
Hz. Eyyüb Peygamber (as)
Hz. Eyyüb (as), Hz. Yakub (as)’un kardeşi olan İys’in oğludur. Hz. İbrahim (as)’den sonra Şam ve Filistin halkına peygamber olarak gönderilen Eyyüb (as)’ın, her ne kadar sabırla imtihanı dillere destan olsa da, Allah (cc) tarafından mal-mülk, evlad-u İyal ile de imtihana tabi tutulmuş bir peygamberdir.Sabır kahramanı Eyyüb Peygamberin ilk imtihanı, her kulun dört elle sarıldığı malı ve mülküyle idi. Kur’an-ı Kerim’de; “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır.” (Teğabün, 15)
Zaman çabuk ilerliyordu. Hz. Eyyüb (as) daha üzerinden maddi fakirliğin yükünü atamamıştı ki, bu defa ayrı bir imtihan kapısını çalıyordu. Bunca zenginlik elden gidince, rahatlıkla çalışıp kazanma imkanını da Allah elinden almış, kendisine bir hastalığı imtihan vesilesi yapmıştı. Bu hastalık onu kısa bir zaman zarfında yataklara düşürmüş, bazı rivayetlere göre de hastalığın tehlikeli ve bulaşıcı olması, onun insanlarla alakasını da kesme sine sebep olmuştu.
Tecrit İçinde Bir Hayat
Hz. Eyyüb (as), hanımı ile beraber, insanlardan uzak bir kulübeye çekilmiş, geçimlerini el işi yaparak hanımı temin ediyordu. Kısa bir zaman içerisinde zenginllik gitmiş, bütün evlatları vefat etmiş ve âdeta bir sosyal izolasyona maruz kalmışlardı. Onun yakalandığı bu hastalık, günden güne hiç bir iyileşme göstermiyor, aksine daha da yayılarak, vücudunun her tarafını kaplıyordu. Eyyüb peygamber bütün vücut reflekslerini kaybetmişçesine sağına ve soluna bile dönemiyordu. Bu zaman zarfında o sadece hastalığı ile değil, aynı zamanda en büyük düşmanı olan şeytanla da mücadelesine devam ediyordu. Zaman ilerledikçe de Eyyüb peygamberin durumu giderek ağırlaşıyordu.
Hanımıyla 18 yıl beraber yaşadıkları bu kulübede ne kapılarını açan ne dertlerini soran ne de onlara yardım eden hiç kimse kalmamıştı. Herkes, bulaşıcı olduğu hastalığını bahane ederek, ondan uzak durmaya çalışıyor, kulübelerinin yanına bile yaklaşmıyorlardı.
Aktif Sabır
Yaralar, sabır kahramanının vücudunu iyice sarmış, hatta ağzına ve diline de bulaşmıştı. Diline bulaşan bu yaralar artık Rabb’ini zikretmesine mâni olmaya başlayınca; ‘“Ya Rab! Hastalığım artık bana zarar vermeye başladı. Kalben kulluk vazifemi yapmama, dil ile seni zikretmeme mani oluyor. İbadetsiz ve zikirsiz yaşayamam ben. Halimi senin merhametine havale ediyorum.” (Enbiya, 83) diye niyazda bulunur.
Gelen ayet, bir sabır ve sadakat madalyası gibi Hz. Eyyüb (as)’un yakasına asılıyordu.“Ya Eyyüb! Ayağını yere vur. Oradan su fışkıracaktır. Bu su, kendisiyle yıkanılacak ve içilecek şifalı bir sudur.” (Sa’d, 42) ayetini getiren Cebrail’de Hz. Eyyüb Peygamber de Rabb’in bu müjdesi karşısında çok mutlu olmuşlardı. Eyyüb (as) hemen denildiği gibi ayağını yere vurarak suyun çıkmasını sağlar. Su çıkar çıkmaz, o da kendisini suyun üzerine secdeye atarak kendine yakışanı yapar.
Yıllardır çektiği ızdıraptan böylelikle kurtulur ve eskisinden daha sağlıklı ve daha güçlü hale gelir. “Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için anılacak bir örnek olmak üzere, onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik; ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.” (Enbiya, 84)
Hz. Eyyüb (as), büyük bir kulluk imtihanından başarılı ola rak çıkmış, kaybettiği malı ve mülkü fazlasıyla kendisine iade edilmişti. Ama, Rabb’inin müfakatı bununla da kalmayacaktı. O, İlahi kelâmda bütün ümmetlere onu bir numune kul olarak takdir ve tebcil edecekti. Bizatihi yaratıcı tarafından takdire şayan olmak ne büyük şerefti. “... Gerçekten biz onu sıkıntılara dayanıklı olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! Yönü hep Allah’a dönüktü.” (Sa’d, 44
Yorumlar
Kalan Karakter: