
Hz. Salih Peygamber (as)
Hz. Hud (as), kavminin başına gelen felaketten sonra, İrem’den hicret etmek zorunda kalır. Mekke’ye yakın Hadramut’a yer leşerek burada vefat eder. Peygamberlerinin vefatından sonra da kavmi burada yaşamaya devam eder. Zamanla dünyaya meyleden Hud’un kavmi de sahip oldukları mal mülkle şımarır ve gönül dünyalarında kokuşmalar başlar. Kendi inançlarını korumayı başaramayan bu insanlar, geçmişte yaşananları da unutunca, eskilerin ayarlarına geri dönmeye mahküm olurlar. Yüce Allah (cc) kendini kaybetmiş ve şirazeden çıkmış kullarına, her zaman bir mürşid ve bir yol gösterici göndermiş ve onlara sahip çıkmıştı. İşte Hz. Salih (as) bu sahip çıkmanın eseri olarak Semud kavmine peygamber olarak gönderiliyordu. Hz. Salih (as)’in peygamber olarak gönderildiği Semud kavmi, Nuh (as)’un oğlu Sam’ın soyundan geliyordu. Hz. Hud (as) ile başla yan Ad kavmi, Hz. Salih (as) ile devam eden Semud kavmi, Hz. İbrahim (as)’in peygamber olarak gelişine kadar devam edecekti. Semud kavmi de zamanla Ad kavminin soluklarını kesen o büyük felaketi unutur ve kendilerini tıpkı onlar gibi şatafatlı bir hayatın içinde bulurlar.
Amansız bir imtihanın başlangıcında olan bu kavim, gözleri ile göremedikleri bir mabuda değil de, her gün önlerinde bulunan ve elleriyle dokunabildikleri, kendi elleriyle yaptıkları tanrılara gönül bağlamışlardı. İnsanların bu put alışkanlığı fetret devrinden bu yana bir türlü bitmek, tükenmek bilmiyordu. Herkes bir ağacı, bir taşı kendine göre şekillendiriyor ve ona tapmaya başlıyordu. Semud kavmi hayatlarını yeşillikler içerisinde yaptıkları yaylalardaki villlarda; kışları da sert kayaları oyarak yaptıkları taş evlerde geçiriyorlardı. Çünkü dağ yamaçlarında, taşların içini oyarak yaptıkları ‘kaya evleri’ ni kendilerini her türlü tehlikeye karşı koruyacak en önemli sığınak olarak görüyorlardı.
Mücadele Başlıyor
Allah’ı unutarak, putlara tapmaya devam eden Semud kavmi, tıpkı diğer ümmetlerde olduğu gibi imtihanın en ağırıyla sına nacaklardı. Bu sapık kavme yanlışlarını anlatarak, doğru yola çekme işi bu defa peygamber olarak Hz. Salih (as)’e veriliyordu. Semut kavmi bu sapıklık içerisinde yüzerken, aynı kavmin ileri gelenlerinden ve asla putlara tapmayan Ubeyd adında saygın bir zatın Salih adında bir erkek çocuğu dünyaya geliyordu. Salih, büyüdükçe halkın sevgisini kazanıyor, putlara tapmadığı halde kavmi tarafından çok seviliyordu. Ona dokunanlar, onu rahatsız edenler, karşılarında kavminin ileri gelenlerini buluyordu. Çünkü Semud kavmi, bu delikanlıya çok güveniyor, onun önderliğinde çok büyük işler başarabileceklerine inanıyorlardı.Düzenledikleri her zifayette, oturdukları her mekânda önce bu çocuğa hürmetlerini arzedip, daha sonra kendi işlerine başlıyorlardı.
Günler, seneler birbirini kovalamış ve bu çok güvendikleri delikanlı bir peygamber olarak karşılarına çıkarak; “Ey kavmim, nedir bu haliniz? Yalnızca Allah’a ibadet edin! Zira sizin için, O’ndan başka Ma’bud yoktur. Gerçek bu iken, şu taş ve ağaç parçalarına tapmayı nereden çıkarıyorsunuz? (Hud, 61) dedi. Etrafındakiler adeta küçük dillerini yutmuşçasına birbirlerine bakıyorlardı. Evet, yanlış duymamışlardı ve doğruluğuna emin oldukları Salih denen delikanlı, onları bir olan Allah’a davet edi yordu. Çünkü, Salih’in istediği şey, öyle yabana atılacak birşey değildi. Onun dediklerini kabul etmek, dünyalıklar adına her şeyden vazgeçmeleri manasına geliyordu. Bir an önce bu işe bir çözüm bulunmalı, bu delikanlı tutunduğu bu hayalden koparıl malıydı.
Bu yaşanılan olay kısa zamanda herkes tarafından du yulmuş ve bu haber her haneye bomba gibi düşmüştü. Çünkü hiç kimse sevip bağlandıkları bu delikanlıdan asla böyle bir şey duymayı beklemiyorlardı. Vakit kaybedilmeden hemen kavmin ileri gelenleri bir çözüm arayışı içine girerek, Salih (as) engel olmak için plan kurmaya başlıyorlardı. Aldıkları karara göre, ilk yapılacak şey güzel sözle, tatlı dille delikanlıyı fikrinden döndürmeye çalışacaklardı. Başarılı olunamazsa yalancılıkla, o da tutmazsa değişik iftiralar ve yalanlarla onu halkın gözünden düşürmeye çalışacaklardı. İşte Salih (as) için de aynı plan uygulamaya koyuluyordu. Kavmin ileri gelenlerinden birisi öne çıkarak: “Ey Salih! Sen bundan önce içimizde kendisine ümit bağlanan biriydin. Şimdi babalarımızın taptıkları şeylere tapmaktan bizi engellemeye mi kalkışıyorsun? Doğrusu bizi davet ettiğin konuda, ciddi şüphe içindeyiz” (Hud, 62) dediler.
Hz. Salih’in bu yoldan vazgeçmeyeceğini anlayanlar, fikirlerine güvendikleri herkesi meseleyi konuşmak ve görüşmek için toplantıya çağırıyordu. Salih’in bu yaptıklarının kavminin arasına huzursuzluk sokacağı, kendi akrabalarının her ne olursa olsun ona arka çıkacağı ve bu yüzden de beldelerinde rahat ve huzur içinde bir hayatın artık olamayacağını düşünüyorlardı. İşte bun dan dolayı yapılacakları sıralıyor ve bir an önce harekete geçilmesi gerektiği kararına varılıyordu. İftiralar ve Algı Operasyonları Hatırı sayılan sağlam karakterli bu genci, halk önünde küçük düşürecek ve onu itibarsızlaştıracak iftira, yalan ve ses getirecek algı operasyonlarına ihtiyaç vardı. Bu oprasyonların asıl maksadı onun halkı kandırdığı, yalan söyleyerek asıl maksadını gizlediği ve bu yolla halkın mallarına el koyacağı algısının oluşturulmasıydı. Bu planı hayata geçirme pahasına akıllara gelen ne kadar rüşvetçi, yalancı, hilekar, arsız, hırsız varsa herkesi yardıma çağırıyorlardı.
Hz. Salih (as), bütün bu iftira ve algılara rağmen, Rabb’inden gelen mesajları halka duyurmaya devam ediyor, yapılan bunca eziyet ve baskılara rağmen bir kelimelik bile olsa kimsenin kalbini kırmamaya çalışıyordu. Ama o elinden geleni yapmış olsa da, karşı taraf onunla aynı fikirde değildi. Artık ipler kopmuş, hızla zenginleşmeye devam eden kavmi, aynı hızla ona ve ona inananlara zulüm yapmaya başlamıştı. Halkın Hz. Salih’e yaklaşmasına, ona yardım etmesine asla izin verilmiyor, buna uymayanlar işkence ve tehditlerle sindiriliyorlardı. Semudluların yapmış oldukları plan hiç düşündükleri gibi olmamış, aksine halkın kafasının daha da karışmasına sebep olmuştu. Çünkü planların sahneye sürülmesi ve her kafadan bir sesin çıkması, müthiş bir bilgi kirliliğine sebebiyet vermişti.
Şimdi hem bu bilgi kirliliğini ortadan kaldıracak hem de Salih peygam beri zor duruma düşürecek bir planları vardı sırada. Onlar da Ad kavminin denediği aynı planı deneyecek, peygamberi aciz ve yalancı durumuna düşürmek için ondan mucize isteyeceklerdi. Böylelikle Salih’i küçük düşürerek gerçekten de kendi kavmini kandırdığını ortaya çıkaracaklardı. Yüce Allah (cc) azgınlaşan Semud’un iplerini biraz daha çekiyor ve onların zevk ve sefa kaynağı olan su kuyularındaki sularını azaltmakla imtihan ediyordu. Bu kuyular halkın su ihtiyacını karşılamanın yanında, zenginlerin ve soyluların villalarının, saraylarının bağ ve bahçelerinin de su ihtiyacını karşılıyordu. Yani bu su kuyuları Semudluların hayat kaynağı idi. İşte bu su azalmış, şimdilik halkın ihtiyacını karşılasa da, zevk ve eğlence mekânlarına yetmez hale gelmişti. Bu hadise onların zoruna gitmiş, kin ve nefretlerini daha da arttırmıştı. Ama onlar, her şeyde olduğu gibi bunun sebebinin de Salih (as) olduğunu söyleyerek, onun üzerindeki baskıyı daha da arttırıyorlardı. Evinde sürekli rahatsız edilen peygambere, dışarı çıktığında da sürekli el kol hareketleriyle onu alaya alıyor, ağza alınmayacak hakaretler yağdırıyorlardı.
Bir Deve Ve Bir Mucize
Semud kavminde artık rahat ve huzur kalmamıştı. Artık genç Salih’e bir ders vermenin zamanı geldi, diye düşünüyorlardı. Günlerden bir gün şehrin merkezinde düzenlenen panayırı gözüne kestiren Semudlular, halkın bir araya toplanmasını fırsata çevirmek istiyorlardı. Hz. Salih (as) alay edilme, dövülme, öldürülme de dahil bütün tehlikeleri göze alarak, halkın arasına daldı ve etrafını saran insanlara Allah’ın birliğini anlatmaya başladı. Etrafı adeta sapık ve dengesiz insanlar tarafından sarılmış, her türlü provakasyonlara açık bir hale getirilmişti. Kimisi tükürü yor, kimisi itekliyor, kimisi de ağza alınmayacak laflarla onu taciz ediyordu. Ama o, bir kaç insanın dinlemesine kilitlenmiş, atılan tükürüklere, savrulan küfürlere hiç aldırış etmeden tebliğine devam ediyordu. Çünkü o bir peygamberdi. Dövene elsiz, sövene dilsiz ve hepsinden önemlisi, gönülsüz olması gerekiyordu. Hz. Salih (as)’in etrafı iyice kalabalıklaşmış âdeta çembere alınmıştı. Bundan rahatsız olan bazıları, bu işi fırsata çevirmek için hemen Salih’in yanına koştu. Maksadı peygamberi alaya almak, soracağı bir kaç soru ile onu zor duruma düşürmek olacaktı; “Ey Salih, biz seni iyi tanırız. Bizim içimizde doğup, büyüdün. Bizim bildiğimiz ve kendine ümitler bağladığımız Salih, böyle karı şık sözlerle bizi putlarımızdan vazgeçirmeye çalışmaz. Olsa olsa sen sihirlenmişsindir. Bizim gibi bir insandan nasıl peygamber olur? Eğer iddianda doğru isen, şu dağdaki sarp kayadan, kızıl tüylü ve on aylık hamile bir dişi deve çıkarıver. Ancak o zaman sana inanırız.” der ve halka dönerek, alaycı bir şekilde kahkaha atmaya başlar.
Hz. Salih (as) onların düşündüğü gibi hiç telaşlanmadı, yüzü kızarmadı, mahçup olmadı ve kimseye müdahelede bulunmadı. Sadece halka hitaben, “ben bu dediğinizi yaparsam, siz benim dediklerime inanacak, putlardan vazgeçip, bir olan Allah’a dö necek misiniz?” diye sorar. Soruyu soran adam, halka dönerek yine alaycı bir ifade ile; “Elbette ey Salih, elbette...” diye, güle rek cevap verir. Hz.Peygamber Rabb’ine sığınarak dua dua yalvarmaya başladı. “Ey zorda kalan ve geniş zamanda seni anan ların ellerini boş çevirmeyen Rabb’im. Müşkül duruma düştüm. Zorda kaldım. İnayetine sığındım. Ne olur bana yardım et!” diye yalvardı ve yanındaki inananlarda hep bir ağızdan ‘amin’ dediler. Semud kavmi, Hz. Salih(as)’e bakıyor, istekleri karşısında acizliğini ilan etmesini bekliyorlardı.
Birazdan bu sessizliği yırtarcasına büyük bir çatırtı duyuldu. Bu çatırdı, karşılarında duran taş kayadan geliyordu. Kaya büyük bir sesle yarıldı ve ağzın da bir tutam otla, on aylık hamile kızıl bir deve, salına salına Hz. Salih peygamberin yanına kadar geldi. Semudluların gözleri yuvasından fırlamış, yay gibiydi. Ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Bunlar arasında her devirde olduğu gibi, arkalarında güçleri olmayan, mazlum, masum ve mağdur insanlar vardı. Onlar oracıkta iman edip sadakatlerini ortaya koyarak, kin ve nefretlerinde boğulanları deliye çevirmişlerdi. Bu arada Hz. Salih kavmine dönerek yine de onların gurur ve kibrine dokunmayacak bir uslupla: “Ey kavmim. İşte size istediğiniz o deve. Onu size bir mucize olarak takdim ediyorum. Onu kendi haline bırakın, Allah’ın arazisinde otlasın. Sakın ona fenalıkla dokunmayın. Şayet fenalıkla dokunursanız, tez vakitte gelecek olan bir azap, sizi yakalayıverir.” (Hud, 64) der ve oradan ayrılır ama, Hz. Salih endişe içindedir. Çünkü gönderilen mucize deveyi, bu sapık halktan korumak zor olacaktı.
Evet, görmek istedikleri gerçek buydu ama, ortada başka bir gerçek daha vardı ki, o da kavminin yine yan çizmesiydi. Bir türlü hakikati kabule yaklaşmayan halk, verdikleri sözde de durmuyorlardı. Onlar yine, Hz. Salih’i ve iman edenleri bu topraklardan sürüp çıkarmadıkça rahat yüzü göremeyeceklerini düşünüyorlardı. Artık kin ve nefretlerinin hedefine bu defa Hz. Salih (as)’i koymuş; “İçimizden bir insana mı uyacağız. Aksi takdirde biz apacık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz. Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalanlanmış, şımarığın biridir.” (Kamer, 24-25) diyerek, bütün okları yine peygamberlerine çevirmişlerdi.
Deve İle İmtihan
Hz. Salih (as) âdeta diken üzerindeydi. İster istemez Rabb’i nin ona bir emanet olarak gönderdiği deveyi korumak zorunday dı. Evinde peygamberini rahat bırakmayan bir zihniyetin, deveye neler yapabileceğini aklına bile getirmek istemiyordu. Hz. Salih (as) bu çile ve ızdırapla kıvranırken, kavminin ileri gelenleri de, huzura ermelerinin tek çaresinin bu deveyi ortadan kaldırmak olduğunun algısını yaymanın peşindeydi. Bütün planlarını bu minval üzerine yapıyor, gizlice halkı buna ikna etmek için, durma dan çalışıyorlardı. Kin ve nefretlerinde o kadar ileri gitmişlerdi ki, kendilerine imkânsız bir mucize gösteren ve istedikleri kızıl deveyi getiren peygambere karşı, bir türlü düşmanlıktan vazge çemiyorlardı. Kavminin deveyi öldürme planlarını duyunca çok rahatsız olmuştu ama, etrafında derdini anlatıp yardım isteyeceği kimseler yoktu. Planlar havada uçuşuyordu ama, öncelikli planları bu belayı başlarına saran Hz. Salih’ten kurtulmak olacaktı.
İçlerinden biri; “Biz Salih’in ölmesini değil, acılar içinde kıvran masını istiyoruz.” diyerek, deveyi öldürme planlarını öne alıyor, bununla da peygamberlerinin ızdırap çekmesini istiyorlardı. Bu şer şebekesinin başına, keskin zekası ve şeytanca planları ile öne çıkan Kudar b. Salif vardı. Bütün halkı devenin yanına toplayacak ve Hz. Salih’in acı çekmesi için kutsal deveyi onun gözü önünde boğazlayacaktı. Semud kavmi deveyi öldürmek ve bu işi bitirmek için Kudar b. Salif’in önderliğinde harekete geçmişti. Bu iş nasıl büyük bir topluluk önünde başlarına bela olmuş ise onlarda bu belayı aynı şekilde büyük bir topluluk önünde ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı. Yani kısasa kısas, yapacaklardı.
Hz. Salih (as)’de oradaydı. Toplanan kavmi: “Ey Salih! Şimdi biz bu deveyi öldürürsek, başımıza büyük bir felaket gelecek ve bizi helak edecekmiş, öyle mi? Şimdi öldürelim de görelim, senin Rabb’inin nasıl helak edeceğini.” diyerek, Kudar b. Salif hemen öne atılarak deveyi tuttuğu gibi, Hz. Salih’in önünde onu boğazlar. Yapılan bu küstahlık, artık büyük bir azabın da gelişni hızlan dırıyordu. O gün orada zalime karşı sesini çıkaramayan ve sessiz kalmayı yeğleyenler de Allah’ın gazabından kurtulamayacak ve kazanma kuşağında kaybedeceklerdi. Bu sapık kavim, kestikleri bu mucize devenin etini de Hz. Salih’i üzmek için, kapı kapı halka dağıtmış, dağıttıkları bu etin de kutsal devenin eti olduğu nu üzerine basa basa vurgulamışlardı. Elinde deveyi boğazladığı bıçakla, Hz. Salih’in karşısına dikilen Kudar: “Ya Salih, işte gördün, deveyi öldürdük! Eğer dava ettiğin gibi bir peygamber isen tehdit ettiğin azabı getir de görelim.” diyerek, yanından uzaklaşır. Uzaklaşırken de “Bekliyoruz Salih, bekliyoruz. Gözlerimizi yollarda koyma.” diye de alay etti.
Yapılan bütün bu densizliklere rağmen Hz. Salih (as); “Ey kavmim, nedir bu sizin yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesilesi olan deveyi kestiniz. Şimdiye kadar dağları aşan günahlarınıza, bir o kadar daha ilave ettiniz. Fakat buna rağmen, yine tövbe kapısı açıktır. Siz yine tövbeden evvel, azabın gelmesini istiyorsunuz?” (Neml, 46) diyerek, herşeye rağmen kavminin kurtuluşu için, bir ümit ışığı daha yaktı. Onların verecekleri cevap, Hz. Salih (as) için çok önem arzediyordu. “Ey Salih! Sen bize uğursuzluk getirdin. Zira sen bu dini icad ettiğinden beri, başımız belâdan kurtulmuyor. Bütün bunların sebebi sensin. Zira senden evvel, bu belâların hiç biri başımıza gelmemişti.” (Neml, 47) diyerek, kalplerin mühürlü olduğunu da ortaya koymuş oluyorlardı.
Hz. Salih (as)’e Suikast Planı
Semud kavminin bütün huzursuzlukların kaynağı olarak gördüğü deve ölmüştü ama, üzerlerindeki bela ve musibet bulutları bir türlü dağılmamıştı. Bu deve boğazlama meselesi, içlerinden bazılarına Hz. Salih’in söylediği azabı çağrıştırsa da, kin ve nefretleri gerçeği haykırmalarına ve iman etmelerine engel oluyordu. “Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın gönderdiği deve. Onu bırakın Allah’ın mülkünde otlasın. Ona kötülük etme yin; sonra sizi, yaklaşan bir azap yakalar.” (Hud, 64) diye ikaz edilmişlerdi ama, onlar hâlâ Hz. Salih (as) ile alay etmeye devam ediyor, beklenen felaketin bir an önce gelmesini istiyorlardı. Ne kadar dil döktü ne kadar gönüllerine girmeye çalıştıysa da yine kavmi onu dinlemedi. Artık verilen mühletin “... Yurdunuzda üç gün daha yaşayın.” (Hud, 65) ayetiyle sona erdiğini öğrenen peygamberin bu beldede durmasının bir anlamı kalmamıştı. Gökler ötesinde büyük bir felaketin hazırlıkları yapılırken, kabilesi de Hz. Salih için akıllara durgunluk verecek bir suikast planı üzerinde çalışıyordu. Bu sapık kavim, deveyi ortadan kaldırdıkları gibi, Hz. Salih (as)’i de ortadan kaldırabileceklerini düşünüyorlardı. Şeytanı kıskandıracak Semudlular, vakit kaybet meden 9 kişiden oluşan, sağlam bir intikam timi kurdu. Bu ekip, bir gece Hz. Salih’in evini kuşatıp, hep birlikte saldıracak ve onu yatağında öldüreceklerdi. Tıpkı Mekke’de Kâinatın iftihar tablosuna yaptıkları gibi. Semud kavminin bir türlü inanmak istemediği ilahi planın, dakika dakika onları sardığından haberleri bile yoktu. Yüce Allah (cc) tarafından verilen üç günün, iki günü geride kalmış, ılık esen rüzgârla yüzleri ateş kırmızısına dönmüştü. Bir akşam üstü or talık sakinleşince, hiç kimselere sezdirmeden Hz. Salih’in evini kuşatırlar ama onu evde bulamazlar. Bu olay büyük bir korkuya sebep olur. Evet onlar korkularında haklıydılar, çünkü onlarda biliyorlardı ki, Hz. Salih sebepsiz hiç bir zaman evini ve obasını terk etmezdi. Cebrail (as)’in bu suikastı haber vermesiyle ina nanlarla birlikte, doğup büyüdükleri beldeyi terk ederek hicrete yelken açıyorlardı.
Korkunç Son
Bir gece yarısından sonra hicret yoluna koyulan Hz. Salih (as) yine hüzünlü idi. İçi yanıyor ve kavminin durumuna çok üzülü yordu. Çünkü peygamberler merhamet ve şefkat pınarları gibidir. Ona gelenler, onun pınarından gönül kovalarını doldurarak bütün kirlerinden temizlenirler. Ama, her şeye rağmen kavminden bu pınara koşamayanların çokluğu onun ciğerini dağlıyordu. Yüce Allah (cc), peygamberinin şefkat dolu uyarılarına aldırış etme menin bedelini, onlara çok ağır ödedecekti. Öyle bir musibet verecekti ki, o duyan her kulağı sağır, korku saldığı her yüreği parça parça edecekti. Evet, ortalık müthiş bir sesle sarsılmaya başlıyordu. Artık elleriyle kulaklarını kapatmak, onlara hiç bir fayda sağlamıyor, yüksek sütunlu sarayları onları kütükler gibi yüzüstü yerlere sürüklenmekten kurtaramıyordu. Bu korkunç ses dalgaları, adeta vücutlarını bir ok misali delip geçiyor, be denlerini delik deşik ediyordu.
Hicr sokakları kütük yığınları gibi insan cesetleriyle dolup taşıyordu. Evet, şımarık Semudluların bir an önce gelmesini arzu ettikleri azap gelmiş, Allah’ın vaadi de gerçekleşmişti. “Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı kuru ot gibi oluverdiler.” (Kamer, 31) Hz. Salih, bu büyük musibetin ardından, yanındaki müminlerle beraber tekrar kendi beldesi olan Hicr şehrine geri döner. Manzara korkunçtu. Sokaklar yüzüstü kapaklanmış cesetlerle doluydu. Ses dalgaları adeta vücutlarını lime lime doğramış, onları çalı-çırpı haline getirmişti. Yanındaki inananlar da bu manzaraya şahit oluyor, Rabb’e rıza göstermenin ne büyük bir nimet olduğunu görüyorlardı.
Evet, böylelikle bir sabır ve çile imtihanı da burada sona eriyordu. Bu ne ilk ve ne de son olacaktı. Yüce Allah (cc), yoldan çıkan kullarını bir peygamber vasıtası ile tekrar ikaz edecek, bu ikaza kulak asmayanları da işte böyle helak edecekti. Kur’an-ı Kerim’de de ifade edildiği gibi, hiç bir peygamber kavminin helak edildiği yerde kalmamış, başka diyarlara hicret etmiştir. Salih peygamber de öyle yapacak ve ona iman edenlerle birlikte Şam’ın Remle kasabasına yerleşerek, ömrünün geri kalanını da burada tamamlayacaktı
Yorumlar
Kalan Karakter: