melekler hiç birşey söylemiyor, çaktırmadan peygamberin davranışlarını takip etmeye çalışıyorlardı. Belli ki, onun bu sıkıntılı hali, melekleri derinden derine üzüyordu ama, şimdilik kendilerinin melek olduklarını ifşa etmek istemiyorlardı.
Kasabanın bütün sapıkları kapısının önünde toplanmış, gelen bu üç yakışıklı gencin kendilerine verilmesini istiyorlardı. “Ey Lüt! hanımın Valide sana üç yakışıklı misafir geldiğini söyledi. Şimdi bize onları vermeni istiyoruz. Eğer sen bize onları vermede inat edersen, sana her türlü kötülüğü yapar ve onları senden zorla alırız. Zaten senin tek başına bize karşı koyacak gücün de yoktur.” derler. Hz. Lut ne diyeceğini şaşırmış, içerdeki misafirlerinin bu konuşmaları duymaması için de, azami derecede çaba sarfediyordu. Dedikleri doğruydu ve şu anda onlara karşı koyacak bir gücü de yoktu. Sonunda; “Ne olur, beni misafirlerime karşı mahcup et meyin. Onları size veremem. Ne olur gidin burdan...” diye, yal vardıysa da gözü dönmüş bu sapıkların kapısından ayrılmaya hiç niyetleri yoktu.
Dışarda bu hadiseler yaşanırken, içerdeki misafir melekler hiç müdahalede bulunmuyor, misafire yaraşır bir şekil de sakince konuşulanları dinliyorlardı. Hz. Lut (as);“Ey kavmim! Şunlar kızlarım; sizin için en nezih olanı onlarla evlenmektir. Onları size nikah edeyim. Allah’tan korkun ve misafirlerimin önün de beni rezil etmeyin! İçinizden aklı başında olan bir adam yok mu?” (Hud, 78) dese de, onlar;“Ey Lut! Sen de biliyorsun. Bizim senin kızlarında gözümüz yoktur. Bizim ne istediğimizi pekala bi liyorsun” (Hud, 79) deyince, artık peygamberin yapacağı bir şey kalmamıştı. Çaresiz bir şekilde; “Keşke benim size karşı koyabile cek gücüm olsaydı veya bir desteğe dayanabilseydim.” (Hud, 80) diyerek, sapıklardan birazcık mühlet isteyerek, içeri girer.
Misafirlerine karşı mahçup bir şekilde içeri giren Lut (as), misafirlerine bu olanları nasıl açıklayacağını düşünürken, melekler; “Ey Lut! Biz Rabb’inin elçileriyiz. Sen müteessir olma. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşin hariç, sizden hiç kimseyi geride bırakma. Çünkü onların başına gelecek olan, şüphesiz onun başına da gelecektir. Onlar için belirlenen zaman, sabah vaktidir. Sabah yakın, değil mi?” (Hud 81) deyince, Hz. Lut (as) Rabb’inin bu yardımı karşısında gözyaşlarını tutamaz.
Günah Cinsinden Bir Musibet
Peygamber ve ona iman edenler gecenin bir vaktinde Mü’tefike beldesinden topluca ayrılıyorlardı. İlerleyen gurubun en arkasında Hz. Lut (as) vardı ve herşey hava aydınlanmaya başladığın da, hafif bir rüzgârla başlamıştı. Zamanla kasırgaya dönen bu rüzgâr, göklerden misket büyüklüğünde yağan ateşten toplarını bu sapık kavmin başına yağdırıyor, bu taşlar bir bomba gibi vücutlarını paramparça ediyordu. Belli bir zaman sonra Hz. İsrafil (as)’in bir kanat darbesiyle, şehrin altı üstüne getirilerek, bu sapık kavim yerin metrelerce dibine batırılıyordu. Güneşin doğuşuna kadar devam eden bu felaketin ardından, yeryüzü bir sapık kavimden daha temizlenmiş olarak tekrar eski saflığına kavuşuyordu.
Bugün İsrail, Filistin ve Ürdün arasında konumlanan ve adını Lut kavminden alan ‘Lut Gölü’ (Ölü deniz) günümüz insanları na da acı bir örnek olarak duruyor. Fena kokusundan dolayı bu göle kokuşmuş göl manasına gelen “El-Buharatü'lü Müntine” de denilmektedir. İnsan ahlakının, iffetsizliğinin, adaletsizliğinin, zulmünün kokuşturduğu bu göl, aynı zamanda toplumsal kokuşmuşluğun da en güzel misali olarak karşımızda duruyordu. Ay rıca bu göldeki bazı özellikler, günümüz insanına ibret alınacak çok şeyler anlatıyor. Deniz seviyesinden 400 metre aşağıda yer alması, hayvandan daha aşağı bir mertebe esfelesâfilini; yüzde 33 tuzluluk oranıyla da kokuşmaya yüz tutmuş insan karakterinin ilahi bir gazapla tuzlanarak, nasıl yok edildiğini gösteriyordu.
Yorumlar
Kalan Karakter: